82. Bölüm

82. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Sesler sanki kuyudan geliyordu...

 

Gözlerimi açtığımda ateşin başında İsmail'in omzunda olduğunu farkettim İsmail'e bakıp sordum

 

Kerem nerde... Neva ile sen herşey bir rüyamıydı?

 

Birtanem ne oldu iyimisin.... Poyraz az önce Simay'ı öptü sonra sen uyudun sanırım

 

İyiyim... Hatırlıyorum ama sonra Neva sana soru sordu-

 

Hayır Neva bana bişey sormadı...

 

İlker sana sordu-

 

Hayır İlker'de sormadı...

 

Rüyamıydı hepsi...

 

Evet sanırım kabus gördün...

 

İsmail çok kötü bir rüya gördüm... Sen Kerem'le beraber kalmıştın Kerem'de bıçak vardı... Beni tuttular sonra sen beni korumaya çalıştın...

 

Gözlerim doldu ve İsmail'e sarıldım

 

Geçti birtanem...

 

İsmail'in kulağına fısıldadım

 

Senin Neva ile birlikte olduğunu öğrendim senin ağzından... Hayatımdaki en kötü kabustu...

 

İsmail gözlerini kaçırmadan cevapladı

 

Birtanem bunun gerçekten olabileceğini mi düşündün?

 

Neva hamile kaldığını söyledi çok korktum senin bana yalan söylediğini düşündüm

 

Öyle bir şey yok...

 

Biliyorum...

 

Şişe döndü, döndü ve ucu bana,.arkası ise İlker’e.geldi. İlker o sinsi gülüşüyle bana bakıyordu

 

Cesaret,.dedim o daha sormadan. Korkmadığımı görsün istiyordum.

İlker pis pis sırıttı. Cesaret ha? O zaman git ve gölün kenarına kadar tek başına yürü, oradaki iskeleye ismini kazı ve geri gel. Karanlıktan korkmazsın herhalde?

 

İsmail bir hışımla ayağa fırladı. "Hayatta olmaz! Oraya tek başına gidemez!"

Ama tam o sırada Mehmet söze girdi. "Dur,Fatma yalnız gitmeyecek." Mehmet, İlker’e döndü. "Kural ne? Cesaret. Fatma gidecek ama oyunun devamında ben de sana bir 'cesaret' borçlu olacağım, hazır ol."

 

İlker yutkundu. Ben ayağa kalktım, üstüme hırkamı aldım. İsmail’in kulağına eğilip, "Merak etme, sadece birkaç metre yürüyeceğim," dedim. İsmail’in gözlerinden alev çıkıyordu ama oyunun bozulmasını da istemiyordu.

 

Göl kenarına doğru yürürken arkamdan birinin geldiğini hissettim. Kalbim küt küt atmaya başladı. Kerem miydi? İlker mi?

 

Fatma, bekle!

 

Gelen Alya’ydı. "Kızım deli misin, seni yalnız bırakır mıyım? Gel şuraya saklanalım da biraz korksunlar."

 

Alya ile bir çalılığın arkasına gizlendik. 5 dakika geçmeden İsmail, Mehmet ve Poyraz’ın koşa koşa göle doğru geldiğini gördük. İsmail resmen delirmiş gibi ismimle bağırıyordu.

 

Fatma! Neredesin?

 

Alya ile kıkırdayarak ortaya çıktık. İsmail beni görünce öyle bir sarıldı ki, kaburgalarım birbirine geçti sandım.

 

Bir daha sakın... Sakın o herifin lafıyla bir yere gitme! diye bağırdı.

 

Ateşin yanına geri döndüğümüzde Mehmet, İlker’in karşısına dikildi.

 

"Şimdi sıra bende İlker. Cesaret demiştin ya... Senin cesaretin, o gölün buz gibi suyuna şu an kıyafetlerinle girmek ve 'Ben bir salağım' diye bağırmak. Yoksa..." Mehmet yumruklarını sıktı. "Yoksa o suyu ben senin ayağına getiririm."

 

Hoca bile müdahale edemedi, Mehmet’in öfkesi tüm kampı sarmıştı. İlker, bütün sınıfın kahkahaları ve telefon kameraları eşliğinde, tir tir titreyerek göle girdi ve o cümleyi bağırdı.

 

Gecenin sonunda İsmail, battaniyeyi omuzlarımıza sardı. Ateşin sönmeye yüz tutmuş közlerine bakarken kulağıma fısıldadı:

 

"Denge demiştik ya birtanem... Galiba denge şu an tam da bu: Onların rezilliği, bizim mutluluğumuz."

 

Başımı omzuna yasladım. Sıcak çikolatamdan bir yudum aldım ve içimden geçirdim.Daha bir haftamız var. Bu kampın tadı yeni çıkmaya başlıyor...

 

İlker’in gölün ortasında sırılsıklam bir halde "Ben bir salağım!" diye bağırması, kampın sessizliğini bozan en tatlı melodi gibiydi. Sınıfın yarısı yerlerde yuvarlanırken, diğer yarısı bu anı ölümsüzleştirmek için telefonlarına sarılmıştı. İsmail yanımda keyifle arkasına yaslanmış, İlker’in titreyerek sudan çıkışını izliyordu.

 

"Denge yerini buldu," diye mırıldandı İsmail, sesindeki o sertlik yerini hafif bir alaya bırakmıştı.

 

Ama gece daha bitmemişti. Şişe tekrar dönmeye başladı. Bu sefer ucu Mehmet’i, arkası ise Alya’yı gösterdi. Ortam bir anda "Aile içi hesaplaşma" havasına büründü.

 

Mehmet, sanki mahkemeye çıkmış gibi dikleşti. "Doğruluk," dedi güvenle.

Alya, gözlerini kısıp parmağındaki yüzükle oynadı. "Peki Mehmet Bey... Madem doğruluk. O zaman söyle bakalım; geçen hafta 'erkek erkeğe maç izleyeceğiz' dediğinde aslında Taner’in beğendiği benim sosyal medyamdaki eski fotoğraflarıma bakıp saatlerce kıskançlık krizine girdiğin doğru mu?"

 

Poyraz bir kahkaha patlattı. "Oğlum, yandın! Ben demiştim sana 'Alya anlar' diye!"

 

Mehmet’in esmer yüzü bir anda pancar gibi kızardı. Bütün sınıf "Ooo!" diye bağırırken Mehmet ensesini kaşıdı. "Ya şimdi... Şey... Fotoğrafların altındaki yorumlar çok eskiydi, ben de kim ne yazmış bir kontrol edeyim dedim," diye geveledi. Alya zaferle gülümsedi ve Mehmet’in yanağını sıktı. "Mağara adamım benim."

 

Şişeyi bu sefer Simay çevirdi. Şişe o kadar hızlı döndü ki sanki durmak istemiyordu. En sonunda yavaşladı ve ucu Neva’yı, arkası ise beni gösterdi.

Neva, gözlerimin içine baktı. Cesaret! dedi, adeta meydan okuyarak. "Bana ne dersen yapacağım Fatma, sakın acıma."

Sınıfta fısıldaşmalar başladı. İsmail kulağıma eğilip, "Hadi birtanem, göster gününü," diye gaz verdi..

 

Düşündüm. Onu rezil etmek kolaydı ama ben daha yaratıcı bir şey istiyordum. "Tamam Neva," dedim sakin bir sesle. "Cesaretin şu, Şimdi kalkıp sınıfın önünde, İsmail’e olan o takıntının aslında gerçek bir aşk olmadığını, sadece kaybetmeyi yediremediğin bir hırs olduğunu itiraf edeceksin ve sonra... Yasin’in yanına gidip ona aslında onu ne kadar çok sevdiğini söyleyeceksin."

 

Neva donup kaldı. Gözleri doldu, dudakları titredi. Sınıf nefesini tutmuş bekliyordu. Yasin, ateşin diğer ucunda başını eğmiş, elindeki çubukla toprağı kazıyordu.

 

Neva yavaşça ayağa kalktı. Sesi titreyerek, "Ben... Ben sadece kaybetmeyi sevmiyorum," dedi İsmail’e bakarak. "Ama Fatma haklı. Bu bir hırs ve Yasin..." Neva, Yasin’e doğru döndü. "Yasin, özür dilerim. Seni gerçekten seviyorum ama bunu kendime bile itiraf edemeyecek kadar gururluydum."

 

Yasin ayağa kalkıp Neva’ya doğru yürüdü ve herkesin şaşkın bakışları arasında ona sarıldı. Sınıftan büyük bir alkış koptu. İsmail hayretle bana baktı. "Vay be... Sen resmen bir taşla iki kuş vurdun. Hem bizi kurtardın hem de onları barıştırdın."

"Denge demiştik sevgilim," dedim gülümseyerek. "Kötülüğe kötülükle cevap verirsen o daire asla tamamlanmaz."

 

Ateş başında saatler geçtikten sonra hoca herkesin dağılmasını istedi. Bungalovlara doğru yürürken İsmail yine elimi bir saniye bile bırakmıyordu. Ama bu sefer o eski gerginliği gitmiş, yerine tatlı bir huzur gelmişti.

 

Bungalov 4’ün önüne geldiğimizde İlker ve Kerem çoktan içeri girmişlerdi. İlker battaniyelere sarılmış, şöminenin dibinde titreyerek ısınmaya çalışıyordu.

İsmail kapının önünde durdu. Bu gece balkon kapısını kilitlemeyi unutma, dedi, sonra gülümseyerek ekledi, Ama istersen yine balkonda bekleyebilirim.

 

"Gerek yok kahramanım," dedim, yanağını okşayarak. "Bu gece huzurla uyuyacağım. Çünkü biliyorum ki sen bir ıslık kadar yakınsın."

 

Tam içeri girecekken İsmail beni kolumdan çekti ve alnımdan uzunca öptü. "Fatma... Sen gerçekten benim karanlığımın içindeki o beyaz noktasın. İyi ki varsın."

 

İçeri girdiğimde odada garip bir sessizlik vardı. İlker bana bakmaya bile cesaret edemiyordu. Kerem ise köşede sessizce kitabını okuyordu. Mehmet, Alya ile son bir kez mesajlaşıp yatağına devrildi.

Üst ranzaya çıktım, yorganın altına girdim. Pencereden dışarı baktığımda, ormanın derinliklerinden gelen rüzgarın sesi artık korkutucu değil, bir ninni gibi geliyordu. Parmağımdaki yüzüğün ışıltısına baktım.

 

Daha kampın ikinci günüydü. Kim bilir yarın bizi hangi komik kıskançlıklar, hangi eğlenceli kavgalar bekliyordu...

 

Sabahın ilk ışıkları bungalovun ahşap boşluklarından süzülürken, hayatımda ilk kez bir kamp sabahına bu kadar dinç uyanmıştım. Tabii alt ranzadan gelen "Alya... Hayır Alya, o fotoğrafı sileceksin!" diye sayıklayan Mehmet’in sesi olmasa daha da huzurlu olabilirdi.

 

Hızla hazırlanıp dışarı çıktım. Hava keskin bir soğukla yüzüme çarptı ama içim sıcacıktı. İsmail’i kendi bungalovunun önünde, elinde iki karton bardak kahveyle beni beklerken buldum. Beni görünce o meşhur, sadece bana ait olan gülümsemesi yayıldı yüzüne.

 

"Günaydın prenses," dedi kahvenin birini bana uzatırken.

 

"Günaydın prens. Neva ve Yasin cephesinde durum ne?"

İsmail hafifçe güldü. "Sabah erkenden el ele yürüyüşe çıkmışlar. Sayende kampın havası değişti ama dur... Bizimkiler geliyor, yine bir vukuat var."

 

Kahvaltı salonuna girdiğimizde Alya, Simay ve erkekler çoktan bir masayı savaş alanına çevirmişti. Masanın ortasında bir kağıt duruyordu.

"Ne oluyor burada?" diye sordum sandalyemi çekerken. Simay konuştu

 

"Bir karar aldık Fatma. Bu kampın gerginliğini atmak için bir 'Kıskançlık Puanlaması' yapıyoruz. Kim kimi daha çok darlarsa o akşam yemeğinde herkese bulaşık yıkatacak."

 

Poyraz hemen itiraz etti "Benim puanım baştan sıfır! Ben gayet medeni bir adamım."

 

O sırada yan masadan Deniz (Poyraz’ın oda arkadaşı olan kız) geçti ve göz kırptı.

 

Poyraz’ın yüzü bir anda kaskatı kesildi, ağzındaki zeytini yutamadı. Simay ise elindeki kalemi kağıda sertçe bastırdı:

 

Hoca kahvaltıdan sonra "Doğada Yön Bulma" etkinliği başlattı. Gruplar yine aynıydı ama bu sefer tüm gruplar aynı rota üzerinde yürüyordu. Ormanın derinliklerine daldığımızda İlker ve Kerem benden olabildiğince uzak durmaya çalışıyorlardı...belli ki İsmail’in dünkü göl performansından sonra canları kıymetli gelmişti.

 

Yürüyüş sırasında İsmail sürekli arkasına bakıp beni kontrol ediyordu. Bir ara yanıma sokulup fısıldadı: "Fatma, şu Kerem neden sürekli senin çantana bakıyor?"

 

"İsmail, çantamda harita var da ondan olabilir mi? Yön bulma oynuyoruz ya hani?"

 

"Olsun, haritaya değil sana bakıyor gibi geldi bana. Mehmet! Şunların arasına gir!"

 

Mehmet, Alya ile tartışmasını bölüp bir bodyguard gibi aramıza girdi. Alya ise iç çekerek bana baktı "Fatma, biz bunları bir odaya kapatıp tedavi mi ettirsek? Bak, Taner bana su uzattı diye Mehmet çocuğun elindeki şişeyi 'doğaya saygı' diyerek ormana fırlattı!"

 

İsmail alkışladı

 

Doğru yapmış!

 

Tabiki doğaya saygılıyız.

 

Öğle molasında dere kenarında durduk. Herkes matlarını serip dinlenirken, Neva yanıma geldi. Bu sefer yüzünde o sinsi ifade yoktu, aksine mahcup görünüyordu.

 

"Fatma... Dün gece için teşekkür ederim. Yasin’le aramızdaki o saçma engeli kaldırdın. Ama dikkat et," dedi sesini alçaltarak. "İlker ve Kerem çok bozuldu. Seninle ilgili değil, İsmail’i rezil etmek için başka bir planları var. Akşamki 'Fakülte Güzeli' yarışmasında bir şeyler çevirecekler."

 

İsmail yanımıza gelince Neva hemen uzaklaştı.

 

"Ne dedi o yine?" dedi İsmail, kaşlarını çatarak.

 

"Boşver sevgilim, sadece teşekkür etti," dedim ama içime bir kurt düşmüştü.

 

Akşam kamp ateşinin etrafında bu sefer "Kampın Enleri" seçilecekti. İlker mikrofonu eline aldı. "Evet arkadaşlar, şimdi 'En Uyumlu Çift' ödülünü vereceğiz. Adaylarımız belli ama biz bir sürpriz yapalım dedik."

 

Kerem sırıttı. "Bu ödülü kazanan çift, kampın sonuna kadar birbirine kelepçeli gezecek! Hadi bakalım, oylama başlasın!"

İsmail kulağıma eğildi "Bak, kesin bir hile yapıp bizi ayıracaklar. Seni o İlker’le, beni de Ece ile falan eşleştirecekler."

 

Ancak tam o sırada Mehmet ayağa kalktı. "Hocam! Oylamada hile olmasın diye biz dijital bir anket hazırladık, herkes telefondan baksın!"

 

Sonuçlar ekrana yansıdığında İlker ve Kerem’in suratı mosmor oldu. Sınıfın %90’ı "Fatma ve İsmail" demişti. Ama Mehmet’in küçük bir sürprizi daha vardı:

 

"Ayrıca... 'En Çok Kıskanan Erkek' ödülünü oy birliğiyle, Poyraz ve Mehmetz paylaşıyor! Ödülleri ise Yarın sabah tüm kampın kahvaltısını hazırlamak!"

 

Bungalovlara dönerken İsmail elimi tutup havaya kaldırdı. "Gördün mü? Kimse bizi ayıramaz. Kelepçeye bile gerek yok, biz zaten birbirimize kalpten mühürlüyüz."

 

"Bugün puanlamada kim kazandı?"

İsmail durdu, beni kendine çekti ve burnumun ucundan öptü. "Poyraz kazandı. Simay ona 'Deniz’le bir daha konuşursan seni bu göle kendim atarım' dediğinden beri Poyraz ağaçlarla konuşuyor."

 

Birlikte kahkahalar atarak bungalova doğru yürürken, ormanın karanlığı artık bize sadece huzur veriyordu.

 

Yarın sabah Mehmet ve Poyraz’ın mutfaktaki maceralarını izlemek için sabırsızlanıyordum.

 

Haahahha bende...

 

İsmail'le benim bungalovuma girdik. Kimse yoktu sadece ikimiz vardık, İsmail yatağa uzanıp bana baktı

 

Yatağın rahatmış. dedi bende alt dudağımı ısırıp onu süzdüm

 

Senin kucağın kadar rahat değil...

 

İsmail'in gözleri açıldı şaşkınlıkla bana baktı

 

Beklemiyordum...

 

Sevgilim ben seninle konuşmak istiyorum.

 

Cesaretle yanına yaklaştım... Doğrulup ellerimi tuttu.

 

Neyi konuşmak istiyorsun birtanem?

 

Ben anne olmak istiyorum... Kısaca artık korunmak istemiyorum, aramızda engeller olsun istemiyorum senden gelecek herşeye hazırım senden bir parça taşıyacaksam bırak şimdi olsun...

 

İsmail şaşkınlıkla ağzı açık yanıma yaklaştı

 

Harbi mi...

 

Başımı salladım

 

Harbi...

 

Bölüm : 13.05.2026 09:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...