
İsteme gecesinin o büyülü yorgunluğuyla yatağa uzandığımda, parmağımdaki ince altın halkaya bakıp kendi kendime gülümsüyordum. İsmail'in o serseri bakışlarının altından çıkan olgun adam, hayatımın en güzel sürprizi olmuştu.
Ama asıl eğlence şimdi başlıyordu kına!
Annem ve Simay sabahın sekizinde odama daldığında, kendimi bir moda atölyesinde sandım.
Fatma kalk! Kına elbisesi bakmaya gidiyoruz, Alya yolda! diye bağırdı Simay yatağımın üzerinde zıplayarak.
Mağazada tam bir kaos hakimdi. Alya elinde kabarık bir elbiseyle gelirken, Simay zarif bir gece mavisi elbiseyi havaya kaldırdı.
Saçmalama Alya, Fatma’nın tenine bu gider. İsmail bunu görünce dili tutulur!
Elbiseyi giydiğimde aynadaki aksime inanamadım. Gece mavisi, omuzları düşük, tül detaylı harika bir parçaydı.... Ama benim istediğim koyu kırmızı kınalıktı... İstediğim kınalık tam karşımda duruyordu heyecanla elime alıp soyunma odasına girdim.
Kısa bir süre sonra kınalığı giyip odadan çıktım...
Annem gözleri dolarak bana bakıyordu.
Kına günü bahçemiz her yerin ışıklarla donatıldığı masalsı bir yere dönüşmüştü.
Aynanın karşısında son hazırlıklarımı yaparken ellerim titriyordu...
Pencereden aşağı baktım. İsmail, giydiği siyah takım elbise içinde o kadar yakışıklı duruyordu ki, kalbim bir an durdu sandım. Elinde devasa bir çiçek buketiyle babamla tokalaşıyordu. Müzik başladığında babamın kolunda bahçeye indim.
İsmail beni gördüğü an, o meşhur gülüşü yüzünde dondu kaldı. Yanıma geldi, babamın elini öptü ve beni koluna taktı.
Çok güzel olmuşsun, diye fısıldadı kulağıma. Nefesimi kestin..
Sende yakıyorsun... dedim kulağına fısıldayarak.
Benim dünyamın en güzel kadını, dedi ve alnıma bir öpücük kondurdu.
Kına başladığında Mehmet ve Poyraz adeta birer komedi dükkanı gibiydi.
Kına tepsisini Poyraz taşıyordu ama bir yandan da Simay'a kur yapmaya çalışıyordu.
Simay, bak bu tepsiyi taşıyorum ama aslında senin kalbini taşımak istiyorum!
Simay gözlerini devirerek cevap verdi.
Poyraz, kınaları düşürürsen İsmail seni havuza atar, biliyorsun değil mi?
Gecenin sonuna doğru, kalabalık biraz dağıldığında bahçenin o sakin köşesine çekildik..
Yoruldun mu? dedi İsmail arkamdan gelip belime sarılarak.
Mutluluktan yorulunur mu hiç? dedim başımı göğsüne yaslayıp.
Cebinden telefonunu çıkardı ve kulede çektiğimiz o pusula kolyeli fotoğrafı gösterdi.
Pusula hala seni bana gösteriyor sevgilim ve sonsuza kadar da öyle kalacak....
O an, tüm o acıların bir bedeli olduğunu anladım. İsmail'in güven dolu kolları, sevdiklerimin kahkahaları ve bembeyaz bir geleceğin ilk adımı.
Seni seviyorum aşkım, diye fısıldadım.
Gözlerimin içine baktı, o mavi derinliklerde kayboldum.
Sana aşığım. Her şeyden, herkesten çok.
Ertesi sabah uyandığımda artık sadece nişanlı bir genç kız değil, hayatının aşkını bulmuş o mutlu kadındım. Poyraz'ın gruba attığı komik videolarla gülerek yeni günüme başladım.
Düğün hazırlıklarında bizim bu çılgın ekiple daha neler gelecek başımıza dersin?
Nişan töreninin ve kınanın üzerinden birkaç hafta geçmişti ama yankıları hala grubumuzda sürüyordu. Düğün hazırlıkları tam gaz devam ederken, bizim ekip her gün yeni bir dahice fikirle kapımı çalıyordu. Bir sabah erkenden İsmail kapımda belirdi, üzerinde çizgili siyah gömeliği vardı ama bu sefer gözleri her zamankinden daha heyecanlı bakıyordu.
Fatma, hazırlan! Bugün büyük gün, dedi kapı eşiğinde dururken.
Ne büyük günü İsmail? Gelinlik provası haftaya değil miydi? dedim merakla.
Hayır, o değil. Bugün düğün dansımız için ders almaya gidiyoruz. Mehmet bir yer ayarlamış, profesyonel bir hocaymış güya.
İçimi bir korku kapladı. İsmail ve ben, Mehmet'in ayarladığı bir yerde dans dersi alacaktık,bu işin sonunun hastanede bitme ihtimali oldukça yüksekti. Hazırlanıp aşağı indiğimde Mehmet ve Poyraz'ı İsmail’in arabasının önünde buldum. Poyraz elinde bir kronometre tutuyordu.
Hadi gençler, vakit nakittir! Mehmet şovuna hazır mısın? diye bağırdı Poyraz.
Mehmet saçlarını düzelterek sırıttı.
Oğlum, ben lisede vals şampiyonuydum, siz ne anlatıyorsunuz? İsmail, kızı havaya atarken beline dikkat et, sakat kalma düğün üstü.
Dans salonuna girdiğimizde bizi karşılayan hoca, Mehmet’i görünce derin bir iç çekti. Anlaşılan Mehmet daha önce buralara uğramış ve hocayı canından bezdirmişti. Müzik başladığında İsmail belimi kavradı ve beni kendine çekti. O kadar yakındık ki, kalbinin atışını avuçlarımda hissedebiliyordum.
Hazır mısın birtanem? dedi kulağıma fısıldayarak.
Seninleyken her şeye hazırım, dedim gülümseyerek.
Tam romantik bir dönüş yapacakken, yan taraftan bir feryat yükseldi. Mehmet, partner olarak seçtiği cansız mankenle yere kapaklanmıştı. Poyraz ise o anları telefonuna kaydedip kahkahalar atıyordu.
Mehmet! Sanat dedin, karamelize sucuk dedin, şimdi de yerle bir oldun! diye bağırdı Poyraz.
Mehmet yerden kalkıp üstünü silkeledi.
Zemin çok kaygandı kardeşim, yoksa o figürün hastasıydı herkes!
İsmail ile birbirimize bakıp kahkahalara boğulduk. O an, bu karmaşanın, bu gürültülü arkadaş grubunun içinde ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım. İsmail beni tekrar döndürdü ve alnıma bir öpücük kondurdu.
Düğünden sonra, dedi İsmail sesi ciddileşerek..
Düğünden sonra? dedim gözlerinin içine bakarak...
Balayına gidelim... Yurt dışında olur yurt içi olur sen nerde istersen orada olsun...
Yurtdışında olur... Seninle olan heryer olur.
Dans dersinden sonra hep birlikte sahilde bir kafeye oturduk.Simay ve Alya da bize katıldı. Alya elindeki düğün listesini masaya vurdu.
Kızlar, davetiyeler basıldı! İsmail, senin listedeki o serseri arkadaşlarını eledim, sadece insan olanları çağırdım, dedi Simay gülerek.
İsmail ellerini havaya kaldırdı.
Emret komutanım! Sen ne dersen o.
Alya bana eğilip fısıldadı.
Gördün mü Fatma? O serseri çocuktan nasıl bir aile babası çıkıyor... Hepsi senin sayende.
Gözlerim İsmail’e kaydı. O sırada Mehmet’le bir sonraki dansın provasını masanın başında yapmaya çalışıyordu. Kendi kendime mırıldandım.
Hayır Alya, bu bizim sayemizde. Birbirimizi bırakmadığımız için.
Akşam eve döndüğümde babam salonda oturmuş, eski fotoğraflarımıza bakıyordu. Yanına oturdum, başımı omzuna yasladım.
Gidiyorsun demek küçük kızım, dedi babam sesi titreyerek.
Gidiyorum baba, ama hep yanındayım. İsmail seni çok seviyor, biliyorsun değil mi?
Biliyorum Fatma. Sana öyle bir bakıyor ki, sanki dünyadaki tek değerli şey sensin. Gözüm arkada değil.
O gece odamda pusula kolyeme dokunarak uykuya daldım. Düğün yaklaşıyordu ve ben biliyordum ki, o gün sadece bir imza atmayacaktık, biz o gün, imkansız denilen bir aşkın zaferini ilan edecektik. Poyraz'ın gruba attığı Mehmet'in dans ederken düşme anı Yönetmen kurgusu videosuyla son bir kez gülüp gözlerimi kapattım.
1 ay sonra
Düğün sabahının ilk ışıkları odama süzüldüğünde, kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Annem ve teyzemler aşağıda son hazırlıkları yaparken, ben aynada bembeyaz bir hayale bakıyordum.
Alya ve Simay, üzerimdeki gelinliği her on dakikada bir düzeltiyor, Simay elindeki parfümü üzerime boca ediyordu.
Fatma, sakin ol! Kalbin dışarıdan duyuluyor resmen,dedi Alya gülerek.
Nasıl olmayayım? Bugün benim ömrümün geri kalanının ilk günü, dedim, titreyen ellerimi gelinliğimin kumaşına bastırarak...
Simay ve Alya dışarı çıktı.
Bembeyaz, omuzlarından aşağı süzülen dantelli gelinliğimle tam bir kuğu gibiydim. Annem arkamdan yaklaşıp duvağımı takarken hıçkırıklarını tutamadı.
Küçücük bir kızdın Fatma... Şimdi bir yuva kuruyorsun, dedi. Gözlerim doldu ama ağlamamam gerekiyordu, çünkü Simay ve Alya Eğer o makyajı bozarsan bizde seni bozarız! diyerek beni tehdit etmişlerdi.
Tam o sırada şehrin başından o tanıdık korna sesleri, davul ve zurna sesiyle karışarak yükseldi. İçime bir ürperti yayıldı. Geliyordu. Beni almaya, hayatını benimle birleştirmeye geliyordu.
Aşağıdan erkeklerin gürültüsü gelmeye başladı. Mehmet’in Açın kapıyı, damat bey sabırsız! diye bağırması, Poyraz’ın ıslık sesleri... Babam odamın kapısında belirdiğinde gözleri dolmuştu. Yanıma geldi, kırmızı kuşağı belime bağlarken elleri titriyordu.
Benim biricik kızım... Git ama hep kalbimizde ol, dedi. Hıçkırığımı tutamadım, sıkıca sarıldım ona.
Dışarıda büyük bir pazarlık dönüyordu.
Kızlar kapıyı tutmuş. İsmail’i terletiyorlardı.
En sonunda İsmail’in pes edip Alın, tüm cüzdanım sizin olsun yeter ki sevdiğimi verin! dediğini duyunca gülümsedim.
Kapı açıldı.Odanın eşiğinde durdu. İsmail, beyaz damatlığı içinde bir heykel kadar kusursuz, bir aşık kadar heyecanlıydı. Beni gördüğü an elindeki çiçek buketi titredi. O serseri, özgüvenli adam gitmiş, karşımda büyülenmiş bir çocuk kalmıştı. Gözlerindeki o derin mavilik koyulaştı, dudakları titredi.
Yavaşça yanıma yaklaştı. Aramızda sadece santimler kalmıştı. Alnımdan öyle uzun, öyle sahiplenici öptü ki, sanki dünya o an durdu.
Çok güzelsin birtanem... Öyle güzelsin ki, seni hak etmek için ne yaptım bilmiyorum, diye fısıldadı kulağıma.
Sadece beni sevdin İsmail," dedim yaşlı gözlerle.
Evden çıkarken annemin feryadı, babamın dik durmaya çalışan ama çöken omuzları kalbimi acıtsa da, İsmail’in elimi sımsıkı tutması bana güç veriyordu. Merdivenlerden inerken arkamızda Mehmet ve Poyraz adeta koruma kalkanı oluşturmuştu.
Bahçeye çıktığımızda her yer kırmızı güllerle donatılmıştı. İsmail kapımı açtı, bindirmeden önce durdu ve şehrin ortasında babama söz verdi.
Onun saçının teline zarar gelmesine izin vermeyeceğim baba, söz veriyorum..
Arabaya bindiğimizde, dikiz aynasından bana bakıp o çapkın gülüşünü gönderdi.
Eee Fatma Hanım, dedi arabayı çalıştırırken. Babanın evinden aldım seni. Artık resmen benimsin,kaçışın yok...
Kaçmak isteyen kim? Ben yönümü senin pusulana sabitledim, dedim boynumdaki pusula kolyeme dokunarak.
Araba mahalleden konvoy eşliğinde çıkarken, arkamızda Mehmet’in camdan sarkıp, Yol açın, kraliçe geliyor! diye bağırmasıyla kahkahayı bastık.
Gözyaşlarımın yerini, İsmail ile başlayacak olan o muazzam geleceğin heyecanı almıştı. Asıl masal şimdi, bu arabanın içinde, onun yanında başlıyordu.
Düğün yeri tam hayallerimdeki gibiydi, İstanbul’un en lüks otellerinden birinin, denize sıfır, devasa bir havuzun etrafına kurulu bahçesi... Işıklar suyun üzerinde dans ediyor, orkestra hafiften aşk şarkıları çalıyordu.
Müzik aniden değişti. İşte geliyorlar! fısıltıları arasında İsmail’in koluna girdim. İsmail,beyaz damatlığı içinde o kadar nefes kesiciydi ki, bakışlarımı ondan alamıyordum. Havuzun üzerindeki cam platformun üstünden yürüyerek nikah kürsüsüne ilerledik. O camın üstünde yürürken sanki suyun üzerinde süzülüyorduk.
İsmail elimi sıkıca tuttu. Korkma, dedi fısıltıyla. Pusulan yanında.
Nikah memuru o meşhur soruyu sorduğunda, sesim tüm bahçede yankılandı.
Sonsuza kadar EVET!
Tüm kalbimle EVET!
İmzalar atıldı, İsmail'in ayağına bastım ve evlilik cüzdanını yukarı kaldırdım.
Takılar takıldı ve nihayet o büyük eğlence başladı. Ama bizim ekibin olduğu yerde sessiz bir eğlence mümkün müydü? Tabii ki hayır.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, masal tadındaki düğünümüz bir anda aksiyon filmine dönüştü. Mehmet, elinde mikrofonla sahneye çıkıp...
Damat beyin en sadık dostundan muhteşem bir şov! diye bağırdığında İsmail’in yüzündeki ifadeyi görmeliydiniz.
Mehmet, kamp mutfağındaki o sakarlığını bu kez dans pistine taşımıştı. Poyraz ile beraber Zeybek oynayacaklarını sanıyorduk ama onlar modern dansla karışık bir şeyler denemeye başladılar.
Poyraz, tut beni! Havaya at! diye bağırdı Mehmet.
Poyraz, Mehmet’i belinden kavrayıp havaya kaldırmaya çalışırken dengesini kaybetti. Havuzun tam kenarındaydılar. Alya ve Simay Yapmayın! diye çığlık atarken, Mehmet havada bir takla attı ve
Mehmet, o pahalı takımıyla havuzun serin sularına gömüldü. Ama asıl bomba, o düşerken Poyraz’ın ceketine tutunmasıydı.
Poyraz da Hayırrr! diye bağırarak Mehmet’in üzerine kapaklandı.
Tüm davetliler sessizliğe gömüldü, sonra bir anda kahkaha tufanı koptu. İsmail yanıma gelip kolunu omzuma attı. Eğer bu ikisi havuzun dibini boylamasaydı, bu düğün bizim düğünümüz olmazdı zaten, dedi gülerek.
Mehmet havuzdan kafasını çıkarıp sırıttı,
Zemin kayganmış İsmail, kaydım!
Görevliler bizimkileri havuzdan çıkarıp bornozlara sararken, orkestra bizim şarkımızı çalmaya başladı.
İsmail beni pistin ortasına çekti. Etrafımızdaki herkes, ıslak Mehmet ve Poyraz bile, sessizce bizi izlemeye başladı.
İsmail beni kendine çekti, başımı omzuna yasladım. Hatırlıyor musun? dedi.
O serseri halimle senin karşına ilk çıktığım günü... Seninle yolumuz bir fakülte koridorunda kesişti...
Evet... Bizim yolumuz Kat C, 305 numaralı sınıfın olduğu koridorda kesişti...
İyiki... O gün iyiki karşıma çıktın birtanem çünkü beni değiştirdin.
Seni sadece sevmeme izin verdin İsmail, hepsi bu, dedim.
Dans ederken havai fişekler patlamaya başladı. Gökyüzü rengarenk olurken, İsmail dudaklarını dudaklarıma bastırdı ve uzun süre orada kaldı. O an, dünyanın geri kalanı silindi, ne havuzda sırılsıklam olan arkadaşlarımız, ne de yarının endişeleri kaldı. Sadece biz vardık.
Geri çekildiğinde gözlerim kapalı hala o anı yaşıyor gibiydim...
Gecenin sonunda, gelin çiçeğini fırlatma vakti gelmişti. Simay ve Alya en önde yerlerini aldılar. Arkamı döndüm, gözlerimi kapattım ve çiçeği fırlattım.
Geriye baktığımda çiçeği kimin tuttuğunu görünce hepimiz şok olduk.
Çiçek, havuz kenarında kurulanmaya çalışan Poyraz’ın tam kafasına düşmüştü!
Gördün mü Simay? Kaderden kaçılmaz! diye bağırdı Poyraz ıslak saçlarını geriye atarak. Simay yüzünü kapatıp gülerken, İsmail arabasının anahtarını havada çevirdi.
Hadi hanımefendi, dedi İsmail. Bizim gitme vaktimiz geldi...
Babamla ve annemle vedalaşırken boğazım düğümlendi ama İsmail’in güven veren eli belimdeydi. Arabaya bindiğimizde arka camdan baktım,
Mehmet hala garsonlara Kardeşim bu suyun pH değeri kaç? diye soruyor, Poyraz ise elinde çiçekle Simay’ın peşinden koşuyordu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.62k Okunma |
658 Oy |
0 Takip |
85 Bölümlü Kitap |