86. Bölüm

86. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Sabahın ilk ışıkları darmadağın olmuş yatak odamızın pencerelerinden içeri süzülürken, gözlerimi yavaşça araladım. İçimde daha önce hiç hissetmediğim, her hücreme yayılan tarifsiz bir huzur vardı ama onun hemen ardından, bedenimi saran o tatlı, sızım sızım sızlayan ağrılar kendini hatırlattı.

 

Bacaklarımda, kasıklarımda ve sırtımda dün gecenin o durdurulamaz vahşi tutkusunun, masanın soğuk camıyla İsmail'in yakıcı sıcaklığının bıraktığı tatlı bir yorgunluk vardı. Her kıpırdanışımda vücudum dün geceyi bana santim santim yeniden fısıldıyordu.

 

Hafifçe kıpırdanmaya çalıştığımda, belime dolanmış olan o devasa, kaslı kol beni daha da sıkı kendine çekti. İsmail, arkamdan göğsü sırtıma kenetlenmiş halde uyuyordu. O sert, kaslı adamın uykudaki nefesi o kadar dingin, o kadar huzurluydu ki... Çıplak omuzlarımı onun göğsüne biraz daha yasladım.

 

Tam o sırada omzumda yumuşak, sıcak dudakların temasını hissettim.Uyanmıştı.

 

Günaydın karıcığım... diye fısıldadı. Sesi uykudan yeni uyandığı için iyice kalın, boğuk ve inanılmaz derecede erkeksiydi.

 

Dudakları omzumdan boynuma doğru küçük, ıslak öpücüklerle tırmanırken içimin yeniden titrediğini hissettim. Yavaşça bana doğru döndü, yüzüme gelen darmadağın olmuş saçlarımı şefkatle kulaklarımın arkasına itti.

 

O derin mavi gözleri, dün gecenin o simsiyah tutku selinden sonra şimdi sabahın neşesiyle parlıyordu.

 

Günaydın kocacığım... dedim, sesim hala uykulu ve yorgundu.Gülümsedi, o meşhur çarpık, muzip gülüşü belirdi yüzünde.

 

Çok mu ağrın var birtanem? Kıpırdarken yüzünü ekşittin, fark etmedim sanma.

 

Yüzümün kızardığını hissederek başımı göğsüne sakladım. Biraz... Yani, sanki bütün vücudumun üzerinden bir fırtına geçmiş gibi.

 

Derin bir kahkaha attı, göğüs kafesinin titremesi doğrudan benim kalbime ulaştı. Eğilip alnımdan, ardından burnumun ucundan uzun uzun öptü.

 

Sana bu gece sınırları yıkacağız demiştim. Üstünden bir İsmail Fırtına geçti.Ama merak etme, şimdi o yorgunluğu çıkarma sırası bende. Sen hiç kıpırdamıyorsun, bu yatakta dinleniyorsun. Kocan sana öyle bir kahvaltı hazırlayacak ki, bütün ağrılarını unutacaksın.

 

Beni yatağın ortasına, yumuşak yastıkların üzerine iyice yerleştirdi, üzerimi çarşafla güzelce örttü. Yataktan kalktığında, onun o güçlü, kusursuz çırılçıplak bedenini sabah ışığında izlemek bile başımı döndürmeye yetti. Hızlıca üzerine rahat bir şeyler geçirip odadan çıkmadan önce arkasına döndü, göz kırptı

 

Gözlerini kapat ve beni bekle.

 

Odada yalnız kaldığımda, bakışlarım yerdeki gelinliğimin kırmızı tüllerine, köşedeki cam masaya ve yerdeki o kırık şampanya kadehlerine kaydı. Her bir detay, artık bambaşka bir hayata, İsmail’in nefesi olduğum o yeni dünyaya ait olduğumun kanıtıydı. İçimdeki ağrı bile bana gurur verici bir aidiyet hissettiriyordu.

 

Yaklaşık yarım saat sonra, odanın kapısından içeri enfes kokular dalga dalga yayılmaya başladı. Başımı kaldırdığımda, İsmail elinde kocaman bir tepsiyle içeri giriyordu. Kızarmış ekmekler, taze sıkılmış portakal suları, bifler, kıyılmış avakadolar, reçeller ve sıcacık tüten bir omlet... Kocamın kendi elleriyle hazırladığı bu tepsi, hayatımda gördüğüm en güzel şeydi..

 

Tepsiyi yatağın üzerine, aramıza yerleştirdi ve yanıma oturdu. Bir eliyle belimi kavrayıp beni kendine çekerken, diğer eliyle kızarmış ekmeğin üzerine sürdüğü reçelli dilimi, dudaklarıma uzattı.

 

Hadi bakalım, benim güzel karım iyice beslensin ki çabuk toplasın kendini, dedi gözlerinin içi gülerek.

 

Ekmeği onun elinden ısıracakken, gözlerimdeki mutluluk gözyaşlarını gizleyemedim. İsmail, parmak ucuyla yanağımdan süzülen o tek damlayı sildi, dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

 

Bu seferki öpücük vahşi değil dingin, taze ve sonsuz bir minnet doluydu.

 

Seni çok seviyorum...diye mırıldandı dudaklarımın üzerine.Hayatımın sonuna kadar, her sabah seni böyle sevmek için uyanacağım.

 

Bende seni çok seviyorum... dedim, sırtımdaki ve bacaklarımdaki tüm ağrılar onun bu sözleriyle, bu şefkatli dokunuşuyla tamamen silinip giderken. Bizim hikayemiz asıl şimdi, bu güzel sabahla başlıyordu.

 

Kahvaltımızı yaptıktan sonra İsmail tepsiyi komodinin üzerine bıraktı. Yataktan kalkmak için hamle yaptığımda kasıklarımdaki o keskin, sızım sızım sızlayan ağrı yüzünden hafifçe inleyerek yerime geri oturdum.

 

Dün gece cam masanın üzerinde, o dikey pozisyonda bacaklarımı boynuna doladığım, onun o durdurulamaz darbeleriyle sarsıldığım anlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Bedenim, onun vahşi tutkusunun izlerini taşıyordu.

 

Dur, zorlama kendini, dedi İsmail...

Üzerindeki beyaz tişörtü tek bir hamlede çıkarıp kenara fırlattı. Kaslı göğsünde ve omuzlarında tırnaklarımın bıraktığı kırmızı çizikler dün gecenin savaşı gibi duruyordu. Yanıma sokuldu, çarşafı yavaşça üzerimden sıyırdı. Çıplak bacaklarımı kendi dizlerinin üzerine doğru çekti. Avuçlarına döktüğü masaj yağını ellerini birbirine sürterek ısıttıktan sonra, nazikçe bacak içlerime, kasıklarıma doğru masaj yapmaya başladı.

 

Çok mu canını yaktım gece? diye sordu, gözlerini gözlerime dikerek hınzır bir gurur hem de kıyamayan bir adamın bakışı vardı.

 

Acı değil... diye fısıldadım, sıcak ellerinin sızlayan tenimde gezinişiyle gözlerimi kapatarak.

 

Sadece... beni öyle bir sevdin ki İsmail, bedenim hala senin ritminle titriyor sanki.

 

Dudaklarının kenarı, çarpık gülüşüyle yukarı kıvrıldı. Eğilip ağrının tam merkezine, kasıklarıma derin ve sıcak bir öpücük kondurdu. Bu daha başlangıç karıcığım. Bu ev, bu yatak, bu beden... Hepsi benim kurallarımla, benim aşkımla mühürlendi artık.

 

Beni kucağına alıp darmadağın olmuş yataktan çıkardı. Birlikte duşa geçtik sıcak suyun altında, dün geceden tenimizde kalan şampanya ve ter kokusunu birbirimizi her santimimizden öperek arındırdık. Su tenimizden aşağı süzülürken bile dudaklarını boynuma bastırmış başını kaldırmadan dün gece iz bıraktığı yerlere yenisini ekliyordu... O an aklıma ilk evine geldiğimde duştan çıktığındaki çekingenliğim geldi. Başını kaldırdığı anda inlemelerimin arasında fısıldadım

 

Hatırlıyormusun...

 

Dudaklarını boynuma tekrardan yaklaştırdı o azgın sesiyle konuştu

 

Neyi...

 

Maket ödevi için... Ödev için evine geldiğimde sen duştaydın bende sen-

 

Dudaklarını boynuma bastırdı.

 

Dinliyorum...

 

Sen...

 

Sızlayan ağrılarım yüzünden sesim inilti gibi çıkıyordu konuşmakta zorlanıyordum, Sen sular kesildiği için beni çağırdın... B-bende yanına geldiğimde çıktın karşıma-

 

Başını kaldırıp konuştu.

 

Sende arkanı döndün...

 

Flashback

 

Fotoğraflar tamam, yapıştırıcı, kağıt, mukavva, karton, kalem, not her şey burada, tamamdır.

 

Ardından İsmail bana seslendi.

 

Fatma!

 

Efendim, ne var? Diyene bak, şimdi bana kendi sesleniyor.

 

İstediğimiz için seslenmiyoruz herhalde, sular kesildi.

 

Sular mı kesildi, ben ne yapayım ki? Ben su tamircisi değilim.

 

Zaten değilsin, sadece git, kontrol et, bişey yap, kaldım burada böyle.

 

Of, kendi işini kendin yap, ben niye uğraşayım ki, zaten insanların işlerini bana yaptırmak istemesinden bıktım.

 

Tamam o zaman!

 

Kapıyı açtı havluyu sarıp karşımda üstü çıplak şekilde durdu. Hemen arkamı döndüm ve sesim titremeye başladı.

 

Ne yapıyorsun sen? deyip arkamı döndüm, utançla kızardığımı hissettim.

 

Kendi işini kendin hallet dedin, sen zaten sadece sıra arkadaşı olarak iyisin, başka bir şey olmazsın. Ayrıca senin sesin neden değişti?

 

Ama yaptığın yanlış, ben senin vücudunu görmek zorunda değilim, çıkmadan önce söyleyebilirdin...

 

Kendi evimde olduğum için alışmışım, hem neden sana söylüyorum ki, sende kapımın önünde durmasaydın.

 

Arkam dönük, ellerim gözlerimi kapatmış şekilde konuştum.

 

Seni nasıl duymamı bekliyorsun, çağırınca geldim işte.

 

Her neyse, ben hallederim şimdi.

 

Hallet, sen ben her şeyi masaya dizdim.

 

İsmail suya bakmaya gidince çok utandım, onu öyle görünce sesim titremeye başladı, çok utanç verici bir andı o an.

 

Neden ben buradayım? diye düşünmeye başladım, sonra İsmail gelirken Ben geliyorum bu sefer söyleyerek geliyorum! dedi.

 

Bende hemen gözlerimi kapatıp oradan uzaklaştım.

 

Tamam, sen geç, hemen gel, ben başlıyorum.

 

...

 

Bana vücudunu görmek zorunda değilim demiştin... ellerimi tutup vücudunda gezdirdi

 

Şimdi nasıl hissediyorsun.Görmek istemediğin vücudun sahibisin...

 

Ellerimi sırtında gezdirdim... Arkasını döndüğü anda sırtındaki çizik izlerine baktım... Dudaklarımı aralayıp çizik izlerine bastırdım...

 

İsmail... diye fısıldadım ve önüne döndü çenemden tutup başını kaldırdı

 

Ne diceksin...

 

Senden bişey istesem...

 

Gözlerinin içine bakarak ellerimle göğüslerine dokundum, Zorda olsa kabul eder misin...

 

Başını salladı bende çenemdeki eline bakıp konuştum, Benim için alkolü bırakır mısın...

 

İstediğin şey bumu?

 

Başımı salladım ve ellerimi omuzlarında gezdirdim

 

Hem ben seni yeterince sarhoş etmiyor muyum... dudaklarımı boynuna bastırdım ellerini saçlarımda gezdirirken konuştu

 

Tamam ama tek bir şartım var.

 

Neymiş o?

 

Başımı kaldırdım ve beni baştan aşağı süzüp konuştu

 

Sadece senin vücudundayken içmeme izin verirsen...

 

Dün geceyi hatırladım... Başını kaldırıp ıslak dudaklarından çenesine doğru akan şampanya gözlerimin önüne geldi,başımı salladım...

 

Tamam...

 

Banyodan sonra üzerimize rahat bir şeyler geçirdik, beni oturma odasındaki yumuşak koltuğa yerleştirdi, bacaklarımın üzerine pelüş bir battaniye örttü. Kendisi de yerdeki kırık camları toplamak ve yatak odasını düzeltmek için yukarı çıktı. Koltukta uzanmış, yukarıdan gelen ayak seslerini dinlerken onun karısı olarak ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum.

 

Ben ayaklarımı uzatmış dinlenirken kocam benim için yukarıda evi toparlıyordu.

 

Bir süre sonra elinde iki fincan kahveyle aşağı indi. Yanıma oturup beni göğsüne çekti, sırtım o sert göğüs kafesine yaslandığında huzurla iç çektim. Kahvesinden bir yudum alıp çenesini başıma yasladı ardından parmaklarımı parmaklarına kenetledi, dudaklarını saçlarımın arasına daldırdı.

 

Kahvelerimiz loş odanın sessizliğinde yavaş yavaş soğurken, dışarıdaki dünyanın gürültüsü bize fersah fersah uzaktaydı. İsmail’in göğsünün her inip kalkışında, başım onun kalp atışlarıyla birlikte yükselip alçalıyordu.

 

Parmaklarım, omuzlarındaki tırnak izlerimin üzerinde hafifçe gezindi...

 

Dışarı çıkalım mı? diye sordu aniden. Sesi saçlarımın arasından boğukça yankılandı...

 

Gözlerimi açıp başımı göğsünden kaldırdım.

 

Yürüyebileceğimi sanmıyorum kocacığım, dedim, dudaklarımı büzerek.

 

Bacaklarımdaki sızı hala geçmedi.

 

Hafifçe güldü ve yüzüme baktı..

 

Seni kucağıma alıp gezdiririm

 

Tamam...

 

Ben ayağa kalkarken durdurup kucağına aldı

 

Üstümüze bişeyler giymek için odaya çıktığımızda beni oturttu ve üstüme giyebileceğim birşeyler bulup üstümü giydirdi...

 

Yaklaşık yarım saat sonra sahile vardığımızda rüzgar saçlarımı uçuştururken deniz dalgaları kayalara vurup beyaz köpükler çıkarırken, İsmail beni arkamdan kucakladı. Kolları karnımın üzerinde sımsıkı birleşti, çenesini omzuma gömdü.

 

Bak bu deniz bile şahit ben seninim, sende benimsin... diye fısıldadı kulağıma doğru...

 

Arkamı dönüp kollarımı boynuna doladım. Gözlerindeki o simsiyah arzu dalgası, sabahın dinginliğini çoktan yutmuştu.

 

Her zerremle... diye fısıldadım dudaklarına doğru. Bedenimdeki her bir sızıyla, kalbimin her atışıyla sadece seninim...

 

Daha fazla dayanamadı. Dudaklarımı öyle bir hırsla, öyle açlıkla kavradı ki, sahilin soğuk rüzgarı bir anda alev aldı. Dili ağzımın içinde pervasızca dolanırken, elleri kalçalarımı sıkıca kavrayıp beni kayalıklara doğru yasladı. Sırtım soğuk taşa değdiğinde, dün geceki cam masanın hatırasıyla içim ürperdi, bacaklarım kendiliğinden onun beline dolanmak için havalandı.

 

Eve dönüyoruz, diye hırıldadı öpücüklerin arasından, nefes nefese. Sana bugün dinleneceksin demiştim ama... sen beni çıldırtıyorsun karıcığım.

 

Cilveyle karşılık verdim

 

Kuralları bozmak benim işim...

 

Beni kucağına aldığı gibi arabaya doğru yürürken, arkamızda bıraktığımız o hırçın deniz bile bizim tutkumuzun yanında sönük kalıyordu...

 

Arabaya bindiğimiz an, aramızdaki o elektrikli hava bir nebze olsun yerini tatlı bir heyecana bıraktı. İsmail direksiyonu kırıp gaz kölediğinde, gözlerindeki o sahiplenici pırıltı bir an bile sönmedi. Eve döndüğümüzde, yatak odasının kapısından içeri adım atar atmaz beni yatağa öyle bir fırlattı ki, üzerimdeki salaş kıyafetlerin altından tenimin ne kadar alev alev yandığını bir kez daha hissettim.

 

Bedenimdeki o sızım sızım sızlayan ağrılara yenileri eklenene, ikimiz de sabaha karşı yorgunluktan sırılsıklam birbirimizin kollarında bayılana kadar beni tekrar tekrar kendi dünyasında kaybetti.

 

Evliliğimizin üzerinden henüz birkaç gün geçmişti. Hayatın gerçekleri ve dondurmak istemediğimiz okulumuz bizi bekliyordu. Sabah aynanın karşısına geçip saçlarımı tararken, boynumdaki ve köprücük kemiğimin hemen altındaki o hafif morarmış, İsmail’in dişlerinin izini taşıyan aşk lekelerine baktım.

 

Dudaklarım kendiliğinden kıvrıldı. Üzerime hafif dik yakalı bir bluz geçirip izleri gizlemeye çalışsam da, içimdeki o gururlu kadını gizlememin imkanı yoktu. Parmaklarım, sol elimdeki o zarif alyansa kaydı.

 

Aşağı indiğimde İsmail kapının önünde beni bekliyordu. Üzerine geçirdiği siyah deri ceketi, altına giydiği koyu renk kotu ve kombinin en güzel parçası gözleri ile bana bakıyordu. Yanına gittiğimde elimi kavradı, parmaklarımızı birbirine kenetledi.

 

Hazır mısın karıcığım? dedi, 'karıcığım' kelimesini üzerine basa basa, tüm dünyaya ilan eder gibi söylemişti.

 

Hazırım kocacığım, dedim, kalp atışlarım hızlanırken.Okulun bahçesinden içeri el ele girdiğimizde, etraftaki bakışların anında bize döndüğünü hissettim. Biz, kimseyi gözü görmeyen, kavgalardan başı beladan kurtulmayan iki arkadaş şimdi ise evli mutlu bir çifttik.

 

Koridorlarda yürürken fısıltılar yükseldi, ama İsmail’in yanındaki o dik ve hırçın duruşu, kimsenin tek bir ters laf etmesine izin vermiyordu.

 

Sınıfın kapısını açtığımız an, büyük bir gürültü ve alkış tufanı koptu.

 

Oooo! Kimler gelmiş! Bizim yeni evli çiftimiz gelmiş!

 

Sınıftaki en yakın arkadaşlarımız, bizim için sırayı darmadağın edip ortada büyük bir masa oluşturmuşlardı. Masanın üzerinde rengarenk balonlar, kocaman bir ,Ömür Boyu Mutluluklar, yazısı ve arkadaşlarımızın kendi aralarında yaptırdığı minik bir kutlama pastası duruyordu. Simay hemen yanıma koşup boynuma sarıldı.

 

İnanamıyorum Fatma! Gerçekten evlendiniz, gerçekten İsmail'i dize getirdin!" diye fısıldadı kulağıma gülerek.

 

Mehmet, İsmail’in omuzuna sertçe vurdu.

 

İsmail, senin evleneceğini, parmağına şu yüzüğü takacağını kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi...

 

İsmail, o meşhur çarpık gülüşünü yüzüne yerleştirdi. Bir elini belime atıp beni göğsüne doğru çekerken, diğer eliyle Mehmet'in uzattığı eli sıktı.

 

Serserilik bitti oğlum. Artık hayatımın kadını yanımda...

 

Alya yanıma yaklaştı ve bana bir kutu uzattı

 

Bunlar senin için canım arkadaşım hep mutlu ol...

 

Kutuyu açtığımda içinde siyah yıldızlı tokalar çıktı...

 

Bu yıldızlı tokalar senin için hatırlıyor musun saçının önündeki bir tutam hep gözünün önüne geliyordu bende sana o zaman almıştım bunları sonra içine birkaç şey daha alıp hediye etmek istedim

 

Alya'nın düşüncesi beni mutlu etti hemen ona sarıldım ve sarılırken hala ağrılarımı hissediyordum...

 

Kutunun en altındaki bölmeyi açtığımda

takı seti vardı altın bir bileklik, küpe ve kolyesi ile...

 

Pastayı birlikte üfledik, arkadaşlarımızın bizim için hazırladığı küçük hediyeleri kabul ederken yüzümdeki gülümseme hiç solmadı. Herkes bizim masallardan fırlama evliliğimizi konuşuyordu. İsmail ile göz göze geldiğimizde, ikimizin de aklından düğün gecesi o cam masanın, şampanyanın ve kurdelelerin hatırası geçti.

 

Yanaklarımın alev alev yandığını hissettim. İsmail, masanın altından bacağımı hafifçe sıkarak bana o azgın, kararlı bakışlarından birini fırlattı. Bakışlarıyla bile beni oracıkta eritebiliyordu.

 

Okuldaki o güzel kutlamanın ve teslim etmemiz gereken son ödevlerin ardından, İsmail’in bana sürpriz olarak hazırladığı balayı seyahati için yola koyulmuştuk.

 

Şehrin gürültüsünden tamamen uzakta, Ege’nin gözlerden uzak, uçurum kenarına kurulmuş, altı tamamen hırçın dalgalarla dövülen ahşap bir taş ev kiralamıştı. Burası tam anlamıyla bizim için biçilmiş kaftandı, kimse yoktu, sadece biz ve denizin o vahşi sesi vardı.

 

Evin kapısından içeri girdiğimiz an, İsmail bavulları koridora fırlattığı gibi beni belimden kavrayıp kapıya yasladı.

 

Sonunda... diye mırıldandı.

 

İsmail, daha valizleri bile... dememe izin vermedi. Dudakları dudaklarıma öyle bir hırsla kapandı ki, nefesim anında kesildi.

 

Ceketini yere fırlatırken, elleri bluzumun eteklerinden içeri sızıp çıplak tenimi çılgınca kavradı. Beni kucağına alıp o uçuruma bakan, devasa cam pencereli yatak odasına taşıdı.

 

Balayımızın ilk gecesi, düğün gecemizi bile gölgede bırakacak bir hırsla başladı. Dışarıda dalgalar kayalara vurdukça, evin içindeki ahşap zemin bizim ritmimizle inliyordu.

 

İsmail, buradaki o sonsuz özgürlüğün verdiği rahatlıkla hiçbir kural tanımıyordu. Beni o devasa yatağın üzerinde, pencerelerin önünde o hırçın denize karşı, şöminenin çıtırdayan ateşinin olduğu odada, ellerimi başımın üzerinde sabitlemişti.

 

Bu balayı hiç bitmeyecek karıcığım, dedi, her bir kelimesinde içimde daha da büyüyerek, beni derinliklerinde mahvederek.

 

Seni bu topraklarda, bu denizin kokusunda her gün yeniden, daha vahşi seveceğim.

 

Bitmesin... diye çığlık attım, tırnaklarımı onun o kaslı sırtına, eski izlerin üzerine yenilerini ekleyerek geçirdim.

 

Hiç bitmesin...

 

Günler geceleri, geceler günleri kovaladı. Sabahları deniz kenarında, kayalıkların üzerinde baş başa kahvaltı yapıyor, dalgaların sesini dinliyorduk...

 

İsmail bazen arkamdan yaklaşıp beni denizin o soğuk sularına doğru kucağında fırlatıyor, peşimden kendisi de atlayıp suyun altında bile dudaklarımı talan ediyordu. Suda sırılsıklam olmuş bedenlerimiz birbirine yapışırken, yatak odamızın kapısı kapandığı an her zaman tüm vahşetiyle geri dönüyordu.

 

Balayımızın son gecesinde, yine şöminenin karşısında, İsmail’in göğsüne yaslanmış oturuyordum. Üzerimizde sadece bizi örten kalın bir battaniye vardı. Dışarıda rüzgar uğulduyor, deniz o tanıdık hırçınlığıyla şarkısını söylüyordu. Elimi onun o hızlı atan kalbinin üzerine koydum.

 

Dönüyoruz demek yarın, diye fısıldadım, içimde tatlı bir hüzünle.

İsmail çenemi tutup yüzümü kendine çevirdi.

 

Nereye dönersek dönelim... Bizim evimiz artık birbirimizin kolları... okulda, yatakta... Nerede olursak olalım, sen benim nefesimsin son nefesine kadar son nefesime kadar...

 

Dudaklarımzı bir kez daha, bu sefer acele etmeden, tadını çıkara çıkara birleştirdik. Bizim hikayemiz o dar fakülte koridorunda bir çarpışmayla başlamıştı, ama şimdi, sonsuz bir deniz gibi önümüzde uzanıyordu.

 

Balayımızın o büyüleyici, rüzgarlı son gecesi şöminenin önünde, birbirimizin sıcaklığına sarınarak noktalanmıştı.

 

Ertesi sabah, Ege’nin o uçurum kenarındaki taş evine veda edip arabamıza bindiğimizde, içimde hem buruk bir hüzün hem de kendi evimize, kuracağımız o yeni düzene duyduğum devasa bir heyecan vardı.

 

İsmail direksiyonu kavrayıp arabayı çalıştırdı, her zamanki gibi diğer eliyle benim elimi yakalayıp vites topuzunun üzerine sabitledi. Sol parmağındaki alyans, direksiyona vuran sabah güneşinde parıldıyordu.

 

Eee, karıcığım, dedi, göz ucuyla bana hınzır bir bakış fırlatarak. Balayı bitti diye üzülmek yok sonuçta evde her gece bizim-

 

Bilmez miyim, dedim, içim titreyerek. Senin kuralsızlığın o evin duvarlarına çoktan sindi zaten.

 

Direksiyondaki elini hızla yanağıma kaydırıp beni kendine doğru çekti ve kırmızı ışıkta durduğumuz an dudaklarıma kısa ama nefes kesici bir öpücük kondurdu.

 

Sözümü tutarım...

Bölüm : 18.05.2026 13:52 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...