
Alya’nın dudaklarından dökülen o son kelimeler, karakolun soğuk koridorunda adeta zamanı durdurdu. Bu gece ona hamile olduğumu söyleyecektim....
Kelimeler havada asılı kaldı, mermer duvarlara çarpıp parçalandı. Alya hıçkırıklara boğularak kollarımın arasına yığılırken, arkama döndüm ve demir kapının ardında sürüklenen Mehmet’e baktım. Gitgide uzaklaşan kelepçe sesleri, bir babanın henüz varlığından bile haberdar olmadığı bebeğinden koparılışının ayak sesleriydi.
Akın o hastane odasında sadece canımızı yakmamıştı, geleceğimizi, umutlarımızı, doğmamış bir bebeğin yuvasını kundaklamıştı.
Simay bir yanda diz çökmüş sessizce gözyaşı döküyor, Alya diğer yanda benim göğsümde hıçkırıyordu. İki dostum, iki canım, Akın’ın o kirli intikam hırsı yüzünden paramparçaydı.
Yeter... diye fısıldadım. Sesim önce kısık çıktı, sonra içimdeki o dişi kurdun uyanışıyla koridorda yankılandı. Yeter! Ağlamayın artık!
Alya’nın yüzünü ellerimin arasına aldım, göz yaşlarını sildim. Alya, bana bak. Sen artık yalnız değilsin, içinde Mehmet’in canını taşıyorsun. Dik duracaksın. Simay, kalk ayağa! Simay’ı da kolundan tutup kaldırdım.
Sevdikleriniz içeride olabilir ama siz dışarıdasınız.Asıl şimdi başlıyor. Onları o delikten çıkaracağız.
İsmail yanımıza geldi. Yumruklarını sıkmaktan parmak eklemleri kanayacak raddeye gelmişti. Mavi gözlerindeki o karanlık, Akın’ın tüm dünyasını yakacak kadar büyüktü. Bakışları önce ağlayan kızlara, sonra doğrudan bana kaydı.
O gözlerdeki çaresizliği ve öfkeyi gördüm. Eğilip Alya’nın ve Simay’ın omuzlarına elini koydu.
Kardeşlerimi orada bırakmayacağım, dedi, sesi derinden gelen bir gök gürültüsü gibiydi. Şimdi eve gidiyorsunuz. Poyraz’ın babasının avukatları burada, Mehmet’in ailesi de yolda. Bu gece burada yapabileceğimiz bir şey yok. Eve gidin, Fatma’yla kalın.
Karakolun o kasvetli, insanı nefessiz bırakan havasından çıkıp gecenin zifiri karanlığına adım attığımızda, saat gece yarısını çoktan geçmişti. Poyraz’ın arabasına bu kez İsmail geçti, direksiyonu sımsıkı kavradı. Arkada Simay ve Alya birbirine tutunmuş, yorgunluktan ve acıdan bitap düşmüş halde sessizce ağlıyorlardı.
Araba sessizliğin içinde akıp giderken, dikiz aynasından İsmail’in yüzüne baktım. Çenesi kasılmış, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Benim kasıklarımdaki, bacaklarımdaki o sızlayan ağrı yerini uyuşuk bir yorgunluğa bırakmıştı. Ama İsmail’in yanımda olması, nefesini hissetmek bana dünyanın en büyük gücünü veriyordu.
Bizim eve vardığımızda bahçe kapısını açtık. Simay ve Alya’yı alt kattaki misafir odasına yatırdık. İkisi de öyle hırpalanmıştı ki, kafalarını yastığa koyar koymaz acının verdiği o ağır uykuya teslim oldular.
Onların üstünü örtüp kapıyı aralık bıraktıktan sonra yavaş adımlarla üst kata, bizim yatak odamıza çıktım.
Odanın kapısını açtığımda, içerideki o tanıdık parfüm ve temiz çarşaf kokusu ciğerlerime doldu. İşte burasıydı. Akın’ın kirletemediği, kocamın büyükannesinin nefretinin ulaşamadığı tek yer.
İsmail arkamdan içeri girdi. Kapıyı yavaşça kapattı hiçbir şey söylemeden ona doğru yürüdüm. Üzerindeki o kırışmış ceketi omuzlarından sıyırıp yere bıraktım. Ellerimi göğsüne koyduğumda, kalbinin deliler gibi çarptığını hissettim. Başımı göğsüne yasladım, kollarımı beline sımsıkı doladım..
Geldik... diye fısıldadım, gözlerimden süzülen bir damla yaş tişörtüne sızarken. Evimizdeyiz sevgilim.
İsmail’in büyük kolları beni tamamen sardı, beni adeta kendi bedeninin içine gömmek ister gibi sıktı. Çenesini başımın üzerine yasladı, derin bir nefes çekti saçlarımdan.
Seni koruyamadım... diye mırıldandı, sesi o kadar boğuk, o kadar kırgındı ki...
Benim yüzümden o hastane odasına gittin, benim yüzümden o lanet eve gittin... Benimle olduğun her an canın acıyor.
Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım. Gözlerindeki o yaralı çocuğu gördüm, büyükannesinin boya kalemleri yüzünden dövdüğü, sevgisiz bıraktığı o küçük İsmail karşımdaydı. İki elimle yanaklarını kavradım, başını kendime doğru eğdim..
Bana bak İsmail Fırtına, dedim, gözlerinin içine sarsılmaz bir inançla bakarak. Akın’a da söyledim, o taş kalpli büyükannene de... Sen bana bu hayatta zarar veremezsin. Senin bana yaşatabileceğin tek acı, tenime bıraktığın o hırslı yanmadır ve ben o acıyı, senden geldiği sürece ölesiye seviyorum. Benim canımı senin aşkın acıtmaz, senin yokluğun acıtır...
İsmail’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü, o güçlü, yıkılmaz adamın yanağından ilk defa yaşlar aşağı kaydı. Dudakları titredi. Daha fazla dayanamayarak dudaklarımı boynuna, şah damarının tam üzerine bastırdım.
Onun sıcaklığı tenime değdiği an, içimdeki tüm sızılar anında pürüzsüzleşti, ruhum huzurla mühürlendi.
Benim evim sensin demiştin... diye fısıldadı, dudakları saç çizgimde gezinirken.
Sensin, dedim nefesimi boynuna üfleyerek. İnsan evini asla bırakıp gitmez...
Beni yavaşça yatağa doğru yönlendirdi. Başımı kucağına yatırdım ve saçlarımı okşamasını istedim.
Saçlarımı okşar mısın...
Ellerini saçlarıma dokundurdu ve gözlerimi kapatıp kendimi o ana teslim ettim... Parmakları saç çizgilerimden geçerken dudaklarını saçlarıma bastırdı.
Saçlarına zaafım var birtanem...
Ellerimi kaldırıp onun saçlarına dokundum
Benimde senin saçlarına zaafım var...
Başımı kaldırıp onu kucağıma yatırdım saçlarını okşarken konuştum.
Nasıl hissediyorsun...
Güvende.
Bak birtanem zamanında büyükannen sana nasıl davrandıysa ben onun tam tersi seni daha çok sevicem, sana yaşattıklarını onlara ödeticem...
İsmail gözlerime bakarken gözleri boynuma kaydı. Elini kaldırıp parmağını boynumda gezdirdi.
Dudaklarımdan istemsizce kısık, titrek bir inilti döküldü ve hafifçe irkilerek başımı arkaya doğru attım.İsmail anında ellerini geri çekti
Fatma... diye fısıldadı, sesi pürüzlü ve derinden geliyordu. Eli yavaşça yanağıma kaydı, başparmağıyla dudaklarımı okşadı.
Canın mı acıyor sevdiğim...
Gözlerinin içine baktım, kirpiklerimin arasından süzülmek üzere olan o sıcacık damlayı gizlemedim.
Hâlâ çok taze ımh.. dedim, sesim yatak odasının loşluğunda adeta eriyordu.
Kasıklarım, bacaklarım hala sızlıyor hala ağır bir sızı var içimde...
Duyduğu kelimelerle İsmail’in göz bebekleri büyüdü, adem elması hızla aşağı yukarı hareket etti. . Eğilip alnımı uzunca öptü.
Tamam birtanem... , sakin ol, diye mırıldandı nefesi tenimi yakarken.
Sakinim... Bu acıya katlanıyorum ama bir an seni gerçekten kaybettim sandım. İsmail ben seni kaybetme acısına katlanamam. Seninle yuvamız olsun istiyorum böyle küçük küçük çocuklarımız olsun salonumuzda koştursunlar onlarla beraber bizde büyüyelim onlarında hikayeleri olsun arkadaşları olsun.
Ama acelemiz yok birtanem... Senin hala canın acıyor keşke fazla üstüne gelmeseydim.
Hala anlamıyorsun sevgilim... Ben sensizliğe katlanamıyorum.
Bende sensizliğe katlanamıyorum...
Sıkıca sarıldım ve kulağıma fısıldadı
Seni incitmeden, o sızılarını tek tek öperek hafifletmeme izin ver...
Gözlerimi sıkıca kapatıp kokusunu içime çektim ardından gözlerimi açıp beni süzen gözlerine baktım, başımı salladım...
Dudaklarını önce saçlarıma bastırdı, her dokunuşu adeta yaralı bir kuşu iyileştirmek ister gibi şefkatli ama bir o kadarda sahipleniciydi,boynumdaki o kıpkırmızı, morarmış izleri gördü.
Eğildi ve o izlerin üzerine, tam şah damarımın vurduğu yere dudaklarını yavaşça dokundurdu.
Ah, İsmail... diye inledim, başımı geriye doğru yatırıp gözlerimi sıkıca kapatırken.
Dudakları boynumdan aşağıya, köprücük kemiklerime ve göğüslerime doğru pürüzsüz bir hat çizerek indi. Gözlerimden yaşlar süzülürken, o acıyla karışık zevk başımı döndürüyordu.
Acı verdiğim heryeri öpmek senin yaralarını sarmak istiyorum ama...
Yanaklarımı ellerinin arasına alıp göz yaşlarımı öptü.
Canını yaktığım için özür dilerim,geçti... Geçti birtanem nefes al... diye fısıldadı.
Saçlarımı, yüzümü, boynumdaki o taze izleri tek tek, şefkatle öptü
İyi misin? Canın çok yandı mı? diye sordu, sesinde dünyanın en değerli şeyini korumuş olmanın verdiği o huzurlu yorgunluk vardı.
Başımı göğsüne yasladım, kalbinin o ritmik, güçlü atışını dinlerken gülümsedim.
Çok iyiyim... dedim, sesim huzurla pürüzsüzleşmişti.
Seninle olan her şey, her acı beni sadece sana daha çok bağlıyor sevgilim.
Kollarını belime sımsıkı doladı,kollarının arasında tamamen güvendeydim...
Dudaklarını omzuma bastırıp konuştu.
İstersen... İstersen biraz uzaklaşabiliriz. Çünkü ben sevişme esnasında senin canını fazlasıyla yakıyorum
Gülümsedim ve başımı salladım.
Haftalar o kadar ağır geçti ki, sanki zaman bizim için durmuş, sadece acının etrafında dönmeye başlamıştı.
Herkesin ruhu yaralıyken, İsmail bir karar aldı. Bu evin içindeki kasveti, o dört duvar arasına sıkışmış hüznü bir anlığına bile olsa dağıtmamız gerekiyordu.
Alya ve Simay’ı zorla da olsa ikna ettik. Şehrin gürültüsünden uzak, yeşilin her tonunun birbirine karıştığı o huzurlu yayla evine, pikniğe gidecektik.
Yol boyunca kimse konuşmadı. Herkesin aklı Mehmet’in ve Poyraz'ın o karanlık hücresindeydi. Ama yaylaya vardığımızda, İsmail’in o vakur ve güçlü duruşu biraz olsun içimize su serpti.
O, ızgaranın başına geçti, etlerin kokusu havaya karışmaya başladı. Ben ise İsmail’in en sevdiği şeyi hazırlamak için mutfağa girdim,küçük küçük doğradığım lahanaları zeytinyağı ile haşlayıp yoğurtla karıştırdım, içine konserve mısır ekleyip ona özel salatayı, ona olan aşkımı katarak özenle karıştırdım.
Masayı hazırlarken gözlerim Alya’ya takıldı. O kadar sessizdi ki... Elinde tuttuğu çatalla tabağındaki yemeği boş boş karıştırıyor, sanki bir yerlerde Mehmet’in gülüşünü arıyordu. Simay da ona hüzünle bakıyordu. Bir an, Poyraz ve Mehmet’in aramızda olduğu o eski, neşeli günleri hatırladım.
Poyraz’ın o bitmek bilmeyen şakaları, Mehmet’in masayı kahkahalara boğan absürt anıları... Şimdi masanın o tarafı boştu ve o boşluk kalbimize bir bıçak gibi saplanıyordu.
İsmail yanıma geldi, elindeki maşayı bırakıp kollarını arkamdan belime doladı. Kulağıma doğru eğilip, sesini sadece benim duyabileceğim bir tonda alçalttı.
Yorulduğunu biliyorum ama seninle burada olmak, o karanlık günlerden sonra aldığım en güzel nefes dedi.
Başımı omzuna yasladım. Etlerin dumanı, doğanın temiz kokusu ve İsmail’in huzur veren varlığı... Sanki dünya bir anlığına durmuştu. Birbirimize öyle bir baktık ki, etrafımızdaki tüm acı, tüm o hukuki savaş, tüm o belirsizlik silinip gitti.
Sadece birbirimizin gözlerinde kaybolduk, sadece o anın tadını çıkardık.
Ancak o huzur bile Alya’nın omuzlarındaki yükü hafifletmeye yetmiyordu. Alya, bir an dayanamayıp sandalyesinden kalktı ve ağaçların arasındaki o ıssızlığa doğru yürüdü.
Simay peşinden gitmek istedi ama İsmail nazikçe konuştu ve durdurdu.
Bırak, bazen insanın en büyük kalabalığı kendi sessizliğidir dedi.
Alya’nın uzaktan, ağaçların arasında titreyen omuzlarını izlerken içim sızladı. Mehmet’in yokluğu, onun için sadece bir ayrılık değil, bir parçanın eksilmesiydi.
O gün, İsmail ile aramızda kelimelere dökülmeyen ama her bakışımızda birbirimize verdiğimiz o söz vardı.
Biz birbirimizi ne pahasına olursa olsun ayakta tutacaktık. Mehmet için, Alya için, bizim geleceğimiz için...
Güneş yavaş yavaş batarken, İsmail’in elleriyle hazırladığı etler masada soğumuştu ama ruhumuzdaki o soğukluk biraz olsun kırılmıştı.
Etlerimizi yerken İsmail ortamı yumuşatmak için salatamı övmeye başladı
Hatırlıyor musun sevgilim seninle Galata kulesine çıktığımız gün sizin eve geldiğimde yapmıştn ilk gün ki gibi hala lezzetli...
Bende annemin söylediği sözü söyledim
Açlıktan çıkmış gibi yemiştin hahahaha annem bu çocuk evde yemek yemiyormu fakirmi demişti
Alya ve Simay söylediklerimin üzerine güldü bir anda masada sesler yükseldi kahkahalar atarak konuşurken Alya duraksadı.
O gün Mehmet beni aramıştı... Senin evini öğrenip İsmail'e söylemek için. Bende tersleyip yalan söylediğini düşündüm keşke ona öyle davranmasaydım o zaman çok salaktım! Şimdi yanımda olması için canımı bile verirdim...
İsmail ile birbirimize bakıp Alya'ya döndük önce İsmail başladı söze...
Yenge üzülme... Ben inanıyorum bak Mehmet kurtulacak tekrardan yan yana olacaksınız.
Umarım İsmail. Umarım bizde sizin gibi tekrardan bir araya geliriz.
Simay Alya'nın elini tuttu ve ona yaklaştı.
Üzülme Alya bak bebeğin etkilenir...
Eğer bebeğim babasız büyümek zorunda kalırsa...
Öyle bir şey olmaz Alya iyi düşün bak onlar çıkacaklar hatta yakındır çünkü Poyraz'ın babası uğraşıyor oğlu ve senin kocanı çıkartmak için elinden geleni yapıyor.
Alya ağlamaya başladı ve Simay'a sıkıca sarıldı... Onlar sarılırken İsmail ile odamıza geçtik.
Kapıyı kapatıp yatağa uzandım. İsmail arkasına dönüp yattı bende yorganı üstüme çekip ellerimi yavaşça onun beline doladım... Burnunu sırtına gömüp gözlerimi kapattım.
Ertesi sabah eve dönerken arabanın içi yine sessizdi ama bu seferki sessizlik daha farklıydı...
İsmail direksiyonu sımsıkı tutarken, elimi onun dizine koydum. Gözleri yolda olsa da, elini elime kenetledi...
Kırmızı ışıkta durduğumuz da arka koltukta camdan dışarıyı izleyen Simay ve Alya'ya aldırmadan dudaklarımızı birleştirdi... Kısık sesle dudaklarıma fısıldadı.
Unutmadım...
Dudaklarımı birbirine bastırıp gülümsedim... eve geldiğimizde arabadan inip evin kapısını açtığımızda tam karşımızda onlar vardı
Poyraz... Mehmet
Poyraz ve Mehmet Simay ile Alya'ya bakıp gözlerini bize çevirdi.
Aaa bizsiz piknik yapmaya mı gittiniz ayıp ettiniz bizi kaybettiniz.
Bizsiz pikniğin eğlencesi olur mu hiç!
Simay ve Alya başını kaldırdığında Poyraz ile Mehmet kollarını açtı.
Simay Poyraz'a sıkıca sarılırken Alya karnını tutup Mehmet'in gözlerinin içine bakı... Mehmet'in elini karnının üstüne koyup gülümsedi
Yanımda sen yokken senden bir parça vardı...
Mehmet şaşkınlıkla konuştu.
B-bizim... Bizim bebeğimiz mi oluyor şimdi.
Evet hayatım hemde ikiz... Geçen hafta doktora gittim daha 1 aylıklar...
Gözlerimden yaşlar süzülürken İsmail elleriyle göz yaşlarımı sildi.
Onların buraya gelmesinseki en büyük destekçi biziz...
Evet sevgilim onları iyiki o gün o boş sınıfa kitledik ve birbirlerine olan aşklarını sağlamlaştırdık...
Sen herkesin hayatına iyi geliyorsun birtanem... En başta benim hayatıma... İyiki hayatıma girdin.
Sende iyiki hayatıma girdin...
Kapıyı kapatıp hepimiz içeri girdiğimizde İsmail ile odamıza çıktık artık ağrılarım tamamıyla geçmişti neredeyse 3 haftadır sevişmiyorduk...
Üstümüzü değiştirip aşağı indiğimizde atıştırmalıkları hazırlayıp masanın üzerine koyduk.
Poyraz ve Mehmet tekrardan komikleri ile bizi güldürmeye başladığında hayatın ne kadar yaşanabilir olduğunu her mutluluğun bir bedeli olduğunu tekrardan anladım...
İsmail kolunu omzuma atıp konuşmaya başladı ona bakarken gözlerimin parladığını hissediyordum...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.21k Okunma |
1.25k Oy |
0 Takip |
100 Bölümlü Kitap |