
Yol boyunca İsmail’in o erkeksi, güven veren kokusu arabanın içini sarmıştı. Bir elim vitesin üzerindeki elinin altında, diğer elimle huzurlu bir müzik açtım.
Başımı koltuğa yaslayıp dışarıda hızla akan manzarayı izlerken, parmağımdaki yüzüğün ağırlığını hissetmek beni dünyanın en güçlü kadını gibi hissettiriyordu.
Biz gerçekten evlenmiştik. O fırtınalı, kavgalı, herkesin, Bunlar asla yan yana gelemez, dediği günlerden, şimdi tek bir nefes olduğumuz bu yola uzanmıştık.
Birkaç saatlik yolculuğun ardından nihayet artık bizim evimizin önüne geldik.
İsmail arabayı park eder etmez hemen indi, bagajdan valizleri alırken ben de arabadan çıktım. Evin kapısının önüne geldiğimizde anahtarı cebinden çıkardı ama kilide sokmadı. Muzipçe arkasını dönüp bana baktı.
Eee karıcığım. Bu kapıdan içeri adım atarken bir geleneği atlayacak değiliz herhalde? dedi, o meşhur çarpık gülüşüyle.
Daha ne olduğunu anlayamadan valizleri kapının kenarına bıraktı, beni belimden kavradığı gibi tek bir hamlede kucağına aldı. Hafifçe çığlık atarak kollarımı boynuna doladım.
Kocacığım neler yapıyorsun...
Daha bişey yapmadım karıcığım... Kapıyı anahtarla açtı ve beni kucağından hiç indirmeden, ayağıyla kapıyı arkamızdan kapatarak içeri taşıdı.
Evin koridoruna adım attığımızda, balayından dönmüş olmanın yorgunluğu bir anda uçup gitti. İsmail beni yavaşça yere indirdi ama ellerini belimden çekmedi. Sırtımı koridorun duvarına yasladı, gövdesiyle beni tamamen hapsetti. Derin mavi gözleri, o tanıdık arzu dalgasıyla kararmaya başlamıştı bile.
Evimize hoş geldin, fırtınanın kraliçesi, diye fısıldadı, sesi iyice boğuklaşmıştı.
"Hoş bulduk kocacığım bak bu iltifatını sevdim..." diyebildim sadece. Dudakları anında dudaklarıma kapandı. Bu öpücük, o yol yorgunluğunun ardındaki sabırsızlığın, evimize dönmüş olmanın verdiği o aidiyetin öpücüğüydü. Eli bluzumun altına kayıp belimi çıplak tenimden kavradığında, kasıklarımdaki o tatlı sızı yeniden kendini hatırlattı.
Balayındaki o vahşi gecelerin izleri hala tam olarak geçmemişken, bedenim onun ritmine saniyeler içinde ayak uydurmaya hazırdı.
Nefes nefese ayrıldığımızda, alnını alnıma yasladı. Eğer şimdi durmazsam, valizler burada geceye kadar durucak ve biz günlerce odadan çıkamayacağız, diye fısıldadı saçlarımı şefkatle geriye doğru iterken.
Hadi, sen yukarı çık, biraz dinlen. Ben valizleri getirip hemen geleceğim.
Gülümseyerek ondan ayrıldım ve merdivenleri çıkmaya başladım. Yatak odamıza girdiğimde, yatağın darmadağınık bırakılmış çarşafları, köşedeki o cam masa... her şey bize düğün gecesini ve düğün günümüzü hatırlatıyordu. Üzerimdeki rahat kıyafetleri çıkarıp İsmail'in dolapta asılı duran geniş, beyaz tişörtlerinden birini üzerime geçirdim.
Tişört kalçalarımın hemen altında bitiyordu ve tamamen onun gibi kokuyordu. Yatağa uzanıp pelüş battaniyeyi üzerime çektim.
Çok geçmeden İsmail odaya girdi. Valizleri bir kenara bırakıp beni yatakta onun tişörtüyle, savunmasız ve altı çıplak bir halde görünce gözleri irileşti. Boğazından erkeksi bir mırıltı yükseldi. Üzerindeki siyah tişörtü tek hamlede sıyırıp attı. O kaslı, sırtı tırnak izlerimle bezeli bedeniyle yatağa, üzerime doğru sokuldu.
Sen, dedi, yatağa dizlerini dayayıp üzerime eğilirken,
Beni bilerek çıldırtıyorsun, değil mi?
Ben hiçbir şey yapmadım, dedim cilveli bir sesle, ellerimi onun sıcak göğsüne koyup parmaklarımı kaslarının üzerinde gezdirirken. Sadece kocamın kokusunu özledim.
İsmail daha fazla dayanamadı. Battaniyeyi üzerimden hızla çekip attı. Altımdaki çıplak bacaklarımı kavrayıp kendi beline doladı. Üzerimdeki tişörtün eteklerini yukarı doğru sıyırırken, dudakları boynumdaki o hafif morarmış izlerin, diş izlerinin üzerine yeniden kapandı. Sıcak dili ve hırslı dudakları tenimde yukarı aşağı gezinirken, kasıklarımdaki o derin, sızım sızım sızlayan ağrı yerini tamamen yakıcı bir arzuya bıraktı.
Bu tişörtün altında hiçbir şey olmaması... senin bu kuralsız hallerin beni bitirecek... diye fısıldadı kulağıma doğru.
Dişlerini hafifçe boynuma geçirdiğinde acıyla karışık bir zevkle inledim, ellerimi saçlarına geçirip onu kendime daha da bastırdım.
Evimizin duvarları, balayından dönen iki aşığın o durdurulamaz, vahşi ve nefes kesici tutkusuyla yeniden inlemeye başladı. İsmail, kendi evimizdeki o ilk günümüzde, beni yatağın üzerinde, duvar kenarında, her santimimi kendi aşkıyla yeniden mühürleyene kadar durmadı. İkimiz de sırılsıklam ve nefes nefese kalana dek, bedenim onun sert darbeleriyle sarsıldı.
Saatler sonra, akşamüstünün o kızıl ışıkları yatak odamızın pencerelerinden içeri süzülürken, İsmail’in göğsünde, onun kalp atışlarını dinleyerek uzanıyordum. Bacaklarımın arasındaki ve kasıklarımdaki ağrı bu sefer çok daha derindi ama bu acı, onun kadını olduğumun en güzel, en gurur verici kanıtıydı.
İsmail parmaklarını saçlarımın arasında gezdirirken hınzırca güldü.
Eee, yarın okul var karıcığım. Bu bacaklarla koridorda nasıl yürüyeceksin bakalım?
Başımı göğsünden kaldırıp okyanus mavisi gözlerine baktım, dudaklarımı muzipçe büzdüm.
Sınıfa kadar beni kucağında taşırsın artık, Fırtına kıralı. Ne de olsa bu eserin sahibi sensin.
Derin bir kahkaha attı, beni altına alıp dudaklarıma uzun, şefkatli ama bir o kadar da sahiplenici bir öpücük kondurdu.
Seve seve karıcığım, seve seve...
Ertesi sabah alarmın o tiz sesi odada yankılandığında, gözlerimi açmak hayatımın en zor işi gibi geldi. İsmail, belime doladığı koluyla beni her zamanki gibi kendine sabitlemişti.
İsmail... diye fısıldadım, sesim uykudan ve yorgunluktan pürüzlüydü.
Kalkmamız lazım. Okula, geç kalacağız."
Arkamdan boğuk bir ses çıkardı, dudaklarını çıplak omzuma bastırıp beni daha da sıkı çekti.
Gitmeyelim... Söyle Mehmet’e, bizim yerimize imza atsın. Seni bu yataktan çıkarmaya niyetim yok.
Olmaz kocacığım, dedim gülümsüyerek. Zor da olsa kollarının arasından sıyrıldım. Yataktan kalktığımda bacaklarım hafifçe titredi, yüzümü ekşitmemeye çalışarak banyoya doğru yürüdüm. Aynada kendime baktığımda boynumdaki ve köprücük kemiğimdeki o taze, koyu renkli aşk lekelerini gördüm.
İsmail arkamdan gelip çıplak belime sarıldı, çenesini omzuma yaslayıp aynadaki aksimize baktı. Muzip, hınzır bir gülüş belirdi yüzünde.
"Canını fena yakmışım gibi," diye mırıldandı, dudaklarını hafifçe o lekelerin üzerine sürterek.
Imh, yapma... dedim, yanaklarım kızarırken. Hemen dolaptan dik yakalı, ince siyah bir kazak çıkarıp üzerime geçirdim.
Eğer sen inlersen ben dayanamam birtanem...
Ama eğer böyle devam edersek her gün sıcak havada kazak giymek zorunda olucam...
Peki...
Saçlarımı serbest bırakarak izleri iyice gizledim. İsmail de vazgeçmediği siyah deri ceketini giydi ve alt hissini tamamlayan koyu kotunu geçirdi.
Yarım saat sonra okulun bahçesinden içeri el ele girdiğimizde, havadaki o gerginliği hissetmem uzun sürmedi. Balayındayken dış dünyadan o kadar kopmuştuk ki, kampüsteki dedikodu kazanının bizim için kaynadığından haberimiz yoktu. Koridorlarda yürürken fısıltılar, arkamızdan dönen bakışlar resmen üzerimize dikiliyordu. İsmail parmaklarımızı daha da sıkı kenetledi, omuzlarını dikleştirip etrafa o bildiğim, tekinsiz ve sert bakışlarından birini fırlattı. Koridordakiler anında bakışlarını kaçırmak zorunda kaldı.
Sınıfın kapısına geldiğimizde içeride tuhaf bir sessizlik vardı. Kapıyı açıp içeri girdiğimizde, o her zamanki neşeli ortamın yerini gergin bir bekleyişin aldığını gördüm. Alya ve Mehmet sıramızın orada oturmuş, yüzleri asık bir şekilde bize bakıyorlardı.
Neler oluyor burada? diye sordum, çantamı sıraya bırakırken. Kasıklarımdaki sızı yüzünden sıraya otururken hafifçe yavaş hareket etmiştim, İsmail bunu fark edip hemen arkama geçip elini omzuma koydu, sahiplenici bir tavırla dikildi.
Mehmet, İsmail’e bakarak sıkıntılı bir nefes verdi. Oğlum... Siz balayındayken buralar biraz karıştı. Akın’ı hatırlıyorsun değil mi? Hani şu yengeye dadanan, tekrardan bizim sınıfa gelen çocuk."
İsmail’in omuzlarının anında gerildiğini, elinin omzumda kasıldığını hissettim. Mavi gözleri saniyeler içinde o simsiyah fırtına rengine döndü. Eee? dedi, sesi buz gibiydi.
Bende ekledim ,Ne olmuş o şerefsize?
Simay araya girdi, sesini alçaltarak konuştu.
Okula geri döndü biliyorsun Fatma. Ama yalnız değil. Arkasına okulun yönetimindeki o nüfuzlu dayısını ve dışarıdan topladığı birkaç serseriyi almış. Her yerde 'İsmail o kızı zorla evlendirdi, Fatma’yı elinden kurtaracağım' diye saçma sapan konuşuyor. Sırf senin başını yakmak için her şeyi planlamışlar.
Duyduklarımla başımın döndüğünü hissettim. İçimi bir korku kapladı ama bu korku kendim için değil, İsmail’in o durdurulamaz öfkesi içindi. Başımı kaldırıp İsmail’e baktığımda, çene kemiğinin kasılmaktan neredeyse kırılacak gibi olduğunu gördüm. Gözlerindeki o vahşi arzu, yerini saf bir nefrete ve yıkıcı bir öfkeye bırakmıştı.
Zorla evlendirdi öyle mi? diye bağırdı İsmail. Sesi tüm sınıfta yankılandı, birkaç kişi ürkerek kafasını çevirdi.
Benim karım hakkında konuşuyor ve hala bu okulda nefes alıyor, öyle mi?
Bak canım kocam, lütfen sakin ol... diyerek elini tutmaya çalıştım. Tuzak kurmuşlar işte, senin delirmemeni bekliyorlar. Lütfen uyma onlara.
Tam o sırada sınıfın kapısı sertçe açıldı. İçeri giren tam da bahsettiğimiz kişiydi, Akın. Arkasında kendisi gibi sırıtan üç dört kişi daha vardı. Akın, gözlerini doğrudan bana dikti, ardından İsmail’le kenetli olan ellerimize baktı. Yüzünde iğrenç, tahrik edici bir gülümseme belirdi.
Ooo, yeni evliler de gelmiş, dedi Akın, pervasızca sınıfa doğru yürüyerek.
Fatma, sarsılmış görünüyorsun. Yüzün bembeyaz. Yoksa bu fırlama seni gerçekten zorla mı tutuyor? Korkmana gerek yok, buradayım artık. Seni onun elinden alacağım.
Sınıfta ölümcül bir sessizlik oldu. Benim nefesim boğazıma tıkandı. İsmail’in elimi bıraktığı anı hissettim. O an, sanki zaman yavaşladı.
İsmail, hayır! diye çığlık attım ama çok geçti.
İsmail, yerdeki bir kaplan gibi ileri atıldı. Akın daha ne olduğunu anlamadan, İsmail onun yakasını kavradığı gibi sınıfın duvarına öyle bir çarptı ki, duvardaki yazı tahtası sarsılarak yere düştü. Akın'ın arkasındaki serseriler hamle yapmaya çalıştı ama Mehmet ve sınıftaki diğer çocuklar hemen önlerini kesti.
Benim karımın adını o pis ağzına bir daha alırsan, seni bu okulun toprağına gömerim hemde böyle pis pis bakmaya devam edersen-
Ne yaparsın? Hiç bişey yapamazsın!
İki gözünü de yerinden çıkartırım!
Çok korktum..
Akın'ın yüzüne indirdiği ilk yumrukla odada kemik kırılma sesi yankılandı. Akın acıyla yere yığılırken, İsmail onun üzerine çıkıp yakasını tekrar kavradı. Gözü tamamen dönmüştü, dünyayı yakacak gibi bakıyordu.
İsmail, dur! Yalvarırım dur, okuldan atılacaksın diye arkasından sarılmaya çalıştım. Ağrılarımı, sızılarımı unutup onun o devasa, kaslı sırtına yapıştım. Tırnaklarımı deri ceketine geçirdim.
"Ben seninleyim, ben seninim! Lütfen bırak onu, bize kıyma!
Ben seninim kelimesini duyduğu an, İsmail’in havadaki yumruğu havada asılı kaldı. Nefes nefese, göğsü hızla inip kalkarak durdu. Gözlerindeki o kör öfkenin arasından bana, karısına baktı.
Benim gözlerimdeki yaşları gördüğünde, sanki o vahşi fırtına bir nebze olsun dindi.Akın'ı paçavra gibi yere fırlatıp ayağa kalktı. Üzerini düzeltti, yerdeki serserilere ve kanlar içindeki Akına tiksinerek baktı. Sonra arkasını döndü, herkesin şaşkın ve korku dolu bakışları arasında belimden kavrayıp beni göğsüne sımsıkı çekti.
Herkes duysun, diye bağırdı İsmail, sesindeki o mutlak sahiplenme ve güçle koridorda toplanan kalabalığa bakarak. Fatma Fırtına benim karım. Benim nefesim. Ona dokunmayı, onun adını pis ağzıyla anmayı aklından geçirenin dünyasını başına yıkarım. Kuralları ben koyarım, cezasını da ben keserim!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.21k Okunma |
1.25k Oy |
0 Takip |
100 Bölümlü Kitap |