
Doktorun kapıdan çıkışıyla sanki zaman asılı kaldı. Üzerindeki o yeşil ameliyat önlüğü kan lekeleriyle doluydu ve maskesini indirdiğinde yüzündeki o derin yorgunluk kalbimin teklememsine neden oldu. Nefesimi tuttum, dünya üzerime yıkılmak üzereymiş gibi titreyerek ona baktım.
Doktor... dedim, sesim boğazımda düğümlendi. "İsmail... Yaşıyor mu?"
Doktor derin bir nefes aldı, gözlerindeki o keskin ifade yerini daha yumuşak bir bakışa bıraktı. Hafifçe başını salladı.
Zor oldu, dedi sesi koridorda yankılanırken. "Kurşun akciğerini sıyırmış ve çok ciddi bir kan kaybı vardı. Ameliyat sırasında kalbi bizi biraz korkuttu ama... İsmail Bey çok inatçı çıktı. Hayata tutunmayı başardı.
O an dizlerimin bağı çözüldü. Yere yığılacakken Mehmet ve Alya kollarından tuttu beni. Ağlamam şiddetlendi ama bu seferki acıdan değil, göğsümden sökülüp atılan o devasa taşın hafifliğindendi. Kurtulmuştu. Benim serserim, enkaz olmaz dediğim adam beni bırakmamıştı.
Şu an yoğun bakıma alıyoruz,diye devam etti doktor. Narkozun etkisinde, bir süre uyutacağız. Hayati tehlikeyi tamamen atlattı diyemem ama en kritik eşiği geçtik. Onu göremezsin ama camın arkasından bir anlık bakmana izin vereceğim.
Birkaç saat sonra, o soğuk ve steril koridorun sonundaki cam bölmenin önündeydim. İçeride, bembeyaz çarşafların arasında, makinelerin ritmik sesleri eşliğinde uyuyordu. Yüzü hâlâ solgundu ama göğsünün o düzenli inip kalkışı dünyadaki en güzel manzaraydı benim için.
Cama elimi koydum. Parmaklarımın ucunda onun sıcaklığını hissetmek istiyordum. Sözünü tuttun, diye fısıldadım cama doğru. Beni o karanlıkta bırakmadın. Şimdi sıra bende İsmail... Sen uyanana kadar, o gözlerini tekrar bana dikip 'birtanem' diyene kadar buradan ayrılmayacağım.
Annem arkamdan gelip belime sarıldı. Bak gördün mü kızım? Allah seni ona, onu da sana bağışladı. Hadi, biraz bir şeyler ye, güçten düşme.
Hayır anne, dedim gözlerimi ondan ayırmadan. O acı çekerken ben yemek yiyemem. O burada uyanmayı beklerken ben uyuyamam. O benim için kurşunun önüne atladı... Ben onun için gerekirse günlerce uykusuz kalırım!
Aradan geçen saatler, günler gibi gelmişti. Akşam refakatçi olarak kaldım. Gece yarısı, koridorun sessizliğinde hemşirelerin hareketlendiğini gördüm. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bir terslik mi vardı? Hemen cama yapıştım.
Doktor yanına gitti, bir şeyler kontrol etti ve sonra bana dönüp baş parmağını kaldırdı. Gözlerini açmıştı!
İçeri girmeme izin verdiklerinde ayaklarım birbirine dolanıyordu. Yanına ulaştığımda yatakta ne kadar savunmasız ama bir o kadar da huzurlu yattığını gördüm. Elini tuttum, bu sefer sıcaktı. Damarlarındaki hayatı hissedebiliyordum.
Göz kapakları ağır ağır aralandı. Beni gördüğünde, o meşhur yarım gülüşü dudak kenarında belirdi. Sesi, bir fısıltıdan bile daha kısıktı
Birtanem... Ağlama... Çirkin oluyorsun..."
Hıçkırarak güldüm. Hâlâ dalga geçiyorsun ya... Öleceğini sandım İsmail! Neden yaptın bunu...
Elini hafifçe sıktı, gözlerimin içine bakarken sesi titredi....
Sana... söz verdim... Karanlık sana yasak... Ben varken... kimse...
Sözünü kestim ve alnımı elinin üzerine koydum. Tamam, sus. Konuşup yorma kendini. Geçti... Sadece biz kaldık. Babam da tamam dedi, duydun mu?İyleşeceksin beni isteyeceksin..
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Yüzünde ilk defa o kaçak, o korku dolu hayatın izleri silinmiş,yerine sadece benimle olan geleceğin huzuru gelmişti.
Ellerimi öyle bir hırsla, öyle bir muhtaçlıkla kavradı ki, o an anladım,o sadece hayata değil, bana tutunmuştu.
Göğsündeki sargılara, vücudundaki o hortumlara rağmen beni kendine çekti. Dudaklarımı alnına yasladım.
"Fatma..." dedi, sesi bu kez biraz daha derinden, o eski, güven veren tonuna yaklaşarak çıktı. Yaklaş... Duyamıyorum kalbinin sesini.
Hıçkırıklarımın arasından tebessüm ettim. Eğildim, yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Gözlerindeki o derin okyanus mavisi geri gelmişti. Buradayım birtanem, tam buradayım. Hiç gitmedim ki.
Gitme de zaten,diye fısıldadı. Boştaki eliyle, titreyerek saçımın bir tutamını kulağımın arkasına itti. Parmak uçları yanağıma değdiğinde sanki o soğuk hastane odasına bahar geldi.
O kurşun sesini duyduğumda... tek bir şey geçti aklımdan. Eğer sana değerse, ben o toprağın altında bile huzur bulamazdım. Seni o herife bırakamazdım.
Bırakmadın, dedim elini öperek. Beni kurtardın. Ama bir daha sakın... Sakın beni böyle bir korkuyla sınama İsmail. Eğer sana bir şey olsaydı, o kurşun beni de öldürürdü. Kalbi durmuş bir ölüden farkım kalmazdı.
Gözleri yavaşça kısıldı, o meşhur, insanın içini eriten bakışını attı. Baban izin verdi dimi? Öyle dedi annen...
Dedi,.dedim başımı sallayarak. Babam seni bekliyor. İyileşip kapımıza gelmeni, 'Kızını almaya geldim' demeni bekliyor. Artık kaçmak yok, saklanmak yok. Yusuf’un karanlığı o bodrumda kaldı. Biz güneşli tarafa geçtik.
Gülümsedi. Bu seferki gülüşü yarım kalmadı,tamdı, huzurluydu. Ellerimi dudaklarına götürüp parmak boğumlarımı tek tek öptü. Her bir öpücüğü, ruhumdaki bir yaraya merhem oldu.
Sana bir ev alacağım Fatma, dedi hayal kurar gibi tavana bakarak. Penceresi denize değil, senin gülüşüne açılan bir ev. İçinde sadece huzur olacak. Oraya hiçbir karanlık giremeyecek. Söz veriyorum.
Gözlerimi kapatıp kendimi o ana bıraktım. Makinelerin o monoton sesi, şimdi bir zafer marşı gibi geliyordu kulağıma.
Seni seviyorum, diye fısıldadım kulağına. Dünyadaki her şeyden, kendi canımdan bile çok.
Gözlerini yumdu, elimi bırakmadan derin bir nefes çekti içine. Biliyorum birtanem... Ben de seni. Şimdi biraz uyu yanımda. Senin nefesin benim en büyük ilacım.
Başımı yatağının kenarına, elinin tam yanına koydum. Dışarıda gece, en koyu vaktini yaşıyordu ama benim içimde binlerce güneş aynı anda doğmuştu. O el, o sıcaklık, o nefes...
Başımı yatağının kenarına yasladığımda, İsmail’in parmakları saçlarımın arasında usulca dolaşmaya başladı. O kadar hafif, o kadar narindi ki, sanki kırılacak bir mücevhere dokunuyordu. Hastane odasının o ruhsuz beyazlığı, onun varlığıyla dünyanın en güvenli kalesine dönüşmüştü.
Uyu... diye fısıldadı yeniden. Ben buradayım, bir yere gitmiyorum.
Gözlerim yorgunluktan kapansa da zihnimdeki o kanlı sahneler bir film şeridi gibi geçiyordu. Yusuf’un o delice bakışları, silahın patlaması ve İsmail’in önüme bir siper gibi dikilişi... Sıçrayarak gözlerimi açtım. Nefes nefese kalmıştım.
İsmail elimi daha sıkı tuttu. Şşşt... Buradayım. Bak, elimi tutuyorsun. Gerçek bu, rüya değil.
Korkuyorum İsmail, dedim hıçkırarak. Gözlerimi kapattığım an o ana geri dönüyorum. Seni kaybedeceğim sanıyorum. O kanlar... ellerimden çıkmıyor sanki.
Bana doğru hafifçe dönmeye çalıştı ama göğsündeki sargılar izin vermedi. Yüzünde acı dolu bir ifade oluştu ama hemen toparladı. Bana bak... dedi otoriter ama şefkat dolu bir sesle. "O ellerindeki kan, benim sana olan borcumdu. Seni yaşatmak için döküldü o kanlar. Artık ağlamak yok. Biz o bodrumdan sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da çıkardık. Kimse bize bir daha dokunamaz."
Alnını alnıma dayadı. Nefesi yüzümü ısıtıyordu. Yusuf nerede?" diye sordu bir süre sonra. Sesi buz gibiydi.
Polisler götürdü, dedim. Mehmet söyledi, bir daha güneş yüzü göremeyecekmiş. İlker de öyle. Hepsi kendi karanlıklarında boğulacaklar.
İsmail derin bir nefes aldı. Güzel. Şimdi sadece biz varız...
Sabahın ilk ışıkları odanın perdesinden sızmaya başladığında, kapı hafifçe tıklandı. Annem elinde bir tas çorbayla içeri girdi. Bizi öyle el ele görünce gözleri doldu, yüzünde buruk bir tebessüm belirdi.
Maşallah benim çocuklarıma, dedi yanımıza gelerek. Oğlum nasılsın iyimisin...
İsmail’in gözleri parladı özgüvenli gülüşü tüm yüzüne yayıldı.
İyiyim... A-anne.
Çekinme oğlum bana rahatlıkla anne diyebilirsin.
Gerçekten çok şefkatlisiniz...
Sen benim kızımın başına gelen en güzel şeysin oğlum... Kızım iyiki tanımış seni böylece bir oğlum oldu..
Annem çorbayı elime verdi bende kaşığı çorbaya daldırıp üfledim ardından İsmail'e içirdim
Bunu içince daha iyi olucaksın çünkü annem küçükken ben hastalanınca bana bu çorbayı yapardı bende içtikten sonra iyileşirdim..
Elinden olduğu için daha hızlı iyleşeceğime eminim unutma elinden zehir olsa içerim birtanem....
Annem başını eğip gülümsedi ardından ayağa kalktı
Ben sizi rahatsız etmiyim...
Utanarak başımı eğdim ve çorbayı içirmeye devam ettim...
Annem kapıyı kapatıp uzaklaştı İsmail çorbayı bitirdikten sonra kapı yine açıldı... Alya,Poyraz, Simay, Mehmet hepsini gelmişti Yasemin ve Neva'da gelmişti... Neva İsmail'in yanına yaklaştı
Geçmiş olsun...
İsmail başını salladı
Eyvallah.
Yasemin İsmail'e bakıp konuştu
Geçmiş olsun... Ben Yusuf'un böyle bir şey yapacağını düşünmemiştim. Şimdi nasılsın iyi misin?
İyiyim...
Umarım daha iyi olursun...
Alya ve Simay beraber konuştu
İyimisin enişte...
İsmail gülümseyerek başını salladı ardından Mehmet yanına yaklaştı
Özür dilerim... İsmail ben-
Tamam Mehmet sus lütfen ben herşeyi hatırlıyorum... İlker sanada zarar verebilirdi.
Sana zarar verdi ama... Beni affet İsmail ben sizi ayırdım sırf bu yüzden Fatma kaçırıldı yine...
Mehmet bana doğru döndü
Yenge özür dilerim affet beni...
İsmail bana bakıp başını salladı bende Mehmet'e yaklaştım...
Affettim enişte... Ama bir daha olmasın sakın!
Tamam olmayacak
Poyraz İsmail'in yanına yaklaştı ve yatağın kenarına oturdu
İyimisin kuzen...
İyiyim kuzen...
Sevda da geçmiş olsun dileklerimi ilet dedi...
Sağolun herkese teşekkür ederim ben çok iyiyim...
Poyraz kapıyı açtı ve herkes teker teker çıktı. Taburcu işlerini hallettikten sonra İsmail ayağa kalktı ve onu tekrardan ayakta görünce mutlu oldum...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.62k Okunma |
658 Oy |
0 Takip |
85 Bölümlü Kitap |