85. Bölüm

85. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Araba otelden uzaklaşırken İsmail elimi tutup vitesin üzerine koydu. Nereye gidiyoruz? diye sordum.

 

Göz kırptı.

 

Evimize... Hayatımızı kuracağımız çocuklarımızı büyüteceğimiz evimize gidiyoruz...

 

O siyah deri ceketli, ağzından küfrü düşürmeyen, bakışlarıyla dünyayı yakacağını sanan o serseri adam... Şimdi tam karşımda, üzerine jilet gibi oturan damatlığıyla duruyordu.

 

Beyaz gömleğinin yakası o kadar düzgün, saçları o kadar özenliydi ki özellikle gözleri... O tanıdık fırtına hala oradaydı. Sadece artık bana karşı sığınılacak bir liman gibi bakıyordu.

 

Elimi yavaşça kalbinin üzerine koydum. O sert göğsün altındaki ritim, sanki bir maraton koşuyormuşçasına hızlıydı. Arabayı kenara durdurdu aynı yere...

 

Hala inanamıyorum, diye fısıldadım, sesim gelinliğimin dantelleri arasında kaybolur gibi çıktı. O ilk gün bana çarpıp özür dilemeyen adam, şimdi benim kocam mı oluyor...

 

İsmail, omuzlarını dikleştirip yüzüne o meşhur, hafif çarpık gülüşünü yerleştirdi. Ama bu sefer o gülüşte sonsuz bir aidiyet vardı. Eğilip alnımı alnıma dayadı,kokusu, o her zamanki sert parfümünün yerini bugün daha dingin, daha taze bir kokuya bırakmıştı.

 

Araba, bizim için yeni bir hayatın kapısı olan evimizin önünde durduğunda, kalbim artık göğüs kafesime sığmıyordu.

 

İsmail arabayı durdurdu ama inmedik. Karanlığın içinde, sadece gösterge panelinin hafif ışığı yüzüne vururken bana baktı..

 

Birtanem, dedi sesi çatallanarak.

 

Bu kapıdan içeri girdiğimizde, artık sadece benim değil benim nefesim olacaksın.

 

Beni kucağına alıp eşikten geçirdiğinde gelinliğimin beyaz tülleri yerlerde süzülüyordu. Kapıyı arkamızdan kapattığı an, dış dünyanın tüm gürültüsü silindi. Sadece biz vardık. Odanın loş ışığında bana doğru yaklaştığında, bakışlarındaki o hırçın ama bir o kadar da şefkatli adamı gördüm.

 

Elimi yavaşça damatlığının yakasına götürdüm. Parmaklarım titriyordu ama bu korkudan değil, yıllardır bastırdığımız o devasa özlemin taşmasındandı.

 

Evin sessizliği içinde sadece birbirimizin nefes alışlarını duyuyorduk...

 

Seni bekledim... diye fısıldadım.

 

O serseri çocuktan bu adama dönüşmeni, beni bu kadar güzel sevmeni bekledim.

 

İsmail, belimi öyle bir kavradı ki, aramızdaki son mesafe de yok oldu.

 

Alnını alnıma dayadığında, sıcak nefesi dudaklarımda geziniyordu.

 

Artık beklemek yok karıcığım, dedi, sesi bir yemin gibi derinden geliyordu..

 

Bundan sonrası sadece biziz. Her zerrenle, her nefesinle bana aitsin.

 

Yavaşça duvağımı açtı, her hareketi bir ibadet kadar kutsaldı. Saçlarım omuzlarıma döküldüğünde, elleriyle yüzümü avuçladı, beni alnımdan öptü...

 

Beni tek koluyla kucağına alıp odamıza götürdü. Elmi gömleğinin düğmelerine götürdüm, parmaklarımın altındaki o sert göğüs kafesinin ritmi, benim kalbimle aynı tempoda atıyordu.

 

İsmail, beni her öptüğünde, her dokunduğunda sanki yeniden var oluyordum. Bakışlarındaki o hırçın tutku, bana olan aşkının ne kadar devasa olduğunu haykırıyordu.

 

Sana aşığım, dedim nefes nefese. Sadece bu gece değil, her nefeste, her adımda...

 

Beni yavaşça yatağın üzerine bıraktı. Üzerime eğildiğinde o tanıdık, sert ve erkeksi parfümüyle karışık ten kokusu başımı döndürdü.

 

Gelinliğimin fermuarını ağır ağır, her bir santiminde sırtımı öperek indirdi. Kumaş omuzlarımdan aşağı süzülürken ellerim onun beyaz gömleğinin düğmelerine gitti. Sabırsızdım. Düğmeleri birer birer koparırcasına açtım.

 

Parmaklarım o sert, kaslı göğsünde gezindiğinde İsmail'in konuşmasını duydum

 

Beni... Beni mahvediyorsun , dedi ve dudaklarıma kapandı.

 

Dilinin her hareketiyle beni daha da derinlerine çekiyordu. Elleri vücudumun kıvrımlarında pervasızca dolaşırken yavaşça aşağı kaydı. Gözlerimin içine bakarak dizlerinin üzerine çöktü.

 

Sen benim herşeyimsin, dedi ve dudaklarını karnımın altına, bastırdı. Tenimle buluşan sıcak dudakları ve ıslaklığı karşısında başımı geriye atıp inlemekten kendimi alamadım. Beni öyle tutkuyla, öyle öpüyordu ki, her zerremde onun varlığını hissediyordum. Dudakları tenimde her gezindiğinde vücudum bir yay gibi geriliyor, adını sayıklıyordum.

 

Acele etme birtanem... Bu gece güneş hiç doğmayacakmış gibi seveceğim seni.

 

Doğrulup üzerindeki her şeyi bir kenara fırlattığında, erkekliğini tüm çıplaklığıyla karşımda gördüm. Şehvetin getirdiği o muazzam dolgunlukla karşımdaydı. Onu hissetmek istiyordum. Ellerimi uzatıp onu kavradığımda gözleri kapandı, dudaklarından derin bir küfür döküldü.

 

Onu yavaşça kendime çekip dudaklarımla karşıladığımda, elleri saçlarımın arasına dolandı. O sertliğini, damarlarındaki o yoğun akışı ağzımda hissetmek beni daha da tahrik ediyordu. Her hareketimde inlemeleri odayı dolduruyordu.

 

Dayanamadı ve beni tekrar yatağa yatırdı.Bacaklarımı ayırıp arama girdiğinde, hiçbir koruma, hiçbir engel olmadan doğrudan tenimin sıcaklığına, bana ait olan o derinliğe yöneldi. Bir an durdu, gözlerimin içine baktı...

 

Tek bir sert hareketle içime girdiğinde, acı ve hazzın birbirine karıştığı o muazzam doluluğu hissettim. İçimde o kadar büyüktü, o kadar sertti ki, her hareketinde ruhumun en derinlerine dokunuyordu. Elleri göğüslerimi kavradı, onları sertçe öpüp emmeye başladığında çığlıklarım İsmail'in boynunda boğuluyordu.

 

Hareketleri hızlandı, ritmi vahşileşti. O serseri adamın tüm gücüyle beni yatağa gömdüğünü, her darbesinde bana olan o devasa aşkını ve şehvetini haykırdığını duyuyordum.

 

Terden parlayan vücutlarımız birbirine yapışmış, nefeslerimiz birbirine karışmıştı.

 

Bacaklarımı beline daha sıkı doladım, topuklarımı sırtının o sert kaslarına bastırarak onu kendime daha da çekmek, aramızdaki o milimetrelik boşluğu bile yok etmek istedim. İçimdeki o yoğun doluluk hissi, canımı acıtmaktan çok beni bambaşka bir boyuta taşıyan, başımı döndüren bir sarhoşluğa dönüşmüştü.

 

Tırnaklarımın teninde bıraktığı izler umurunda bile değildi aksine, bu can yakıcı temas onu daha da hırslandırıyordu.

 

Boynuma gömüldü, sıcak nefesi ve ıslak dudakları köprücük kemiğimden yukarıya, kulak mememe doğru tırmandı.

 

Benimsin... diye fısıldadı, sesi o kadar derinden geliyordu ki, damarlarındaki o vahşi ritmi kulaklarımla duyabiliyordum.

 

Her şeyinle, her zerrenle benimsin. Bu gece de, bundan sonraki her gece de...

 

Bedenim yatakta yukarı doğru kayarken, güçlü elleriyle kalçalarımdan yakalayıp beni kendine sabitledi.

 

Aramızdan yükselen o ıslak ve tok sesler, odadaki tek gerçeklikti.Gözlerimi aralayıp ona baktığımda, alnından süzülen ter damlalarının göğsüme düştüğünü hissettim. Gözleri tamamen kararmış, o derin mavilikler yerini simsiyah bir tutku seline bırakmıştı.

 

Durma, diye fısıldadım nefes nefese, kalçalarımı onun ritmine uydurarak yukarı doğru ittim. Daha fazla...

 

Bu sözlerim üzerine derin bir soluk aldı, dişlerini omzuma geçirip canımı yakmayan ama beni tamamen titreten bir korla ısırdı.

 

Vücudum gerim gerim geriliyor, parmak uçlarımdan saç diplerime kadar bir elektrik akımı yayılıyordu. İsmail bunu fark etti. Bakışlarını yüzüme dikti, sahiplenici gülüşü dudaklarının kenarına ilişti gözlerinde sadece bana ait bir adamın sadakati vardı.

 

Bak bana, dedi nefes nefese...

 

Yüzümü ellerinin arasına alarak. Gözlerimin içine bak karıcığım. Kimin olduğunu görerek hisset beni.

 

Gözlerimi gözlerinden ayırmadan elini saçlarımın arasına daldırdı ve şakağıma derin, minnet dolu bir öpücük kondurdu.

 

Gözlerimi kapatıp bu huzurlu anın tadını çıkarmak istiyordum ama İsmail’in gözlerindeki o alevin tamamen sönmediğini görebiliyordum. O hırçın, kuralları sevmeyen adam hala oradaydı ve bu gecenin bu kadar çabuk bitmesine izin vermeye niyeti yoktu.

 

Bakışları, yatağın başlığına ve hemen yanındaki komodinin üzerinde duran, babamın gelinliğime bağladığı kırmızı, uzun saten kurdeleye kaydı.

 

Dudaklarının kenarı o meşhur, muzip ve azgın tavırla yukarı kıvrıldı.

 

Bu gece güneş doğmayacak dedim sana... diye fısıldadı sesi hala boğuk ve erkeksi bir tınıda çıkarken...Ben henüz seninle işimi bitirmedim.

 

Yataktan kalktı saten kurdeleyi aldı. Kurdeleyi parmaklarının arasında gezdirerek yatağa, üzerime doğru eğildi.

 

Gözlerindeki o yoğun arzu dalgası içimi yeniden titretmeye yetti.

 

Ne yapıyorsun? diye sordum, sesimdeki heyecan ve teslimiyet kendini belli ediyordu.

 

Seni tamamen bana bırakmanı istiyorum. Hiçbir yere kaçamayacak, sadece beni hissedecek kadar...

 

Kurdelenin bir ucunu yavaşça bileğime doladı, canımı yakmayacak ama gevşemeyecek bir sıkılıkta yatağın oymalı başlığına bağladı. Diğer bileğimi de aynı şekilde sabitlediğinde, kollarım başımın üzerinde iki yana açılmış, bedenim onun her türlü arzusuna tamamen açık ve savunmasız kalmıştı.

 

Bu durum beni o kadar çok tahrik etmişti ki, nefes alışlarım yeniden sıklaştı.

 

İsmail... diye mırıldandım, kalçalarımı hafifçe yatakta oynatarak.

 

Şşş... Sadece izle ve hisset, dedi.

Yatağın ayak ucuna doğru emekledi. Gözlerini bir an bile üzerimden ayırmıyordu. Komodinin üzerinde duran, daha önce açtığımız o hafif kokulu masaj yağını eline aldı. Birkaç damlasını kendi avuçlarına döktü, ellerini birbirine sürterek yağı ısıttı.

 

Sıcak elleri, ayak bileklerimden başlayarak bacaklarımın iç kısmına doğru ağır ağır tırmanmaya başladığında vücudum bir yay gibi gerildi.

 

Kurdeleler yüzünden ellerimi hareket ettiremediğim için, tüm odağım sadece onun dokunuşlarına kilitlenmişti.

 

Ellerin olmadan, sadece benim kontrolümde olmak nasıl bir his, hı? diye sordu, sesi kışkırtıcı bir fısıltı gibiydi.

 

Yağlı elleri kasıklarıma, ardından göğüslerime ulaştı. Göğüs uçlarımı parmaklarının arasında ezerken, dudaklarından dökülen erkeksi mırıltılar beni benden alıyordu. Daha fazlasını istiyordum, kurdeleleri çekiştirerek ona doğru uzanmaya çalıştım ama beni sert bir bakışla durdurdu.

 

Acele yok dediysem, yok, dedi ve aniden yatağın altından, gelinliğimin düşen duvağını aldı. Duvağın o yumuşak tülünü aldı ve gözlerimin üzerine bağladı.

Şimdi tamamen karanlıktaydım. Ellerim bağlıydı, gözlerim görmüyordu. Sadece duyularım vardı. Onun kokusu, odadaki nefesi ve tenime değen o sıcak, ıslak dokunuşları...

 

Göremediğim için her temasın etkisi yüz katına çıkmıştı. Tenimde aniden hissettiğim o sıcak ve ıslak dil, göbek deliğimden aşağıya doğru süzülürken iniltimi serbest bıraktım... kadınlığımın sınırlarında gezinirken, dudaklarını ve dilini o kadar hoyrat ama bir o kadar da uzman hardcore bir tavırla kullanıyordu ki, yatakta kalçalarımı yukarı kaldırmaktan başka bir şey yapamıyordum.

 

Ellerim arkada bağlı olduğu için ona tutunamamak, beni zevkin en uç sınırına itiyordu. Dayanamıyorum, diye yalvardım karanlığın içinde.

 

İstiyor musun beni, söyle? dedi, sesi tam kasıklarımın üzerindeydi, sıcak nefesi tenimi yakıyordu.

 

Çok... Çok istiyorum...

 

Gözümdeki duvağı tek bir hamlede çözüp fırlattı. Gözlerim loş ışığa alışırken, onun üzerime dikildiğini gördüm. Gülüşü bu sefer tamamen vahşi bir şehvete dönüşmüştü. Beni daha fazla bekletmedi. Kalçalarımdan tutarak bedenimi hafifçe havaya kaldırdı ve o muazzam sertliğiyle, tek ve derin bir darbeyle yeniden içimdeki yerini aldı.

 

Gözlerim irice açılırken, ellerimin bağlı olmasının verdiği o çaresizlikle başımı yatağa gömdüm. Bu pozisyon, onun içime çok daha derin, doğrudan ruhuma dokunacak kadar sert girmesini sağlıyordu.

 

Sırtını tamamen dikleştirmiş, üstten bana bakarak darbelere devam ediyordu. Ben ise yukarıda bağlı olan ellerimle yatak başlığını sıkıca kavramış, onun altında adeta eriyordum. İçimdeki o ıslak, yoğun sürtünme hissi beni mahvederken derin bir nefes alarak bileklerimdeki kırmızı kurdeleleri çözdü.

 

Kan hücum eden ellerimi ovuştururken, üzerimdeki o tatlı yorgunluğun beni ele geçirmesine izin verecektim ki, İsmail'in yatakta doğrularak bana baktığını gördüm.

 

Bitti mi sandın karıcığım? dedi, o hafif çarpık gülüşünü yüzüne yerleştirerek. Bu gece kuralları ben koyuyorum demiştim ama... belki de rolleri değişmenin vakti gelmiştir, ne dersin?

 

Şaşkınlıkla ona bakarken ayağa kalktı.

İsmail yatağa geri döndü ama bu sefer üzerime eğilmedi. Sırtını yatak başlığına dayadı, tamamen rahat ve serbest bir pozisyon aldı. Az önce bileklerimi bağladığı o kırmızı saten kurdeleyi elime tutuşturdu.

 

Şimdi sıra sende karıcığım... dedi sesi emir verir gibi ama bir o kadar da davetkar çıkarken.

 

Bu serseriyi nasıl dize getireceğini göster bana. Bu sefer kontrol tamamen sende...

 

İçimde uyanan o vahşi arzuyla yatakta doğruldum. Ellerimdeki kurdeleyle onun üzerine doğru emekledim. Dizlerimin üzerinde durup ona üstten bakmak, kalbimin ritmini anında hızlandırmıştı.

 

Kurdeleyi aldım ve onun o güçlü, kaslı kollarını yatak başlığına doğru çektim. İsmail hiçbir direnç göstermeden, gözlerindeki o meydan okuyan bakışla bana teslim oldu.

 

Bileklerini sıkıca bağladığımda, tam karşımda, benim dokunuşumu bekliyordu.

 

Aynadaki yansımamıza baktım. Üstte, saçları dağılmış, gözleri kararmış ben vardım, altta ise tamamen bana teslim olmuş, ama bakışlarıyla beni yutacak gibi duran kocam...

 

Güzel... diye mırıldandı, dişlerinin arasından. Şimdi ne istiyorsan onu yap.

 

Beni daha fazla teşvik etmesine gerek yoktu. Masaj yağından birkaç damla daha alıp kendi göğüslerime ve karnıma sürdüm. Tenim parıl parıl parlarken, yavaşça onun üzerine oturdum ama henüz içime almadım. Sadece kasıklarımı, onun o sertliğinin üzerinde yukarı aşağı sürterek gezdirdim. Tenlerimizin birbirine sürtünürken çıkardığı o ıslak ses odada yankılandı. İsmail, başını geriye atıp dişlerini sıktı, bağlarını koparmak istercesine bileklerini gerdi.

 

Hayatım... İşkence etmek yoktu, dedi bende, Acele yok demiştin kocacığım, dedim, onun az önceki sözlerini ona iade ederek. Elerimi kendi göğüslerime götürdüm ve onları onun gözleri önünde okşamaya başladım.

 

Benim bu hareketim onu çıldırtmaya yetmişti. Kasıklarımdan tutup beni aşağı çekmeye çalıştı ama kollarının bağlı olması hareket alanını kısıtlıyordu.

 

Daha fazla dayanamayarak, kalçalarımı yavaşça aşağıya doğru indirdim... O doluluğu santim santim içimde hissederken, tamamen üzerine yerleştiğimde ikimizden de aynı anda derin bir inilti döküldü...

 

Kontrol bendeydi. Kalçalarımı dairesel hareketlerle, onun üzerinde ritmik bir şekilde oynatmaya başladım. Yukarı yükselip aniden kendimi aşağı bıraktığımda ağzından boğuk bir küfür koptu.

 

Bağlı elleriyle yatağı sarsıyor, altımda bir yay gibi geriliyordu.

 

Harikasın...çok darsın, diye bağırdı nefes nefese... Gözlerine baka baka, tempomu hızlandırdım. Saçlarım omuzlarımdan ileri geri savrulurken, her inişimde onun kaslı göğsüne çarpıyordum.

 

Başını kaldırıp göğüs uçlarımı yakalamaya, onları ısırmaya çalışıyordu. Eğilip dudaklarımı dudaklarına bastırdım, dilimi ağzının içine hırçın davanışlarla iterken kalçalarımın hızını en üst seviyeye çıkardım.

 

Kendi zevkimi kendim yönetmek, onun altımdaki o çaresiz ama vahşi halini izlemek beni bambaşka bir boyuta ulaştırmıştı..

 

Bana bak... diye inledim çenesinden tutup başını kaldırdım,yavaşça kucağından kalkmadan kurdeleyi çözmeye çalıştım ama onun hareketleri kurdeleyi sıkılaştırmıştı...

 

Açılmıyor...

 

Düğümün çözülmeyeceğini, o kırmızı saten kurdelenin onun tenine ve yatağın başlığına iyice kördüğüm olduğunu anladığı an, İsmail'in gözlerinde vahşi bir azgınlık belirdi. Bakışları tamamen karardı, boynundaki ve kollarındaki damarlar çıplak gözle seçilecek kadar dışarı fırladı.

 

Gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmadan, kollarına ve omuzlarına tüm gücünü verdi. Kendini geriye doğru öyle hırçın, öyle durdurulamaz bir azgınlıkla çekti ki, yatak başlığı gıcırdayarak çatırdadı.

 

Bileklerindeki kırmızı kurdele tek bir hamlede çekip kopardı. Ağzım açık ona bakarken bileklerimden tutup beni yatağın ortasına çekti ve sırtüstü yatırdı.

 

Gözleri alev alevdi, dudaklarında o dünyayı yakacakmış gibi duran çarpık, tehlikeli gülüşü vardı.

 

Bu gece sınırları tamamen yıkacağız. diye fısıldadı, sesi bir aslanın kükremesinden farksız, derinden ve boğuk geliyordu. Şimdi sana bu adamın kuralsız dünyasını tamamen yaşatacağım.

 

Odanın köşesindeki cam masaya doğru gitti ve düğünümüz için hazırlanan, buz gibi şampanyanın yanına gitti...

 

Yatağın ayak ucuna geri döndüğünde, elindeki kadehi değil, doğrudan o buz gibi şampanya şişesini getirdiğini gördüm.

 

Ne yapıyorsun... diye mırıldandım, içimdeki heyecan ve ürperti had safhaya ulaşmıştı.

 

Cevap vermedi. Şişenin mantarını tek bir hamlede patlattı. Köpüren, buz gibi şampanyayı aniden göğüslerimin üzerine, oradan da karnıma doğru dökmeye başladı.

 

Tenime değen o şok edici soğukluk karşısında vücudum yatakta bir yay gibi gerildi, göğüs kafesim hızla inip kalkmaya başladı. Soğuk içki, terden alev alev yanan tenimden aşağı, kasıklarıma doğru süzülüyordu.

 

Çok soğuk! diye çığlık attım.

Şşş... Şimdi ısınacaksın, dedi ve gözlerimin içine baka baka dizlerinin üzerine çöktü.

Eğilip göğüslerimin üzerindeki o buz gibi, köpüklü şampanyayı hırçın, ıslak darbelerle yalamaya başladı. Dilinin sıcaklığı ve içkinin o şok edici soğukluğu tenimde muazzam bir kontrast yaratıyordu.

 

Aşağıya, karnıma doğru indi göbek deliğimde biriken o buz gibi sıvıyı dudaklarıyla vakumlayarak emdiğinde yatağın çarşafını delicesine kavradım.

Ama durmadı. Şişeyi yeniden kaldırdı ve bu kez doğrudan kadınlığımın o en alev alev yanan noktasına o buz gibi içkiyi boşalttı. Hazdan ve soğuğun verdiği o çılgın histen dolayı kalçalarımı yataktan fırlatacak gibi oldum ama güçlü elleriyle uyluklarımı yatağa çiviledi.

 

Dudaklarını, şampanyayla sırılsıklam olmuş o en hassas noktama bastırdı. Dilini o kadar vahşi ve kuralsız kullanıyordu ki, odada sadece benim kontrolsüz çığlıklarım ve onun ıslak, emiş sesleri yankılanıyordu. Soğuk sıvı, onun sıcak diliyle birleştiğinde gözlerim zevkten ters dönmek üzereydi.

 

Başını kaldırdı, çenesinden aşağı süzülen şampanya damlaları loş ışıkta parlarken o vahşi gülüşünü attı.

 

Daha bitmedi, dedi. Beni aniden omuzlarımdan kavrayıp yataktan indirdi. Odanın en köşesindeki şampanyayı aldığı o büyük cam masanın üzerine çıkardı.

 

Sırtımı masanın soğuk yüzeyine yasladı, bacaklarımı sonuna kadar ayırıp omuzlarına aldı. Pozisyonumuz o kadar dikey ve o kadar derindi ki, masanın soğukluğu sırtımı ürpertirken, karşımda duran kocamın o devasa, damarları tamamen gözlerimin önündeydi.

 

Hiç beklemedi, hiçbir uyarı yapmadı. Kalçalarımdan tuttu ve tek bir hamleyle, masayı gıcırdatacak bir güçle tamamen içime gömüldü.

 

Ahhh! diye bir çığlık koptu ağzımdan, acı değil, bu dünyada tarifi olmayan bir hazzın çığlığıydı bu. Masanın üzerinde sırtım ileri geri kayarken, ellerimle onun omuzlarına tutunmaya çalıştım.

 

Tüm vahşetini bu pozisyona döktü. Git-gelleri o kadar sert, o kadar derindi ki masanın üzerindeki gümüş şamdanlar, kadehler sarsıntıdan yere düşüp büyük bir gürültüyle kırılıyordu.

 

Dış dünyanın tüm kuralları, tüm eşyaları umurumuzda bile değildi. O vurdukça ben masanın üzerinde inliyor, bacaklarımı onun boynuna daha da doluyordum.

 

Sırtını dikleştirdi, saçlarımdan tutup başımı geriye doğru çekti ve boynumu dudaklarının arasına aldı.

 

Masanın üzerindeki o gürültülü, kırılan kadehler ve şamdanlar arasında yaşanan vahşi birleşme, ikimizi de nefes nefese bırakmıştı. Sırtımın masanın soğuk camıyla, içimin ise İsmail'in yakıcı sıcaklığıyla buluştuğu o dikey pozisyonda zevkin sınırlarını tamamen aşmıştım. İsmail, boynumu dudaklarının arasından serbest bırakıp derin bir soluk aldı. Alnını şakağıma yasladığında, ikimizin de bedeninden seneden süzülen şampanya ve ter damlaları masanın yüzeyine akıyordu.

 

Beni masanın üzerinden tek bir hamlede, sanki hiçbir ağırlığım yokmuş gibi kucağına aldı. Ayaklarımız yerdeki cam kırıklarına basmadan, büyük ve sert adımlarla yeniden yatağa doğru yürüdü. Beni yatağın tam ortasına, darmadağın olmuş o yumuşak çarşafların üzerine bıraktı. Sırtüstü düştüğümde, saçlarım yatağın dört bir yanına saçılmıştı.

 

Dizlerini bacaklarımın iki yanına yerleştirip üzerime çöktü.

 

Aniden büyük, damarlı elini yatağa saçılan saçlarımın arasına daldırdı. Uzun, darmadağın olmuş saçlarımı sertçe kavrayıp tek bir hamlede eline doladı. Avucunu sıkarak saçlarımı geriye doğdedi sesi emir verir gibi, delicesine aşık bir tonla.

 

Saçlarımı eline biraz daha dolayarak başımı kendine doğru çekti. Yüzlerimizi birbirine sabitlemişti, kaçacak hiçbir yerim yoktu.

 

Bu gece seni her öptüğümde, her hücremle içine her girdiğimde benden başka hiçbir şeyi düşünmeni istemiyorum...

 

Zaten... Zaten sadece sen varsın, diye fısıldadım, gözlerim zevkten ve aşktan buğulanmış bir halde ona bakarken.

Saçlarımı elinden bırakmadı, o sert tutuşuyla beni kendine çekmeye devam ederek aniden dudaklarıma kapandı.

 

Bu öpücük az öncekilerden çok daha derin, çok daha sahipleniciydi. Dilinin her hareketiyle beni kendi girdabına çekiyor, soluğumu kesiyordu. Boşta kalan diğer güçlü eliyle kalçalarımı sıkıca kavradı ve bacaklarımı beline dolamam için beni yukarı doğru çekti.

 

Saçlarımı tutan eli, başımın yatakta sarsılmasını engelliyor, her darbeyi doğrudan ve en derinden hissetmemi sağlıyordu.

 

İsmail, saçlarımı eline dolamış halde pozisyonunu hiç bozmadan saçlarımı biraz daha çekerek yüzümü kendi yüzüne yaklaştırdı, gözlerimin içine baka baka son ve en güçlü hamlelerini yapmaya başladı. Ritmik vuruşları o kadar vahşileşmişti ki, kasıklarımda biriken o devasa haz dalgası saniyeler içinde tüm vücudumu esir aldı.

 

Bedenim kasılarak, onun altında tamamen boşalırken saçlarımı bıraktı, derin bir inlemeyle tüm sıcaklığını içimin en derin duvarlarına boşaltırken, sıcaklığı içimi doldurdu..

 

Dakikalarca birbirimize sarılı halde, sadece nefeslerimizin yavaşlamasını bekledik. İsmail alnımdan öptü, saçlarımı okşadı.

 

İçime bıraktığı o yoğun sıcaklığın tenimden aşağı süzüldüğünü hissettim. Göğsü, benimkiyle aynı deli ritimde inip kalkıyordu. Başını boynumun kenarına yaslamış, sıcak nefesini tenime üflüyordu.

 

Yavaşça başını kaldırdı. Elini uzatıp yüzüme gelen ıslak saç tellerini şefkatle geriye doğru itti.

 

Seni çok beklettim mi? diye fısıldadı. Sesi az önceki o vahşi kükremelerden uzak, o kadar kadife ve derinden geliyordu ki, gözlerim doldu.

 

Sonsuza kadar olsa yine beklerdim, dedim, sesim yaşadığımız o muazzam hazdan dolayı hala çatallı çıkıyordu.

 

Doğruldu, beni de belimden kavrayıp göğsüne yaslayarak yatakta oturur pozisyona getirdi. Sırtım onun o sırılsıklam, sıcak ve kaslı göğsüne yaslandığında, dışarıdaki dünyanın tüm kötülüklerinden uzakta, en güvenli limanımda olduğumu bir kez daha anladım.

 

İsmail, çenesini omzuma yasladı. Kolları karnımın üzerinde birleşti, parmaklarını parmaklarıma kenetledi. Tam karşımızdaki aynada duran yansımamıza baktım. Gelinliğimin yerdeki tülleri, masanın üzerindeki kırık camlar, darmadağın olmuş çarşaflar... Hepsi bu gece birbirimize mühürlenişimizin birer kanıtı gibiydi.

 

Bundan sonrası sadece bizim, diye mırıldandı İsmail, kulak mememin hemen altına dudaklarını bastırarak.

 

Bu evde seninle yaşlanacağız... Çocuklarımız bu odanın duvarlarında yankılanan seslerimizle büyüyecek. Ama her zaman... ilk günkü gibi sadece bana ait olacaksın.

 

İçimden yükselen o tarifsiz huzurla başımı arkaya eğip dudaklarına küçük, minnet dolu bir öpücük kondurdum. Gözlerimi kapattığımda, kalbimin hala onunla aynı tempoda çarptığını duyabiliyordum.

 

Yeni hayatımızın ilk sabahına uyandığımızda, kollarında yepyeni bir kadın olarak gözlerimi açacağımı biliyordum... ru çektiğinde, başım yatakta arkaya doğru eğildi ve boynum, göğüslerim tamamen onun görüş açısına, onun insafına sunuldu. Saçlarımın köklerinde hissettiğim o tatlı can acısı, içimdeki o dişil teslimiyet duygusunu en üst seviyeye çıkardı.

 

Bak bana

Bölüm : 16.05.2026 18:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...