79. Bölüm

79. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Fakültenin bahçesinden sınıfa girdiğimizde, hocamızın elindeki listeyle sınıfa girmesi ile sıralarımıza geçtik..

 

Bungalov 1: Poyraz,Yasemin, Deniz ve Derya

 

Bungalov 2: İsmail, Neva, Derin ve Ece.

 

İsmail’in eli avucumda kaskatı kesildi. Neva mı? İkisi eski sevgiliydi bunu bilmeyen yoktu. Neva Yasin'e bakıp

başını eğdi ardından İsmail’e bakıp saçını geriye attı.

 

Hocanın listeyi okumasıyla sınıftaki o huzurlu hava, yerini buz gibi bir sessizliğe bıraktı. Ama bu sessizlik, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Başımı İsmail’in omzundan refleksle kaldırdım..

 

"Bungalov 3: Simay, Akın,Yasin ve Kenan."

 

"Bungalov 4: Fatma, İlker, Mehmet ve Kerem."

 

Olduğum yere çakılıp kalmıştım. Şaka mıydı bu? Mehmet tamam ama İlker ve Kerem? Fakültenin en tekinsiz tipleriyle aynı bungalovda kalacaktım. Tam İsmail’e dönüp "Bu imkansız!" diyecekken hoca devam etti

 

"Bungalov 5: Tahir, Alya, Taner ve Fatih."

 

Alya itiraz etti

 

Hocam! Yapmayın ben evliyim Mehmet'le benim yanımda neden hiç kız yok?

 

Gruplara ayrıldınız itiraz edemezsiniz!

 

Simay ise şaşkınlıktan donakalmıştı,o da üç erkekle eşleşmişti. İsmail’in yüzü bir anda kül gibi oldu. Çenesindeki kasların gerildiğini, ellerini yumruk yaptığını görebiliyordum. Ece ise oturduğu yerden bize bakıp, yapmacık gülümsemesini takınmıştı bile.

 

Sınıf dağılırken İsmail kolumdan tutup beni koridorun en kuytu köşesine çekti. Gözlerinden ateş çıkıyordu.

 

Üç erkekle aynı bungalovda kalmana izin vermem.

 

İsmail, hocayı duymadın mı? İtiraz yok dedi!" dedim, aslında ben de panik içindeydim ama onun bu aşırı korumacı hali beni de germişti. Hem sen sanki çok iyi bir yerdesin? Neva, Derin, Ece... Maşallah, harem kurmuşlar sana!

 

İsmail bir adım geri çekilip gözlerini kıstı. Ne yani, benim suçum mu bu? Ben mi yazdım listeyi? Ben o kızların yüzüne bile bakmıyorum!

 

Bakmıyorsun ama onlar sana bakıyor İsmail! Derin'in gözleri üzerinde, bir fırsatını bulsa su bardağını bile sana taşıttıracak. 'Ay İsmail, kapak çok sıkışmış, ay İsmail boyum yetişmedi'...

 

Sesimi incelterek Ece'nin taklidini yapınca İsmail hafifçe gülümsedi ama hemen ciddileşti.

 

Bak, Fatma... Ben orada gerekirse kapıda yatarım ama senin o heriflerle aynı çatının altında olmana tahammül edemem. Mehmet'e güveniyorum ama diğer ikisi... Eğer biri sana yan bakarsa kampı başlarına yıkarım.

 

Sen kendi çadırındaki 'hanımefendilere' sınırını çiz de," dedim trip atarak. Ben kendimi korurum. Ayrıca Alya da erkeklerle kalıyor, Simay da. Bu bir okul gezisi İsmail, savaş alanı değil.

 

Benim için savaş alanı! diye kestirip attı.

 

Biz tartışırken kantine indik. Alya saçlarını çekiştiriyordu, Poyraz ise karşısında gayet rahat bir şekilde tostunu yiyordu.

 

Kızım ne var? dedi Poyraz ağzı dolu dolu. Merak etmeyin yine de biz bizeyiz, yabancı değiliz? Hem bişey olursa Mehmet'le ben seni koruruz.

 

Alya masaya vurdu. "Mesele korunmak değil Poyraz! Ayrıca Simay da üç erkekle kalıyor, o ne yapacak?

 

Simay elindeki listeye boş boş bakıyordu. Benim durumum daha vahim. Yanımdakilerden biri eski sevgilimle yakın arkadaş. Bu kamp tam bir kaos olacak, şimdiden söylüyorum.

 

O sırada Neva ve tayfası kantinden içeri girdi. Sanki podyumda yürüyormuş gibi salınarak bizim masanın önünden geçtiler. Derin, İsmail’e bakıp "İsmail, kamp hazırlıkları için bir grup kuralım diyoruz bungalovdakilerle, numaranı verir misin? dedi, sesindeki o yapış yapış ton beni bitiriyordu.

 

İsmail bana baktı, sonra Derin'e döndü.

 

Gerek yok, grup falan kurmayın. Bir şey olursa okulda konuşuruz.

 

Derin dudak büktü.

 

Aman neyse, kamp akşamları çok soğuk oluyormuş, bungalovun şöminesiyle sen ilgilenirsin artık diye düşünmüştüm.

 

Derin uzaklaşınca İsmail’in koluna bir çimdik attım.

 

Şömineymiş! Bak bak, şimdiden görev dağılımı yapıyor.

 

Vanımı acıtıyorsun birtanem! dedi İsmail gülerek kolunu çekmeye çalışırken.

 

Daha dur İsmail, o kamp alanına gidelim ben sana o şömineyi göstereceğim, dedim hırsla.

 

Okul çıkışında arabaya bindiğimizde ikimiz de sessizdik. Ama bu sessizlik, içimizdeki o küçük kıskançlık krizinin hala soğumadığının kanıtıydı. İsmail arabayı durdurduğunda elini elimin üzerine koydu. Parmağımdaki pırlanta gün batımının ışığıyla parlıyordu.

 

Birbirimizi yiyoruz ama asıl korkumuz kaybetmek, değil mi? dedi kısık bir sesle.

 

Seni o kızların arasında düşünmek bile mideme kramplar sokuyor İsmail, dedim dürüstçe. "Hele o Derin... Bir şeyler planladığından o kadar eminim ki.

 

İsmail yüzümü ellerinin arasına aldı. Planlasın. Dağ olsa devrilmem ben sana. Ama sen de... O Kerem ve İlker’den uzak duracaksın. Mehmet'in yanından ayrılmayacaksın. Söz ver bana.

 

Söz, dedim içimi çekerek. Ama kırmızı ışıklarda öpme kuralımız kampta da geçerli mi? Sonuçta orada trafik ışığı yok.

 

İsmail hafifçe güldü, gözlerimin içine o derin sadakatle baktı. Işığa gerek yok. Senin gözlerin parladığı her an benim için öpüşme vaktidir. Kampı birbirimize dar etmek yerine, o 'disiplinlerarası kaynaşma' denen şeyi onlara nasıl bir çift olduğumuzu göstererek yaşatalım mı?

 

Deneyelim bakalım, dedim gülümseyerek

 

Ama biliyordum, o kamp alanı her türlü gerilime, kıskançlığa ve Derin'in oyunlarına sahne olacaktı....

 

Kampa gitmeden önceki son akşam, bizimkilerle sahildeki her zamanki kafemizde toplandık.

 

Masada kahkahadan çok barut kokusu vardı. Herkes birbirini göz hapsine almış, daha kampa gitmeden görünmez sınırlarını çizmişti.

 

İsmail, kolunu sandalyemin arkasına atmış, adeta mülkiyetini ilan eder gibi oturuyordu. Karşımızda Mehmet, Alya’ya parmağını kaldırmış birşeyler söylüyordu "Nasıl sakin olayım Alya?" dedi Mehmet, gözlerini devirerek. "Tahir, Taner, Fatih... Üçü de birbirinden fırlama tipler. Seni o bungalovda yalnız bıraktığım an kapıda bitecekler.

 

Poyraz ise tabağındaki patateslerle kavga ediyordu. Gözü sürekli telefonda bir şeyler inceleyen Simay’daydı. "Simay," dedi Poyraz dişlerinin arasından. "O Akın denen çocuk mu eski sevgilinin arkadaşı?

 

Simay saçını geriye attı, o meşhur soğukkanlılığıyla "Sen önce kendi bungalovundaki 'Derya' denizine bak Poyraz. Kızın sosyal medyasında 'Doğa, huzur ve ben' temalı fotoğraflarının altına senin yorumlarınla dolu...

 

İsmail bana döndü

 

İlker ve Kerem'e dikkat at birtanem tamam mı...

 

İlker neden burada İsmail...

 

Sorgulamada temiz çıkmış böyle bir şerefsiz nasıl temiz çıktı bende bilmiyorum ama... Her neyse sen kendine dikkat et

 

Sende dikkat et... Neva eski sevgilin ama ben Neva'ya güveniyorum çünkü o Yasin'e aşık ama o Derin ve Ece denen kızlara güvenmiyorum...

 

Mehmet Alya'ya bakıp ellerini tuttu.

 

Alyam bak karıcığım o Taner denen şerefsiz seni takip ediyor her fotoğrafını beğeniyor-

 

Simay konuştu

 

Poyraz içinde aynısı. Kalacağı odadaki kızın her fotoğrafını beğenmiş yorum yapmış her yorumu açtığımda sarı kalp var acaba neden!

 

Siz hanımefendiler toplanmış bizi mi kıskanıyorsunuz hıh?

 

Poyraz'a baktım ve konuştum.

 

Evet ben İsmail'i kıskanıyorum!

 

İsmail bana bakıp sırıttı Simay sinirle cevap verdi

 

Ben seni kıskanmıyorum Poyraz ilk sen sordun bana yoksa bana ne, kızı takip edip daha iki saat önce paylaştığı postuna sarı kalpler yağdırman umrumda değil yani!

 

Ben yalan söylemiyorum ben karımı kıskanıyorum lan! Taner denen şerefsiz ya bişey yaparsa!

 

İsmail konuştu

 

Taner birşey yapmaz sen Fatih'ten kork bence

 

Sözünü kestim

 

Kimse bişeyden korkmasın bence herkes yerini biliyor sanki biliyor gibi hepimizi ayırmışlar.

 

Evet sanki de bilen biri yapmış gibi acaba Yasin mi yaptı...

 

Hayır Yasin yapmaz, dedim ve İsmail bana döndü

 

Neden?

 

Çünkü Neva ile sevgili ve sevgilisini eski sevgili ile başbaşa bırakmaz.

 

Konu ben değilim sensin, İlker ile başbaşa kalman konu!

 

Ne var ki bunda? Bana güvenmiyor musun...

 

Sana güveniyorum birtanem onlara güvenmiyorum...

 

Merak etme bana bişey yapamazlar.

 

Hepimiz evlerimize dağıldık...

 

Ertesi abah fakülte önünde toplandığımızda, iki büyük otobüs bizi bekliyordu. Hocanın "Herkes bungalov arkadaşıyla yan yana oturacak!" talimatı, fitili ateşleyen son hamle oldu.

Otobüse binerken İsmail’in yüzü kireç gibiydi. Arkamdan geliyordu ama Derin ve Ece çoktan en ön koltuklarda yerlerini kapmış, yanlarındaki boş koltuğa "İsmail burası!" diye işaret ediyorlardı.

İsmail bana dönüp, "Fatma, sakın İlker’in yanına oturma. Mehmet’i araya al," diye fısıldadı.

 

Sen de Derin’in dizinin dibine çökme o zaman! dedim, çantamı omzuma sertçe asarken.

 

Otobüse girdiğimde İlker cam kenarına geçmiş, yanını boş bırakmış ve sırıtarak bana bakıyordu. "Gel bakalım oda arkadaşım," dedi pişkin bir tavırla. Tam o sırada Mehmet dev gibi cüssesiyle araya girdi. "Yol al İlker, Fatma benim yanımda oturacak."

 

İlker homurdansa da Mehmet’in cüssesinden çekinip sustu. Ben yerime geçerken gözüm yan taraftaki otobüse kaydı. İsmail, Derin ve Neva’nın tam ortasına düşmüştü. Derin şimdiden kulaklığının bir tekini İsmail’e uzatıyor, Ece ise "İsmail, midem bulanıyor sanki, camı açar mısın?" diye kollarına yapışıyordu.

 

İsmail’in dikiz aynasından bana attığı o "Beni buradan kurtar" bakışını ömrüm boyunca unutamayacaktım.

 

Yolculuk tam bir sinir harbiydi. Alya’nın olduğu otobüsten kahkahalar yükseliyordu, Tahir ve ekibi Alya’yı eğlendirmek için her yolu deniyordu. Mehmet ise bizim otobüste koltuğunu yumrukluyordu.

 

"Bak, bak... Alya nasıl gülüyor görüyor musun?" diye fısıldadı Mehmet bana doğru. "O Tahir’in dilini koparacağım."

 

Benim derdim ise başkaydı. Arka koltukta Kerem, elindeki çakıyla koltuğun kenarıyla oynuyor, arada bir dikiz aynasından bana bakıp gülümsüyordu. İlker ise sürekli "Fatma, akşam bungalovda kart oynuyoruz, şimdiden uyarayım kaybeden şömineye odun taşır," gibi laflar atıyordu.

 

Derin, İsmail’in omzuna doğru "uyuklama" taklidi yaparak kaymaya başlamıştı. İsmail ise her seferinde rahatsız bir tavırla cam tarafına yapışıyordu.Dayanamayıp telefonumu çıkardım.

 

İsmail, o kızın kafası omzuna değerse seni öldürürüm!

 

Birtanem valla kendimi cama yapıştırdım, sinek gibiyim burada.

 

Yolun yarısında verilen molada herkes araçlardan fırladı. İsmail adeta bir hapishaneden kaçar gibi yanıma koştu.

 

Bittim ben! O kızlar ne konuşuyor öyle? Derin şimdiden şömine başında içilecek şarapların listesini yapmış!

 

Sen listeyi boşver İsmail, dedim parmağımdaki yüzüğü onun gözüne sokarak. "Benim kalacağım bungalovda Kerem sürekli bıçakla oynuyor, İlker de 'oda arkadaşım' diye dolanıyor etrafımda. Eğer bir olay çıkarsa sorumlusu ben değilim!"

 

O sırada yanımıza Simay ve Poyraz geldi. İkisi de barut gibiydi. Poyraz, Simay’a "Akın neden senin valizini taşıyor Simay? Eli ayağı yok mu onun?" diye bağırıyordu. Simay ise "Çocuk sadece nezaket gösterdi Poyraz, senin Derya gibi 'ay valizim çok ağır, Poyraz yardım et' diye cilve yapmıyor en azından!" diyerek karşılık veriyordu.

 

Alya ve Mehmet ise bir köşede fısıltıyla tartışıyorlardı. Mehmet, "O Fatih sana bir daha espri yaparsa ağzına o tostu tıkarım Alya!" diyordu.

 

Hocanın düdüğüyle tekrar araçlara bindik.İsmail otobüse binerken bana döndü, herkesin içinde elimi sıkıca tutup havaya kaldırdı. İlker ve Derin’in gözlerinin içine bakarak, "Herkes yerini, haddini ve kimin kime ait olduğunu unutmasın. Bu kamp kimse için huzur bozma yeri değil," dedi.

 

Otobüse binerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Evet, gerilim doruktaydı, kıskançlık damarlarımızda geziyordu ama İsmail’in o korumacı duruşu içimi soğutmuştu.

 

Şimdi önümüzde uzun bir gece ve ormanın içinde, dış dünyadan kopuk beş bungalov vardı....

Bölüm : 12.05.2026 18:25 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...