
Hastanenin o ağır kokulu koridorlarından, İsmail’in koluna girmiş bir şekilde çıkarken sanki sadece bir binayı değil, geçmişin bütün yükünü de arkamızda bırakıyorduk. İsmail, her ne kadar "İyiyim, kendim yürürüm" diye inat etse de, bir elini omzuma atmıştı ve ben o omuzda dünyayı taşıyormuşum gibi gururluydum.
Bahçeye çıktığımızda rüzgar yüzümüze vurdu. O soğuk bodrumun rutubetli havası değil, özgürlüğün keskin ve taze kokusuydu bu. İsmail durdu, derin bir nefes aldı ve gökyüzüne baktı.
Bak Fatma, dedi kısık bir sesle. "Güneş tepede ve biz hâlâ hayattayız."
Gözlerim doldu, başımı omzuna yasladım. "Hayattayız İsmail ve bu sefer kimse gölgemize bile basamayacak."
Eve vardığımızda kapının önünde bekleyen babamı gördüm. Kalbim küt küt atmaya başladı, babamın bakışları her zaman sertti, kuralları kesindi. Ama İsmail arabadan inip babamın karşısında dikildiğinde ,biraz solgun, biraz yorgun ama dimdik, babamın o sert çehresinin sarsıldığını gördüm.
İsmail, saygıyla babamın eline uzandı. Baba, dedi, sesi titriyordu. Emanetini geri getirdim. Belki biraz geç oldu, belki çok canımız yandı ama... onu karanlıktan çıkardım.
Babam bir süre İsmail’in gözlerinin içine baktı. Sonra beklemediğim bir şey yaptı İsmail’in elini sıkıca tutup onu göğsüne çekti, sımsıkı sarıldı.
Sen sadece kızımı getirmedin evlat, dedi babam gür bir sesle. Sen bize bir oğul getirdin. Hoş geldin evine.
O an hıçkırıklarıma engel olamadım. Annem yanıma gelip elimi tuttu. Bahçedeki o sessizlik, hayatımın en güzel melodisi gibiydi. Artık kaçmıyorduk. Artık saklanmıyorduk.
Gece olup herkes odasına çekildiğinde, İsmail’le bahçedeki çardakta oturduk. Üzerimizde kalın bir battaniye vardı, diz dizeydik. Yıldızlar o kadar parlaktı ki, sanki gökyüzü de bizim zaferimizi kutluyordu...
Yıldızların altındaki o huzurlu sessizliği, İsmail’in derin bir nefes alıp babama doğru dönmesi böldü. Elimi her zamankinden daha sıkı tutuyordu, sanki benden güç alıyordu. Babamın bakışlarındaki o yumuşama, İsmail’e büyük bir cesaret vermişti.
Baba, dedi İsmail, sesi net ve kararlıydı. Müsaaden olursa... Ben Fatma’yı kendi evime götürmek istiyorum. Orası artık sadece benim değil, bizim evimiz olsun. Kendi düzenimizi kurmak, o karanlık günleri kendi yuvamızda temelli geride bırakmak istiyoruz.
Babam bir süre sessiz kaldı. Annemle göz göze geldiler. Annemin gözleri dolmuştu ama yüzünde "bırak gitsinler, mutlu olsunlar" der gibi bir ifade vardı. Babam ağır adımlarla yanımıza yaklaştı, elini İsmail’in omzuna koydu.
Oğlum, dedi babam, sesi bu kez çok daha babacandı. "Sen bu kız için kurşun yedin. Onu karanlıktan çekip çıkardın. Benim sana güvenim tam. Git kur yuvanı, çek kapını... Ama kapınız bize her zaman açık olsun."
İsmail’in yüzünde öyle bir rahatlama belirdi ki, sanki üzerinden tonlarca yük kalkmıştı. "Eksik olma baba," dedi ve babamın elini öpüp alnına koydu.
Ertesi gün erkenden yola çıktık... Arabadan indiğimizde İsmail kapıyı açmadan önce durdu, bana baktı.
Burası artık senin evin birtanem, dedi anahtarı elime bırakırken. Burada ağlamak yasak, korkmak yasak. Sadece gülmek var.
İçeri girdiğimizde evin her köşesinde onun kokusu vardı ama bir şeyler eksikti..kadın eli, yani benim elim. İsmail beni salondaki geniş koltuğa oturttu ve hemen mutfağa yöneldi.
Sen dinlen birtanem, dikişlerin sızlıyor gibi bakma öyle, ben hallederim," dedim arkasından seslenerek.
Olmaz!" diye bağırdı mutfaktan. "Bu evdeki ilk yemeğimizi ben yapacağım. Madem baban seni bana emanet etti, krallar gibi yaşatacağım seni.
Biraz sonra elinde iki kupa çayla geri geldi. Yanıma oturdu, battaniyeyi üzerimize çekti. Başımı omzuna yasladım. Televizyon kapalıydı, sadece dışarıdaki rüzgarın ve bizim nefesimizin sesi vardı.
Hâlâ inanamıyorum, dedim fısıltıyla. Gerçekten bitti mi? Artık o bodrum, o silahlar, o tehditler yok mu?
İsmail çayını masaya bıraktı, beni kollarının arasına aldı ve alnımı uzun uzun öptü. Yok birtanem. Sadece biz varız. Bak, kapı kilitli ve anahtarı sende. Burası bizim dünyamız. Kimse giremez, kimse bizi üzemez.
Yanımda, benim için ölmeyi göze alan o güzel gülüşlü adam vardı...
Ayağa kalktım ve İsmail'in elinden tuttum
Hadi gel odamıza geçelim...
İsmail elimi tuttu ve onu odaya çıkarttım ardından yatağa uzandık ve birbirimize sarılarak yavaşça gözlerimizi kapattık...
Ertesi sabah, güneş her zamankinden daha parlak doğdu. İsmail’in evinde, onun gömleklerinden birini üzerime geçirmiş, mutfakta kahvaltı hazırlarken arkamdan gelip belime sarılışıyla güne başladık...
Günaydın birtanem...
Günaydın aşkım sen otur ben kahvaltıyı hazırladım...
İsmail masaya otururken tabakaları yerleştirdi
Ne hazırladın birtanem...
Dolapta meşhur salatam var ve bize fırın böreği yaptım yani umarım güzel olmuştur...
Sen yaptıysan çok güzeldir...
Fırını açtım ve böreği alıp masanın ortasına bıraktım
Böreği kesip tabaklarımıza koydum... İsmail çayları doldurdu bende tepsiyi kenara çektim...
İsmail börekten bir ısırık alıp bana döndü...
Çok güzel olmuş birtanem...
Gerçekten mi...
Börekten bir parça kesip ağzıma attım
Aa evet annem gibi yapmışım...
Bence annenden daha güzel yapmışsın...
Kahvaltımızı yaptıktan sonra üstümüzü giyindik ve arabaya bindik... Arabayı ben kullandım, fakültenin otoparkına girdiğimde arabayı boş bulduğum yere park ettim.
Arabadan inerken İsmail'in elini tuttum
Hadi gidelim...
Etrafa bakındım ve sınıfa girdiğimde Alya hemen yanımıza geldi
Hoşgeldiniz! Enişte seni ayakta görmek güzel.
İsmail başını salladı...
Ders saati geldi,dersler hızla geçti tüm dersler ışık hızında geçerken aramızda İsmail kulağıma yaklaşıp fısıldadı
Akşam Galata kulesine çıkalım mı birtanem önemli...
Olur birtanem...
Ders çıkışı İsmail’in gözlerinde muzip ama derin bir parıltı vardı. Hazırlan, dedi, Akşam seninle başbaşa yemeğe çıkmak istiyorum.
Başımı salladım ve eve giderken durup mağazadan üstüme,uzun dekolteli koyu kırmızı bir elbise beğendim...
Akşamın morluğu İstanbul’un üzerine çöktüğünde kendimi Galata’nın o dar, Arnavut kaldırımlı sokaklarında buldum. .
Beş dakika geçti, on dakika geçti... İsmail yoktu. Telefonunu aradım, kapalıydı. Kalbim hızla çarpmaya başladı. O eski korku, o bodrumun soğuk hatırası bir yılan gibi ruhuma süzüldü. İsmail! diye seslendim kalabalığa. Kimse bakmadı. Panikle kulenin etrafında dönmeye başladım.
İsmail, neredesin? Tam o sırada, Galata Kulesi’nin dev gövdesine aniden devasa bir projeksiyon yansıdı. Şehrin ortasında kule bir ekrana dönüştü.
Kulenin üzerinde, bizim Galata kulesinde gizlice ama birbirimize gülerek bakarken çekilmiş bir fotoğrafımız belirdi. Ardından el yazısıyla bir yazı döküldü taşların üzerine, Seni bu karanlığa yakıştıramadım demiştim... Şimdi seni bu şehrin en tepesine, kalbimin tahtına davet ediyorum.
Etraftaki insanlar durdu, herkes kuleye bakıyordu. O sırada kulenin balkonundan aşağıya, binlerce kırmızı gül yaprağı dökülmeye başladı. Gökyüzünden gül yağıyordu sanki.
Yukarıdan gelen bir görevli yanıma yaklaştı. Fatma Hanım, kaderiniz yukarıda bekliyor, dedi gülümseyerek. Titreyen bacaklarımla asansöre bindim. En üst kata çıktığımda, İstanbul’un ışıkları bir gerdanlık gibi ayaklarımın altındaydı.
Balkonun en ucunda, rüzgar saçlarımı savururken İsmail karşımda takım elbisesiyle duruyordu. .
Dizlerinin üzerine çöktü. O an kulenin altındaki kalabalıktan bir alkış koptu ama benim için dünya sessizdi. O meşhur görevli, yanımızdan geçerken durdu ve göz kırptı
"Sevgilinizle Galata Kulesi’ne çıkarsanız, kaderiniz birleşir demiştim...Efsaneyi gerçekleştirdiniz.
İsmail koyu kırmızı kutuyu açtı. İçindeki pırlanta değil, özel tasarlanmış, Vintage Markiz Kesim Pırlanta tektaş yüzüktü...
Ben bu hayatta çok yol yürüdüm, çok hata yaptım ama attığım her adımın aslında sana çıktığını seni tanıdığım gün anladım. Şimdi geriye dönüp baktığımda, sensiz geçen her saniyeyi ziyan sayıyorum. Ben artık sadece senin sevgilin, sadece yol arkadaşın olmak istemiyorum.
Gözlerim doldu...
Ben, seninle uyanacağımız o sabahların sessizliğini, senin kuracağın o sofraların bereketini istiyorum. Akşam eve geldiğimde kapıyı senin açmanı, ceketimi senin almanı, kokunun sinmediği tek bir köşem bile kalmamasını istiyorum. Ama en çok neyi istiyorum biliyor musun?
Gelecekteki çocuklarımın, senin gibi merhametli, senin gibi güzel gülüşlü bir annesi olmasını istiyorum. Onlara senin masallarını anlatmayı, onları senin kucağında görmeyi hayal ediyorum. Soyadımın yanına en çok senin adını yakıştırıyorum.
Gülüşünde huzur bulduğum kadın... Ömrümün geri kalanında her nefesimi seninle bölüşmeme, çocuklarımızın annesi, evimin neşesi, kalbimin tek sahibi olmana izin verir misin? Benimle bir ömür boyu aynı yastığa baş koyar mısın? Benimle evlenir misin?
Evet! diye bağırdım, sesim İstanbul semalarında yankılandı. Ömrümün sonuna kadar evet!
Yüzüğü parmağıma taktığı an boynuna atladım. Onu öyle bir hırsla öptüm ki sanki tüm o acı hatıraları o öpücükle sildim.
Başımı geri çekip yüzüğe baktığımda, üzerindeki tektaşa baktım....
Gözlerimden süzülen yaşlar yüzüğün üzerine damladı. Artık ağlamak yok birtanem, dedi İsmail, gözyaşlarımı başparmağıyla silerken. Bak, Galata bile önümüzde eğiliyor.
Aşağıdaki kalabalığın ıslıkları ve alkışları arasında, İstanbul’un en tepesinde, kaderimizi Galata’nın taşlarına kazıdık.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.62k Okunma |
658 Oy |
0 Takip |
85 Bölümlü Kitap |