78. Bölüm

78. Bölüm

Kyula
kyulaseng

İsmail’in kolları arasında, İstanbul’un ışıklarına yukarıdan bakarken, parmağımdaki o ışıltının sadece bir yüzük olmadığını, hayatımın en güzel günlerinin bir başlangıcı olacağını düşündüm...

 

Seni seviyorum, diye fısıldadım göğsüne doğru.

 

Aşağıya indiğimizde kalabalık hala bizi alkışlıyordu. Herkes bir masalın sonuna tanıklık ettiğini sanıyordu ama bilmiyorlardı ki bu bizim asıl başlangıcımızdı. Arabaya doğru yürürken ayaklarım yere basmıyordu sanki.

 

İsmail kapımı açtı, yüzündeki o huzurlu ifadeyle bana baktı...

 

Eve döndüğümüzde kırmızı elbisem, boynumda dağılmış saçlarım ve parmağımda parlayan o yüzüğe baktım...

 

Aynadaki kıza gülümsedim. O ürkek, korku dolu Fatma gitmiş yerine sevdiği adamın elini tutan, geleceğe umutla bakan bir kadın gelmişti....

 

Üstüme hırka alıp dışarıya bahçeye çıktım. İsmail ben dışarda otururken elinde sıcak çikolatayla yanıma yaklaştı

 

Sıcak çikolataları masaya bırakıp üzerimize battaniye getirdi... Elindeki kadife uzun kutuyu açıp gözlerime baktı...

 

Bize birşey aldım birtanem, dedi sesi alçalarak...

 

Yüzüğün yeri ayrı... Ama bu, bizim asıl hikayemizi anlatsın istedim...

 

Kutuda Yin-Yang sembolünün parçaları vardı. Biri bembeyazdı, tam ortasında küçücük siyah bir nokta diğeri ise zifiri siyahtı, içinde bembeyaz bir öz barındırıyordu.

 

İsmail, beyaz olanı nazikçe eline aldı ve benim bileğimi kendine doğru çekti.

 

Bu sensin... dedi, gözlerimin en derinine bakarak. Çünkü sen benim hayatımdaki o aydınlık tarafsın. Ama bak, o beyazın içinde minik bir siyah nokta var. O da benim... Senin o saf ve temiz kalbinin tam ortasındaki yerim.

 

Bilekliği büyük bir özenle bileğime bağladı. Parmak uçları tenime değdiğinde hala ilk günkü gibi ürperdiğimi hissettim. Sonra siyah olanı bana uzattı.

 

Siyah olanı aldım, onun güçlü bileğine dolarken boğazım düğümlendi.

 

Bu siyah benim, diye devam etti İsmail. Hatalarım, geçtiğim o karanlık yollar... Ama bak, bu siyahın içinde bembeyaz bir nokta var. O sensin. En karanlık anımda, ruhumun tam ortasında parlayan tek ışık.

 

Bilekliğin düğümünü sıkıca attım ve ellerimizi birleştirdik. İki parça yan yana gelince kusursuz bir daire oluşturdu.

 

Biliyor musun İsmail, dedim fısıltıyla, Kadim bilgeler bu sembol için 'zıtlıkların uyumu' derler. Işık olmazsa gölge olmaz, acı olmazsa huzurun kıymeti bilinmezmiş. Biz seninle gece ve gündüz gibiymişiz meğer. Birbirimizi kovalamıyoruz aslında, biz birbirimizi tamamlıyoruz.

 

İsmail elimi kaldırıp avucumun içini öptü. Denge derler buna birtanem. Dünyanın dengesi sevgidir. Benim dengem de sensin...

 

Sıcak çikolatalarımızdan tüten buhar, gecenin serinliğinde yüzümüze vuran tatlı bir esintiyle dağılırken, birbirimize kenetlenmiş ellerimize baktım.

 

Onun bileğindeki Yin ile kendi kolumdaki Yang'ın uyumuna bakarken

 

Denge... diye tekrarladım içimden. Ne güzel bir kelime...

 

İsmail, boşta kalan eliyle battaniyeyi omuzlarımıza iyice sardı ve beni göğsüne çekti.

 

Biliyor musun birtanem, dedi, sesi bahçedeki çalıların hışırtısına karışıyordu.

 

O bodrumdayken, nefesimin tükendiğini hissettiğim her an zihnime senin gülüşünü getiriyordum. Karanlık, senin ışığınla savaşıyordu içimde. O zaman anladım, insanı ayakta tutan şey sadece yaşama hırsı değil, yaşatacak birine duyduğu o derin sadakatmiş.

 

Başımı omzuna iyice yasladım. Sıcak çikolatamdan bir yudum daha aldım.

 

Ben de seni beklerken hep o günü hayal ettim, dedim gözlerimi kapatarak....

 

İsmail hafifçe güldü...Birlikte güldük. Bu gülüş, geçmişin tüm tozunu ruhumuzdan söküp atıyordu. Bir süre sessizce oturduk, yıldızların bahçedeki güllerin üzerine dökülen zayıf ışığını izledik. Gökyüzü o kadar berraktı ki, sanki her şey bizim için yeniden düzenlenmişti.

 

Hadi, dedi İsmail ayağa kalkarken. Yarın büyük bir gün. Yarın, hayatımızın geri kalanının ilk günü. Dinlenmemiz lazım.

Elini uzattı. O eli tutmak, benim için her zaman bir yemin gibiydi. Birlikte içeri girdik, merdivenleri çıkarken parmağımdaki yüzüğe baktım...

 

Odamıza girmeden önce kapının önünde durdu, alnımdan uzunca öptü...

 

Sabah gözlerimi açtığımda odanın içine süzülen gün ışığı, perde aralarından usulca yatağın üzerine düşüyordu.

 

Parmağımdaki yüzüğün tenime değen o hafif ağırlığını hissedince dudaklarım kendiliğinden kıvrıldı. Dün gece gerçekti. Galata, yüzük, İsmail’in gözleri, o bileklikler… Hepsi gerçekti.

 

Yanımda uyuyan sevgilime döndüm. Saçları dağılmıştı, yüzünde çocuk gibi huzurlu bir ifade vardı. O sert görünen adamın uyurken bu kadar masum görünmesi içimi eritiyordu. Sessizce doğrulup onu izledim bir süre. Sonra gözleri hafifçe aralandı.

 

Günaydın birtanem, dedi uykulu sesiyle.

 

Günaydın hayatım, dedim gülümseyerek.

 

Kolunu belime sardı, beni tekrar yatağa çekti. Burnunu boynuma gömdü.

 

Bugün fakültede bizimkiler deliricek...

 

Kahkaha attım.

 

Alya zaten beni görünce çığlık atar... Simay bayılır önce yüzüğe bakar sonra bana hesap sorar.

 

Bir süre yatakta tembel tembel konuştuk. Sonra hazırlanıp evden çıktık. Arabada bile elimizi ayırmıyorduk. Trafik ışığında durduğumuz da İsmail vitesi parka alıp bana döndü

 

Trafik ışıkları neden kırmızı yanar biliyor musun...

 

Ben ışıklara bakarken dudaklarımızı birleştirdi...

 

İsmail geri çekildiğinde alnını alnıma yasladı. Gözleri hala kapalıydı cümlesine devam etti.

 

İnsanların sevdiği kişiyi öpebilmesi için, dedi alçak sesiyle...

 

Yanaklarım yine kızarmıştı. Bunu fark edince daha da keyiflendi.

 

Şu utanışın var ya… insanın ömrünü uzatır.

 

Koluna hafifçe vurdum.

 

Arabayı yeniden hareket ettirdi. Bir eli direksiyondaydı, diğerini bana uzattı. Parmaklarımız kenetlendiğinde içim sıcacık oldu.

 

Kırmızı ışıklar boyunca beni öpecek misin yani? diye sordum.

 

Hiç düşünmeden cevap verdi.

 

Hepsinde...

 

Kalbim yine o aptal hızına ulaştı. Camdan dışarı bakmaya çalıştım ama gülümsememi saklayamıyordum.

 

İsmail göz ucuyla bana baktı.

 

Şimdiden utanıyorsun. Daha ömür boyu seni seveceğim ben. Ne yapacaksın o zaman?

 

Başımı omzuna yasladım.

 

Alışırım belki…

 

İsmail elimi kaldırıp yüzüğümü öptü.

 

Yok, dedi kısık bir sesle. Sakın alışma. Her seferinde ilk kez seviyormuşum gibi bak bana. Çünkü ben sana hep ilk günkü gibi aşık olacağım...

 

Onun bu romatik hali beni mahvetmeye yetiyordu...

 

Fakültenin önüne geldiğimizde derin nefes aldım.

 

Hazır mısın? dedi.

 

Hayır.

 

Ben de değilim.

 

Birlikte gülmeye başladık.

 

Arabadan indiğimiz an Alya’nın sesi bütün kampüste yankılandı.

 

Fatma!

 

Daha bana ulaşamadan yüzüğü gördü. Çığlık atıp koşmaya başladı. Simay da arkasından geliyordu ama o daha kontrollüydü. Ta ki yanıma gelip yüzüğü detaylı görene kadar.

 

Bu gerçek mi!

 

Alya iki elimi birden tuttu.

 

Simay gözlerini kıstı.

 

Bir dakika… bize hiçbir şey anlatmadan mı oldu bunlar?

 

İsmail yanımda hafifçe öksürdü.

 

Suç benim galiba.

 

Alya bir anda İsmail’e döndü. Poyraz ve Mehmet de yanımıza geldi. Alya konuşmasına devam etti

 

Sen dur! Önce hesap vereceksin. Böyle adam gibi önünde diz çöküp güzel bir teklifte bulundun mu gerçekten?

 

Mehmet ve Poyraz konuştu

 

Adam gibi bir teklifte buldun dimi?

 

İsmail ciddi ciddi başını salladı.

 

Hemde nasıl bir teklifte bulundum aklınız şaşar!

 

İsmail elimi tuttu. Baş parmağıyla yüzüğümü hafifçe çevirdi.

 

Alya yüzüğüme bakıp konuştu

 

Vintage markiz kesim pırlanta tektaş...

 

İsmail elini omzuma attı

 

Eee öyle sade birşey yakışmazdı en güzelini en pahalısını hakediyor benim birtanem...

 

Alya bize bakıp hayranlıkla konuştu

 

Ne savaşlar verdiniz şu ana gelmek için ağlamak istiyorum...

 

O zaten benim en güzel savaşım oldu, dedi sessizce...

 

Bir an herkes sustu. Sonra Poyraz burnunu çekme sesi yaptı.

 

Ben ağlamam beyler haberiniz olsun. Gözüme toz kaçtı.

 

Simay direkt peçeteyi suratına fırlattı.

 

Salak!

 

Kahkahalar yeniden yükseldi...

Bölüm : 11.05.2026 20:55 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...