
Ellerimi yavaşça dudaklarına götürüp öptü, sonra derin bir nefes alarak gözlerimin tam içine baktı.
Birtanem.... dedi sesi çatallanarak. Söylediğin şey dünyadaki en güzel hediye. Seninle bir aile kurmak, senden bir parçayı kucağıma almak... Bu benim hayallerimin bile ötesinde ama...
Duraksadı. İsmail yavaşça yataktan kalktı ve odanın içinde bir o sağa bir o sola yürümeye başladı. Sanki kendi içindeki fırtınayı dindirmeye çalışıyordu.
Şu an burada, bu küçücük bungalovda bunları konuşmak... Bilmiyorum, içim gidiyor ama bir yanım da sürekli ,dur diyor. Burası bizim evimiz değil sevgilim. Ben seninle sadece bir geceyi değil, bir ömrü paylaşmak istiyorum.
Yanıma geri geldi, dizlerinin üzerine çöküp ellerimi tekrar kavradı.
Gidelim buradan,.dedi aniden.
Bu kamp, bu kalabalık, bu gizli saklı haller... Artık bana yetmiyor. Seni alıp evimize götürmek istiyorum. Seninle gerçek bir hayatın temelini atmak istiyorum. Ama o hayatın içinde, senin hayallerin de olmalı. Okulun, geleceğin...
Bakışlarımı kaçırdım, yanaklarımın alev alev yandığını hissedebiliyordum. Cesaretim bir anda yerini derin bir mahcubiyete bırakmıştı. Ben "şimdi" olsun derken, o "geleceği" inşa etmekten bahsediyordu.
İsmail çenemi tutup yüzümü nazikçe kendine çevirdi. Gözlerinde öyle sarsılmaz bir kararlılık vardı ki, itiraz etmeye dermanım kalmadı.
Sana söz veriyorum, dedi fısıldayarak. O küçük parça, o mucize bir gün hayatımıza girecek. Ama evlendikten sonra... Bizim imzalarımız kalplerimize zaten atıldı ama ben senin her şeyinle benim olduğun, bembeyaz gelinliğinle evimizden içeri girdiğin o günden sonra baba olmak istiyorum. Senin güven içinde, başın dik bir şekilde o çocuğu kucağına almanı istiyorum. O güne kadar seni bekleyeceğim, seni koruyacağım. Eğer şimdi sana dokunursam o eski serseri halimden farkım kalmaz..
Utancımdan yüzümü göğsüne yasladım...
Seni reddetmiyorum, sadece seni ve bizi her şeyden çok önemsiyorum. Şimdi bu geceyi huzurla bitirelim, yarın Mehmet’in mutfaktaki rezilliğini izlerken 'iyi ki sabretmişiz' deriz, ne dersin?
İsmail’in bu olgun ve sahiplenici tavrı, içimdeki o çocuksu heyecanı dindirmiş, yerine tarif edilemez bir güven bırakmıştı. Başımı tekrar göğsüne yasladım,kalbinin atışı artık daha sakindi, sanki ikimiz için kurduğu o düzenli geleceğin ritmini tutuyordu.
Haklısın sevgilim, diye fısıldadım. Sadece bazen... Seni kaybetme korkusu o kadar ağır basıyor ki, senden kopamayacak bir bağımız olsun istiyorum hemen.
İsmail saçlarımı okşayıp alnıma bir öpücük kondurdu. Senin benden kopmana imkan yok... Ben seni ruhuma mühürledim bir kere. Şimdi uyu bakalım, yarın büyük gün. Hem Mehmet’in aşçılık şovunu kaçırmak istemezsin.
Gülümseyerek gözlerimi kapattım.
O gece rüyamda İsmail'in evinin bahçesinde, minik bir kız çocuğunun elinden tutup İsmail’e doğru koşuyordum. İsmail beni görünce benden uzaklaştı ona koştukça o benden uzaklaştı...
Sabahın köründe mutfaktan gelen tencere tava sesleriyle uyandık. Kampın mutfağına ulaştığımızda gördüğümüz manzara, tüm gece konuştuğumuz o romantizmi bir anda dağıtmaya yetti.
Mehmet, kafasına geçirdiği devasa bir aşçı şapkasıyla ocağın başında ter döküyordu. Poyraz ise elinde bir yelpazeyle Mehmet’i serinletmeye çalışıyor, bir yandan da masadaki zeytinleri tek tek sayıyordu.
Mehmet, sucuklar kömür oldu kardeşim Doğa sevgisi dedik ama ağaçları yakmana gerek yoktu, diye bağırdı Poyraz.
Mehmet elindeki spatulayı havaya kaldırdı.
Sus Poyraz! Gastronomi bir sanattır, sen ne anlarsın? Şu an sucukları karamelize ediyorum!
İsmail yanıma gelip kolunu omzuma attı. Karamelize mi? Mehmet, onlar bildiğin yanmış. Alya bunu görürse puanın eksilere düşecek, benden söylemesi.
O sırada Alya ve Simay içeri girdi. Alya, Mehmet’in şapkasını görünce kahkahayı bastı. Mehmet! Bu halin ne? Ratatouille filmindeki fareye benzemişsin!"
Mehmet bozularak şapkasını düzeltti.
Aşk olsun Alyam senin için burada şeflik yapıyoruz. Al bak, sana özel yanmamış... yani az pişmiş sucuk.
Kahvaltı her şeye rağmen çok eğlenceliydi. İlker ve Kerem, dünkü salaklık ilanından sonra oldukça sessizdiler,tabağındaki peynirle kavga eden İlker’in hali ibretlikti.
Hoca masaya yaklaşıp ellerini çırptı.
Evet çocuklar, bugün kampın son günü olduğu için serbest zaman! Ama bir şartla, Her çift, kendi anısını yaratacak bir etkinlik bulacak..
İsmail bana dönüp göz kırptı. Anı mı? Benim aklımda harika bir fikir var.
Yine kano mu? diye sordum gülerek.
Hayır, bu sefer gökyüzüne daha yakın bir şey. Hazırlan, kampın tepesindeki o eski gözetleme kulesine çıkıyoruz. Tüm ormanı ayaklarımızın altına alacağız.
Birlikte yola koyulduk. Tepeye tırmanırken İsmail yine her zorlu adımda elimi tutuyor, sanki ben değil de kendi canı yanacakmış gibi beni kolluyordu. Tepedeki kuleye ulaştığımızda manzara nefes kesiciydi. Göl, orman ve uzaklardaki kasaba ışıkları...
İsmail cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Kutuyu açtı. İçinde gümüş kolye vardı, zincirin ucuna takılmış,küçük bir pusula vardı...
Bu pusula seni her zaman bana getirsin. Nerede olursan ol, hangi fırtınaya tutulursan tutul.. Yönün hep ben olayım.
Benim tutulduğum tek fırtına sensin...
Kolyeyi boynuma takarken gözlerim doldu...Aşağıdan Poyraz’ın "İSMAİLLL! OTOBÜS GELİYOR, NEREDESİNİZ?" diye bağıran sesini duyduğumuzda, birbirimize bakıp gülümsedik.
Gidiyoruz, dedim.
Hayır sevgilim, dedi İsmail elimi sıkarak. Asıl şimdi başlıyoruz.
Otobüsün sarsıntısı ve pencereden süzülen akşam güneşinin kızıllığı, kampın o tozlu havasını çoktan geride bıraktığımızın kanıtıydı. Başım İsmail’in omzunda, parmaklarım boynumdaki pusula kolyesinde asılı kalmıştı..
Sınıfın geri kalanı ise hala kampın etkisindeydi. Arka koltuklarda Poyraz,
Hocam, bir sonraki kampı direkt kutuplarda yapalım, ancak o zaman Mehmet'in sucukları yanmaz, donar! diye bağırıyordu.
Mehmet ise Alya’nın omzuna yatmış, elindeki telefondan az önceki kule fotoğrafımızı beğenmekle meşguldü.
Otobüs şehre girdiğinde, caddelerin kalabalığı ve korna sesleri kampın o derin sessizliğini bir anda silip süpürdü...
Otobüs fakültede durduğunda herkes vedalaşmaya başladı... İsmail ile evime gittik. Beni bıraktı ve gitmeden önce onu durdurdum
Dur...
Ne oldu?
Yanağına yaklaştım ve kendini çekti...
Neden-
Gitmem gerek...
İsmail’in bu ani geri çekilişi, az önce otobüste omzunda hissettiğim o sarsılmaz güvenin üzerine buz gibi bir su dökmüştü. Gözlerindeki o kararlılık gitmiş, yerini sanki benden bir şey saklıyormuş gibi huzursuz, kaçamak bir bakışa bırakmıştı.
İsmail, neyin var? diye üsteledim, sesimdeki titremeyi engelleyemeyerek. Kulede söylediklerin, o pusula... Şimdi neden kaçıyorsun benden?
Derin bir nefes aldı...
Sana söz verdim Fatma... dedi sesi fısıltı gibi ama buz gibi soğuktu.
Seni koruyacağıma dair söz verdim, seni korumamın tek yolu, şu an kapının önünde veda edip gitmem.
Neden!
Bazı fırtınalar vardır sevgilim...
Ne fırtınasından bahsediyorsun? İsmail, korkutuyorsun beni!
Gitmem gerek...
İsmail arkasına bakmadan yanımdan ayrıldı...
Odama geçip olanları günlüğüme yazdım. Gözlerim yavaş yavaş kapandı...
Ertesi sabah üstümü giyinip telefonuma baktım ama İsmail bana mesaj atmamıştı
Fakülteye gittiğimde bizim ekip her zamanki gibi bahçedeki çınarın altındaydı ama eksiktiler... Yanlarına yaklaştım.
Poyraz, elindeki tostundan bir ısırık alırken neşesizce konuştu
İsmail'e ulaşamıyorum. Kimseyle konuşmak istemiyor... Mehmet, sen bir şey duydun mu?
Mehmet başını iki yana salladı... Arkalarından sessizce seslendim.
İsmail beni bırakıp okulu mu bıraktı...
Arkadaşlarım bana döndü.
H-hayır... Seni bırakmadı bişey saklıyor olmal-
Hayır beni bıraktı! Bana seni asla bırakmicam demişti şimdi nerde...
Gözlerim doldu ve dizlerimin üstüne çöktüm...
Bana yalan söyledi...
Hayır yalan söylemedi..... dedi Alya yanıma gelip.
Peki nerede? Hani nerde ben göremiyorum onu...
Arkamdan İsmail'in sesi geldi
Burdayım...
O kadar kafayı yedim ki sanki o arkamda gibi hissediyorum...
Burdayım birtanem...
Gözlerimden yaşlar süzülürken konuştum
Gerçekten kafayı yedim... Onun bana birtanem dediğini duyuyor gibiyim....
Biri omzuma dokundu ağlarken bende başımı kaldırdım, başımı kaldırdığımda İsmail ile göz göze geldim...
Sen... Sen burdasın yanımdasın ama neden yaptın bunu-
Ne yaptım...
İlk önce iyi sonra kötü sonra soğuk sonra yakın sonra soğuk ve bir anda bıraktın beni ama neden!
Çünkü sana sürpriz yapmak istedim... Bu akşam seni istemeye geliyorum. Yüzüklerimizi aldım sana soğuk yaptım çünkü hiç beklemediğin bir anda olsun istedim.
Arkadaşlarım İsmail'e bakıp konuştu
Biz bile inandık ahhahaha
Mehmet ortaya geçti
Eee o zaman bu akşam büyük eğlence var hıh?
Evet!
Hala inanamıyorum sana! Gıcık pislik bak cidden böyle şaka yapılmaz! Bir an beni bırakıp gittin sandım-
Unutma ben seni asla bırakmam...
Gördüm ben şaka için iki saniyede bıraktın beni!
Şakaydı ama...
Gıcıksın!
Simay ve Alya yanıma geldi
Her neyse akşam için hazırlığa başlayalım bence çünkü dersler iptal edilmiş! dedi Simay
Evet! dedi Alya kolunu omzuma atıp,Biz gelin hanımı alalım ve eve gidelim
Alya Poyraz'a ve Mehmet'e bakıp ekledi
Sizde damat beyi alın...
Kızlar kollarımı çekiştirirken hala şaşkınlıktan ve az önceki ağlama krizinin mahmurluğundan kurtulamamıştım.
İsmail, omuzlarını dikleştirip bana o meşhur çapkın ama güven veren gülümsemesini gönderdi.
Görüşürüz birtanem, diye fısıldadı...
Eve nasıl geldiğimi, merdivenleri nasıl çıktığımı hiç hatırlamıyorum. Alya ve Simay sanki kendi düğünleriymiş gibi bir telaşla odama daldılar.
Fatma, hadi! Önce şu göz şişliklerini indireceğiz, dedi Alya..
Annem odanın kapısında belirdiğinde, elindeki işlemeli tepsiyle bize bakıp gülümsedi.
Geldiler mi kızım? dedi sesi titreyerek. Haberi varmış... Herkesin haberi varmış! Bir tek ben, o karanlık gecede İsmail beni bıraktı sanıp dünyayı kendime dar etmiştim.
Saatler hızla geçti. Simay saçlarımı bukle bukle yapıp arkadan inci bir tokayı taktı.
Alya ise makyajımı yaparken sürekli konuşuyordu
Bak Fatma, İsmail çok zor bir adam ama seni sevince nasıl da çocuklaşıyor gördün mü? O serseri halinden eser kalmadı onu sen değiştirdin...
Haklısın....
Üzerime bembeyaz, uçuş uçuş bir elbise giydim.
Kapı zili çaldığında kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
Kapıya doğru ilerledim ve kapıyı açtığımda üzerinde koyu lacivert gömlek vardı... Aşırı çekici olmuştu üstündeki koyu lacivert gömlek gözlerini daha koyu gösteriyordu...
Elindeki buketi bana uzattı buketin içinde mavi güller vardı...
Bunlar senin için...
Mehmet çikolataları uzattı
Bunlarda çikolatalar...
Poyraz elindeki tatlıyı uzattı
Bunlarda tatlılar...
İçeri girdiklerinde başım önümde arkadaki kadının elini öptüm
Hoşgeldiniz efendim...
Poyraz konuştu
O benim annem...
Hoşbulduk... dedi ve içeri girdi
Kahveleri yapmak için mutfağa kaçtım. Ellerim titriyordu. Tuzlu kahve sırası geldiğinde mutfağın kapısında İsmail belirdi. Üzerinde jilet gibi koyu lacivert bir takım elbise... Saçları özenle taranmış. Bana bakarken gözlerinin içi gülüyordu.
Sakın yapma, dedi fısıldayarak ocağa yaklaşırken.
Neyi? dedim masumca.
O kahvenin içine bütün tuzu boşaltacağını biliyorum. Yapma, bu gece ölmek istemiyorum.
Az önce beni ağlatan sendin ama İsmail bey, dedim cezveyi havaya kaldırarak. Bu kahve senin cezan.
Gülerek yanıma yaklaştı, aramızda sadece santimler kalmıştı. Ben cezamı seni severek çekiyorum zaten, dedi... Ardından ekledi
İçeride babandan istemeden önce... Ben burada, bizim aramızda, ruhuna mühürlenmişken sormak istiyorum. Benimle bu hayatın her fırtınasına, her güneşine var mısın? Benk istiyor musun...
Varım tabiki istiyorum...
İsmail’in o derin bakışları altında kahveleri tepsiye dizerken kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Tatlıları ve çikolataları ayrı ayrı sunumluklara koydum..
O, içeriye geçerken, ben mutfakta derin bir nefes aldım. Elimdeki o küçük tuz kavanozuna baktım... Kıyamadım küçük bir kaşıkla gelenek yerini bulsun diye bir çay kaşığı attım...
Salona girdiğimde sessizlik hakimdi. Babamın ciddi duruşu, İsmail’in teyzesinin söze başlamak için boğazını temizlemesi... Poyraz’ın köşede Mehmet’e fısıldayarak
Sen bilirsin bu tuzlu kahve nasıl bişey dediğini duydum Mehmet başını sağa sola salladı ve gülerek cevapladı
O zaman da İsmail içmişti tuzlu kahveyi hahahah
Tepsiyi önce büyüklere, en son da İsmail’e uzattım. İsmail, gözlerimin içine bakarak fincanı aldı. İlk yudumu aldığında yüzünde hiçbir kas oynamadı, sanki dünyanın en lezzetli kahvesini içiyormuş gibi yavaşça yuttu. Ama o an fark ettim ki, fincanı tutan parmakları hafifçe titriyordu. O da heyecanlıydı, o da korkuyordu...
Poyraz ortamı yumuşatmak için şaka yaptı
Yenge yanlışlıkla bize verme tuzlu kahveyi bizimki bişey yok gibi içiyor sanki...
Mehmet ekledi
Alışmıştır hahahah
İsmail ayağa kalkıp lavabonun yerini sordu.
Lavabo nerdeydi...
Tüm gözler bana döndü ve konuştum
En sağda...
Ben sağımı solumu karıştıran biriyim bilirsin...
Utanarak yanına yaklaştım ve beni bekledi ben önüne geçtiğimde arkamdan devam etti.
Salondan uzaklaştığımızda kolumdan tutup beni iki kolunun arasına aldı bende cilveyle yüzüne dokundum...
Çok mu heyecan yaptın aşkım.
Çok mu belli oluyor birtanem....
Hemde çok...
Başparmağıyla alt dudağımı yavaşça okşadı. Dudaklarımızı birleştirdi ve geri çekilmeden konuştu...
İçeride bizi bekliyorlar...
Beklesinler, deyip karşılık verdim... Başını hafifçe eğip dudaklarını boynuma bastırdı
Ellerimi saçlarında gezdirirken nefes nefese geri çekildi...
Hatırlıyor musun...
Neyi...
Sana daha ne yapmam lazım seni sevdiğimi bilmen için-
Hatırlıyorum...
Flashback
Kusura bakmayın geçte geldim ama lavabo nerdeydi?
Tüm gözler bana döndü ve konuştum
Ş-şey buradan git en solda
Ben sağımı solumu karıştıran biriyim bilirsin! yardımcı olur musun...
E-evet...
İsmail'in önüne geçip lavaboyu gösterdim..
Tam giderken kolumdan tutup kendine çekti iki kolunun arasında kaldım ve konuşmaya başladı
Nereye gidiyorsun?
Ciddiydi ve gözlerini ayırmadan bana bakmaya devam etti
Gözlerimi kaçırıp konuştum
Beni bekliyorlar...
Cevap vermeden bir yere gidemezsin...
Kalbim hızla atmaya başladı ve utançla başımı eğdim
Fatma bana cevap ver yoksa seni öperim
Başımı kaldırıp gözlerine baktım
İsmail içeride herkes beni bekliyo-
Dudaklarımızı birleştirdi ve geri çekilmeden konuştu...
Neden yapıyorsun bunu bize...
Biz diye bişey yok çekil önümde-
Sana daha ne yapmam lazım seni sevdiğimi bilmen için! Sana aşığım diye bağırmam mı lazım? Sana olan duygularımı daha nasıl anlatabilirim sen söyle?
Bizi bekliyorlar...
Hiç bir yere gitmiyorum ve sende gitmiyorsun!
İsmail bırak beni
Hayır ben ailemi kaybettim ama seni kaybetmicem söyle bana mutlu musun?
Konuşmak istemiyorum İsmail bizi bekliyorla...
Dudaklarımızı birleştirdi ve konuşmamı engelledi
İleri adımlarla kapıya doğru yasladı ve konuşmama fırsat vermeden devam etti ellerini belimde gezdirip dudaklarını çekmeden boynuma indi...
Boynumu öpmeye başladığı anda vücudum ısındı ve kalp atışlarım hızlandı...
Dur...
Durmayıp öpmeye devam etti... Öpüşlerini hissediyordum dudakları boynumda gezinirken elleriyle belimden tuttup kendine çekiyordu...
Dur dediğimde durup başını kaldırdı
Bir kere durdum bu sefer durmicam...
Yeniden dudakları boynumdaydı... Başını kaldırmadan konuştu
Seni seviyorum her ne olursa olsun seni asla bırakmicam...
....
Bana o zamanda seni asla bırakmicam demiştin...
Bıraktım mı?
Hayır...
Ben sözümü tutarım...
İsmail elimi sıkıca tuttu
Bugünde hiç bırakmamak için burdayım...
Utanarak başımı eğdim... beraber salona girdiğimizde annem ve babam onun ailesi ile konuşuyordu bizi gördüklerinde sustular ve İsmail'in teyzesi konuştu... İsteme olurken babam bana bakıp konuştu
Bu cevabı ben değil kızım vermeli. İstiyormusun kızım...
Yerime oturdum ve İsmail yanıma oturup elimi tuttu.... başımı kaldırıp gözlerine baktım ardından babama bakıp başımı salladım
İstiyorum baba...
Babam önüne döndü ve gülümseyerek cevapladı
Gençler birbirini sevmiş, bize de hayırlı olsun demek düşer... dediği o an, dünyalar benim oldu.
Yüzükler takılırken ikimizde ayağa kalktık ve yüzükleri birbirimize taktık
Kurdele kesilmeden önce İsmail ,babama ve anneme bakarak, Kızınıza çok iyi bakacağıma söz veriyorum, dedi...
Babam ve annem birbirine bakıp başını salladı ardından babam konuştu...
Söz vermene gerek yok oğlum,sana güveniyoruz sende bizim oğlumuzsun artık...
Babam kurdeleyi kesti ve boncuklar yere düştü...
İsmail ile kısa bir süre birbirimize baktık... Herkesin içinde alnıma öpücük kondurdu kısa bir süre sonra geri çekildi...
Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes yavaş yavaş dağılırken, İsmail ile kapı eşiğinde kısa bir an baş başa kaldık. Ceketinin düğmesini çözmüş, derin bir nefes alıyordu.
Eee, damat bey, dedim gülümseyerek. Kahvenin tadı nasıldı?
Gözlerini kısıp yüzüme yaklaştı.
Fena değildi, dedi muzip bir tavırla....
Ellerimi yanaklarına koyup parmak uçlarıma çıktım, yanağına öpücük kondurup geri çekildim...
Sen böyle yaparsan ben seni bırakıp gidemem...
Gülerek göğsünden hafifçe ittim onu.
Gitmen lazım artık...
İyi geceler...
Arabasına bindi ve gitmeden önce uzun uzun bana baktı... Yavaş yavaş bahçeden ayrıldı ve kendi evine gitti.
Tekrardan salona girdiğimde annem yanıma geldi
Hayırlı olsun kızım... Hep mutlu ol
Sizi çok seviyorum anne...
Babam yanıma yaklaştı ve sıkıca sarıldı
Biricik kızımız bizden gidiyor ama gideceği yerde ona iyi bakacak bir kocası olucak...
Evet hayatım... Onlarda bizim gibi mutlu olacaklar ben zaten yurtdışından geri geldiğimizde İsmail'in evindeyken dedim bu çocuk bizim damadımız olucak diye...
Kızımız kaybolduğu gün anladım ben... Çok korktu ama onu bulduğunda da çok sevindi...
Siz ona anne ve baba olduğunuz için teşekkür ederim...
Annem saçlarıma öpücük kondurdu
Sen bize böyle bir oğul getirdin asıl biz teşekkür ederiz...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.61k Okunma |
658 Oy |
0 Takip |
85 Bölümlü Kitap |