
O ne söylerse söylesin, neyden korkarsa korksun, benim gördüğüm tek bir şey vardı Beni kaybetmekten, canından çok sevdiği kadını kendi karanlığında boğmaktan ölesiye korkan o yaralı adam.
Asla, diye fısıldadım yeniden, sesim bu kez bir yemin gibi döküldü dudaklarımdan. Seni o karanlığa teslim etmem İsmail. Gerekirse beraber yanarız ama birbirimizi bırakmayız.
Gözlerindeki o amansız parıltı, sözlerimle birlikte yerini tamamen dizginlenemez bir tutkuya bıraktı. Beni sımsıkı saran kolları, sanki tüm dünyaya karşı ördüğü o sarsılmaz kalenin duvarları gibiydi.
Masanın üzerindeki kitaplar, defterler büyük bir gürültüyle yere saçılırken hiçbir şeyi umursamadık. İsmail’in dudakları, saniyeler önce fısıldadığı o acı dolu itirafları unutmak istercesine, açlıkla dudaklarıma kapandı. Bu öpüş, sadece bir arzunun değil korkulara, geçmişe ve bizi ayırmaya çalışan her şeye karşı ilan edilmiş bir savaştı.
Bacaklarımı onun beline daha da sıkı doladım. Sınıfın ortasındaki o ahşap masa, sanki dünyanın en güvenli, en korunaklı sığınağına dönüşmüştü. Gömleğinin açık kalan yakasından göğsündeki o sert kaslara dokundum, tırnaklarımı sırtına geçirdim. İçimde, az önce banyoda yaşadığım o ani mide bulantısının ve ağzıma gelen o metalik tadın yarattığı şüphe hala bir gölge gibi duruyordu ama şu an bunu düşünecek durumda değildim. Eğer içimde gerçekten ikimizden bir parça varsa, bu korkulacak bir şey değil, İsmail’in ruhunu iyileştirecek tek mucizeydi.
Benimsin, diye mırıldandı İsmail, dudaklarını boynuma gömüp tenimi sertçe dişlerken. Sadece benim... Kimsenin seni benden almasına, bizi bozmasına izin vermeyeceğim.
Sadece seninim... diye inledim, başımı geriye doğru atarken. Onun erkeksi, keskin kokusu sınıfın o soğuk havasını tamamen dağıtmıştı.
Saniyeler, dakikalar birbirine karıştı. Zaman ve mekan algımızı yitirdiğimiz o dakikalardan sonra, ikimiz de nefes nefese, bedenlerimiz birbirine kenetlenmiş halde masanın üzerinde durulduk. İsmail başını göğsüme yaslamış, kalbimin deli gibi atan ritmini dinliyordu.
Büyük, damarlı eli hala bacağımın arkasını sıkıca kavrıyordu.Bir süre sessizce sadece nefeslerimizin düzene girmesini bekledik. Kapının arkasındaki koridordan gelen uzak ayak sesleri, bizi yavaş yavaş gerçek dünyaya, kampüsün o soğuk gerçekliğine geri döndürdü.
İsmail yavaşça doğruldu, gözlerimin içine bakıp alnıma uzun, şefkatli bir öpücük kondurdu. Ardından beni kucağından indirirken üstümü başımı düzeltmeme yardım etti...
Hadi, dedi elimi tutarak. Aşağıya inelim. Çocuklar bizi bekliyor. Ama unutma... Bugün okul çıkışı söz verdiğim gibi annenlere gidiyoruz.
Gidiyoruz, dedim gülümseyerek.
Aşağıya indiğimizde kantindeki masada Poyraz, Yasemin, Alya ve Mehmet oturuyordu. Poyraz hala gergin görünüyordu, Simay’ın bir anda çekip gitmesini hazmedemediği her halinden belliydi. Yasemin ise bizi görür görmez gözlerimin içine bakıp hafifçe gülümsedi, sanki yukarıda ne konuştuğumuzu tahmin etmeye çalışıyordu.
Masaya oturduğumuzda İsmail, Mehmet’le okul ve dışarıdaki korumalar hakkında konuşmaya başladı. Ben ise masanın altından elimi karnıma götürdüm. Sabahki o ani bulantı, arkasından gelen o yoğun his...
İçimde bir yerlerde, hayatımızın tamamen değişmek üzere olduğuna dair çok güçlü bir his vardı.
İsmail’in korkularını biliyordum, babasının gölgesinden kaçtığını biliyordum ama ne olursa olsun, elini tuttuğum bu adamın asla bir canavara dönüşmeyeceğini de çok iyi biliyordum. Biz bu savaşı çoktan kazanmıştık ve önümüzdeki yeni savaş ne olursa olsun, ona da göğüs germeye hazırdım...
Okul çıkışı arabaya bindik ve yolda giderken İsmail elimi tutup dudaklarına götürdü öptükten sonra konuştu.
Birtanem sen...sen iyimisin
İyiyim... Sadece midem bulanıyor
Kırmızı ışıkta durduğumuz da vitesi parka alıp iki elimi avcuna götürdü ve dudaklarını bastırıp gözlerime baktı.
O zaman sözümüzü böyle gerçekleştirelim...
Hahahah hala unutmadın mı?
Unutur muyum hiç...
Annemin evine geldiğimizde kapıdan içeri girdiğimizde, o tanıdık huzur bir anlığına üzerimdeki gerginliği dağıtır gibi oldu. İsmail, babamla bahçede hararetli bir sohbete dalmışken, ben içimdeki o devasa sırla baş başa kalmak için odama sığındım.
Çantamda gizlediğim o küçük kutuyu çıkardım. Testi yaptığımda dakikalarca banyodaki aynaya bakarak bekledim.
Kısa bir süre sonra iki kırmızı çizgiyi görünce gördüklerime inanamadım
Hamileyim....
Banyodan çıkıp annemin yanına gittim annemin yanına yakıştığımda elimdeki testi kaldırıp gözlerine yaklaştırdım.
Kızım sen...
Evet anne ben hamileyim...
Tebrik ederim kızım...
Annemin gözleri doldu ve ağlarken konuştu.
Benim biricik kızımın bir bebeği olucak seninde bir çocuğun olucak... Anne olucaksın.
Evet annem bende anne olucam...
İsmail'de baba olucak... Bizim evimize getirdiğin ilk erkeği önce arkadaşın sonra kocan yaptın şimdide baba yapıyorsun.
Ona bu haberi vermek için sabırsızlanıyorum... Anne sen babama nasıl söyledin.
Ben sana hamile kaldığımda baban o gün kaza geçirmişti... Hastanede saatlerce bekledim sonra baban çıkınca yanına gidip konuştum ona baba olacağını söyledim ve bana bakıp çok narkoz verdiler sanırım doktor diye bağırdı bende yüzüne sertçe tokat attım sonra kendine geldi ve bana sarıldı rüya değilmiş gerçekmiş dedi...
Ahahah bende şimdi söylicem kocama onun tepkisini çok merak ediyorum...
Bizden bir parça, İsmail’in karanlığını dağıtacak bir ışık…Heyecanım o kadar büyüktü ki bunu hemen paylaşmalıydım. Mutfağa geçtiğimde, arkadaşlarımı bahçeye çağırmak için bir bahane ararken mutfağın kapısında donup kaldım. Yasemin ve Poyraz, tezgahın önünde bir şey tartışıyorlardı. Tam o sırada Yasemin’in ayağı takıldı, sendeledi. Poyraz, bir an bile düşünmeden onu belinden yakaladı. O saniye, aralarındaki hava değişti...
Yasemin, Poyraz’ın kollarının arasında anlamsızca, büyülenmiş gibi bakakaldı. Bu sadece bir yardım değil, ikisinin de birbirini gördüğü bir uyanıştı.
Hızla kendime geldim ve onları bahçeye çağırdım. İsmail, Mehmet ve diğerleri bahçede otururken, Yasemin bir süredir devam eden tedavi sürecinin son gününden çıkmış gelmişti heyecanla yanıma geldi.
Fatma ben tedavi oldum... Tamam dedi doktor çocuğum olabilirmiş...
Bu çok güzel bir haber canım arkadaşım!
Yasemin'e sıkıca sarıldım ve kendi içimdeki mutluluğu ona belli ederek konuştum.
Ben... Ben hamileyim! Ben anne oluyorum...
Ne! İnanamıyorum yani sen anne mi olucaksın...
Evet...
İsmail'e söyledin mi?
Hayır ama şimdi söylicem...
Mutlu haberi vermek için herkesi etrafıma topladım.
Tam İsmail’e yaklaşmış, elini tutup, Sana bir şey söylemem gerek, diyeceğim sırada, bahçenin demir kapısı korkunç bir gürültüyle açıldı.
Dışarıdaki siyah araçlardan inen gölgeleri fark etmemle, İsmail’in o korumacı içgüdüsüyle öne atılması bir oldu. Ancak her şey çok hızlı gelişti. Bir silah patladı. İsmail’in sırtına nişan alındığını gördüğüm an, zaman durdu.
O sırada, daha az önce konuştuğum arkadaşım Yasemin, her şeyi fark etmişti. Bir yıldırım hızıyla İsmail’in önüne fırladı. Silah sesi, Yasemin’in bedenine giren kurşunun çıkardığı o boğuk sesle birleşti.
Yasemin, İsmail’in önüne bir kalkan gibi düştü. İsmail şok içinde yere yığılan Yasemin’i tutmaya çalışırken, Yasemin’in gözleri gökyüzünde sabitlendi.
Yasemin! diye bağırdı Poyraz. Sesi, bahçenin sessizliğini bir cam kırığı gibi böldü. Poyraz, hayatında görmediğim bir çeviklikle, İsmail’den önce davranıp Yasemin’i kucakladı. Kanlar, Yasemin’in beyaz kıyafetinden Poyraz’ın ellerine ve yere, toprağa sızmaya başladı.
Hayır, hayır... Hayır, bunu yapamazsın! diye haykırıyordu Poyraz. Yasemin’in başını dizlerine yaslamış, bir eliyle durduramadığı o kanı kapatmaya çalışıyordu. Gözlerinden akan yaşlar, Yasemin’in solgunlaşan yüzüne damlıyordu.
Ben ise olduğum yere çakılmıştım. Karnımdaki elime, o minik hayatın koruyucusu olarak tutunurken, dudaklarımdan sadece boğuk, çaresiz bir ağlama sesi çıkabiliyordu...
İsmail az önce ne oldu...
İsmail bana sıkıca sarıldı ve dalgın dalgın yerde kanlar içinde duran Yasemin'e baktım...
İsmail az önce Yasemin'mi vuruldu...
Gözlerim doldu ve göz yaşlarım yanaklarımdan süzülürken İsmail elleriyle göz yaşlarımı sildi.
Hayır hayır bişey olmicak lütfen ağlama.
Daha yeni tedavi olmuştu çocuğu olması için şimdi onu gözümüzün önünde delik deşik ettiler... İsmail lütfen bişey yap rüya de-
Keşke birtanem ama... Gerçekten vuruldu.
Senin önüne atladı...
Ama neden! Neden beni korudu ki yoksa bana hala-
Seni korudu çünkü ben hamileyim...
Onu diyorum zaten beni korudu çünkü ben hamile- ne... Nee!
İsmail şok etkisine girdi...
Birtanem sne haklı olabilirsin ikimizde rüyada olabiliri-
Yüzüne sertçe tokat attım ve heyecanla konuştu...
Rüya değil gerçek..
Heycanla yüzümü avucunun içine aldı bende konuştum.
Evet... Ben hamileyim baba olucaksın...
İsmail onca olayın içinde hiç bişeyi görmezden gelip bana sıkıca sarıldı. Nefesi saçlarımın arasında gezinirken konuştu.
Birtanem ben babamı olucam...
Evet... Ben bunu Yasemin'e söyledim... Sırf sana bişey olmasın çocuğum babasız büyümesin diye senin önüne atladı...
Biz anne ve babamı olucaz...
Evet...
Ellerini tutup karnımın üstüne koydum.
Burada senden ve benden bir parça var...
Dur bir daha sarılıcam sana!
Gözleri doldu ve bana tekrardan sıkıca sarıldı...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.21k Okunma |
1.25k Oy |
0 Takip |
100 Bölümlü Kitap |