
Savaşın o gürültülü tozu dumanı, kampüsün soğuk duvarlarının ardında kalırken, İsmail’in elimi kavrayışındaki o sahiplenici güç, içimdeki tüm adrenalini yavaş yavaş saf, yakıcı bir arzuya dönüştürüyordu.
Arabaya bindiğimiz an, aramızdaki mesafe adeta bir engel gibi görünmeye başladı. İsmail arabayı sürmüyor, sanki beni bir an önce kendi sığınağımıza, o güvenli kaleye ulaştırmak için bir savaş veriyordu. Kapı açılmadan içeri girmeden beni kapıya yasladığı saniye, dudakları dudaklarıma bir mühür gibi kapandı. Öpüşü sadece tutkulu değildi, o, uzun zamandır biriken, hücre hücre içimize işleyen o arzunun, o intikamın ve zaferin yansımasıydı. Dudakları dudaklarımdayken gözlerim kapalı kapıyı açtım ve açtıktan sonra ellerimi boynuna doladım kapıyı arkamızdan hızla kapattı.
Merdivenleri nasıl çıktığımızı, ayaklarımızın yere nasıl bastığını hatırlamıyordum, sanki yerçekimi yok olmuştu, sadece birbirimize olan o yıkıcı çekim vardı...
Merdivenleri çıkarken elleri bir an bile belimden, kalçalarımdan ayrılmıyordu. Dudaklarımızı ayırmadan, birbirimizi duvardan duvara çarparak odaya ulaştık.
Kıyafetlerimizin ağırlığından kurtulma isteği, sanki cildimizden bir zırhı soyup atmak gibiydi. İsmail, gömleğinin düğmelerini tek hamlede koparırcasına açarken, benim ellerim onun kemerine, o sertliğine kilitlenmişti.
İsmail, nefes nefese beni yatağın kenarına doğru ittiğinde, bir eliyle sütyenimin kopçasını ustalıkla çözdü. İpek kumaş yere süzülürken, göğüslerim onun sıcak avuçlarına hapsoldu. Onları öyle sert, öyle arsızca sıkıyordu ki, parmaklarının yarattığı o yanma hissi tüm gövdeme yayıldı. Dudakları bir an olsun dinlenmiyor, boynumdan göğüs uçlarıma iniyor, oraları dişleyerek, emerek beni tamamen çığrımdan çıkarıyordu.
Birtanem, dedi nefes nefese gözlerindeki o karanlık parıltı odadaki her şeyi gölgede bırakıyordu. Seni nasıl özlediğimi tahmin bile edemezsin...
Hızla ilk çamaşırımı aşağı sıyırdığında, parmakları hiç vakit kaybetmeden kadınlığıma girdi.
Çığlıklarım, boğazımda birer düğüm gibi kalıyor, sadece onun ismini haykırabiliyordum.
Parmakları her derinleştiğinde, vücudum yay gibi geriliyor, hazzın o yakıcı sızılarını iliklerime kadar hissediyordum.
Beni kendine doğru çekti ve sertçe sırt üstü yatağa yatırdı. Üzerime çullandığında, o sertliğini doğrudan içimin en derinlerine, o parmaklarının açtığı yola doğru bastırdı.
Tek bir hamlede, sanki iki ayrı beden değil, tek bir vücutmuşuz gibi birleşmiştik. İçime her girişi, ruhumu yerinden söküyor gibiydi. İsmail’in kasları, her vuruşunda çelik gibi sertleşiyor, omuzlarımdaki elleri tenimi hırpalayacak kadar baskı yapıyordu.
Odanın içinde sadece yatağın gıcırtısı ve birbirimizin bedeninden çıkan o tutkulu sesler vardı. Hareketleri artık sadece bir ritim değil, bir zafer yürüyüşüydü.
İçimde gidip geldikçe, sadece onun sıcaklığını, onun baskınlığını değil, o hücrelerde, o karanlık günlerde yaşadığımız her şeyin bedelini öder gibi sevişiyorduk. İsmail beni belimden sıkıca kavradı, hızını ve derinliğini öyle bir noktaya çıkardı ki, dünya etrafımda dönmeye başladı...
Yavaş yavaş sakinleşirken, İsmail’in bedeni üzerimde ağırlaşmaya başladı. O yoğun, beyaz sıvının bir kısmının bacaklarımdan süzüldüğünü hissettiğimde, titreyen parmaklarımı bacaklarımdan akan meniye dokundurdum beni böyle gördüğünde gözleri karardı dudaklarını sertçe ısırıp vücudumu baştan aşağı süzdü...
Yatağın çarşaflarına bulaşan o sıvının görüntüsü, az önce yaşadığımız o vahşi, sınır tanımaz tutkunun gerçekçi iziydi.
Sıcaklığı yavaş yavaş soğumaya başlarken, o beni kendine çekip göğsüne yasladı. Artık savaş bitmiş, her şey durulmuştu. İçimde bıraktığı sıcaklık, sadece bizim aşkımızın değil, o gece yaşadığımız her acının, her sızının ve her zaferin de mührüydü.
İsmail’in yüz hatlarına baktım, uykusunda bile omuzlarındaki o ağır yükün izleri tamamen silinmemişti. Parmağımın ucuyla, ona hissettirmeden alnına düşen bir tutam saçı kenara çektim. İçimde bir yerlerde, ona karşı duyduğum bu yoğun arzu ve sahiplenme hissi, her geçen saniye daha da kök salıyordu. Bu sadece fiziksel bir çekim değildi, bu, her an birbirimizi kaybetme korkusuyla beslenen, bizi ayakta tutan tek dayanaktı.
Yataktan çıkıp pencereye doğru birkaç adım attım. Kampüsün uzaklardan gelen o soğuk rüzgarı camın ardında uğulduyordu. Bacaklarımda hala onun varlığının, az önceki o yoğun anın sızısı ve sıcaklığı vardı. Aynadaki yansımama baktığımda, boynumdaki ve omuzlarımdaki izleri gördüm.
İsmail’in tenimde bıraktığı her iz, bana buraya ait olduğumu, onun koruması ve tutkusu altında güvende olduğumu fısıldıyordu.
Arkamdan gelen hafif bir
hareketlenmeyle irkildim. İsmail, gözlerini tam olarak açmadan kolunu yatağın boş tarafına uzatmış, beni arıyordu... Adımlarım beni tekrar ona doğru çekti. Çarşafın altına, onun sıcaklığına geri sığındığımda, kolları refleks olarak beni tekrar kavradı.
Kulağıma doğru fısıldadığı o derin, uykulu nefesi duyduğumda içimdeki tüm huzursuzluklar tamamen eriyip gitti.... Buradasın... dedi,
Buradayım, diye fısıldadım göğsüne doğru, gözlerimi tekrar kapatırken. Her zaman.... Gözlerimi kapattım kendi huzuruma uyumlayarak derin bir uykuya teslim oldum..
Sabahın ilk ışıkları odanın loş karanlığını yavaş yavaş kırarken, gözlerimi araladığımda, odanın tavanına vuran o soluk aydınlıkta İsmail’in yüzünü inceledim.
Keskin hatları, uykusunda bile hafifçe çatılı olan kaşları... Parmak uçlarım, onun teninde az önce bıraktığımız o yangının küllerini arar gibi göğsündeki yara izlerine dokundu.
İsmail derin bir nefes alıp kıpırdandı. Kolları, sanki ben her an parmaklarının arasından kayıp gidecekmişim gibi anında beni daha da sıkı kavradı. Gözlerini tam olarak açmadı dudakları saçlarımın arasına gömüldü. O erkeksi, tanıdık kokusu genzimi yakarken, fısıltısı sabahın sessizliğinde yankılandı
Günaydın birtanem...
Günaydın sevgilim..
Gözlerini açtı. Her baktığında ruhumu eriten göz bebekleri doğrudan benimkilere kilitlendi. Dün geceki o amansız, sert aşığın yerinde şimdi beni kaybetmekten korkan, gözlerinde korumacı bir sahiplenmeyle bakan bir adam vardı. Elini yavaşça yüzüme doğru uzattı, başparmağı dudaklarımın kenarını, ardından boynumda bıraktığı o koyu, mor izleri usulca okşadı. Tenimin onun parmakları altında nasıl titrediğini gördüğünde, gözlerinde yine o bildiğim, tehlikeli parıltı çaktı.
Doğrulmak istedim ama izin vermedi, beni altına alırken hareketleri bu kez aceleci değil, sindire sindire, canımı yakmak istercesine ağırdı...
İsmail... dedim, ismini bir yakarış gibi dudaklarımdan döküldü.
Söyle birtanem dedi. Dudakları boynuma, oradan göğüslerimin dikleşen uçlarına indiğinde, sabahın serinliği odadan tamamen silindi...
Dudakları köprücük kemiğime doğru kayarken, içimdeki o tanıdık arzu dalgası ansızın yerini bambaşka, karanlık bir hisse bıraktı... dudaklarımızı birleştirdiği an, genzime yükselen o yoğun dalgayı hissederek irkildim.
Ağzımın içine dolan o ani ve amansız metalik tat, midemi altüst etmeye yetti. İsmail, öpüşünün sertliğini artırıp dilini dilime dolamak üzereyken, göğsüne sertçe ellerimi bastırdım.
İsmail, dur... diye mırıldanabildim, sesim bir fısıltıdan farksızdı.Anlam veremeyen gözlerle yüzüme baktı, dudakları hala dudaklarımın hemen üzerindeydi. Beni duymadan devam etti ardından dudaklarımdan ayrılıp nefesini boynuma verdi
Birtanem? Ne oldu? diye sordu, sesinde hem şaşkınlık hem de o yarıda kalan tutkunun getirdiği bir sabırsızlık vardı.
Cevap verecek gücü kendimde bulamadım. Midem adeta tersyüz oluyordu.
Onu sertçe geriye doğru itip yataktan fırladım hızla banyoya doğru koştum.... İsmail arkamdan geldi
Şşş... Tamam, geçti, buradayım, diye fısıldadı, sesindeki o tok güven hissi banyonun soğuk fayanslarında yankılandı.
Musluğu açıp yüzüme defalarca soğuk su çarptım. Aynadaki yansımama baktığımda dudaklarımın kenarları titriyor, boynumdaki o mor izler solgun tenimde adeta parlıyordu. İsmail arkamdan uzanıp belime sarıldı, başını omzuma yaslayarak aynadaki aksimize baktı.
Ne oldu birtanem...
Bişey yok hayatım stresten olmalı hadi hazırlanalım....
İstersen bugün okula gitmeyelim iyi değilsin gibi-
Hayır iyiyim...
Dudaklarını boynuma bastırıp geri çekildi...
İstersen bugün annenlere gidelim hem onları özlemedin mi...
Evet hemde çok özledim...
İkimizde duşa girdik... Çıktıktan sonra etrafı topladım. Çarşafları değiştirdikten sonra aşağı indim... Şaşkınlıkla İsmail'e baktım.
A-aşkım sen ne yapıyorsun...
Etrafı düzenledim boş adam almadın ya... Her neyse çamaşırlar yıkandı bulaşıklar yıkandı ev temizlendi artık tamamız hadi çıkalım.
Hahahahaha
Ne var?
Üstünde bulaşık önlüğü ile annemlere gitmeyi düşünmüyorsun dimi!
İsmail üstüne baktı ve önlüğü çıkarıp konuştu
Tabikide düşünmüyorum hahahaha şimdi oldu mu.
Oldu oldu hadi gidelim...
Gidelim.
Arabaya bindik ve İsmail viteste ki elini bırakıp elimi tuttu... Ellerimi dudaklarına götürdü ve öptükten sonra gözlerimin içine bakarak konuştu
Sana birşey sorucam ama dürüst cevap ver tamam mı...
Tamam...
Eğer bir gün babam gibi-
Korna sesi geldi ve korkuyla irkildim arkaya baktığımızda Mehmet'le göz göze geldik
Mehmet!
Mehmet arabayı yanımıza durdurdu
Hey! Siz daha burda mısınız?
Bizde tam gidiyorduk.
Tamam o zaman hadi bas gaza da derse geç kalmayalım
İsmail bana baktı ve konuşmadan gaza bastı... Kısa bir süre sonra okulun otoparkına girdik ve arabayı park ettikten sonra sınıfa yürüdük.
Sevgilim bişey diyordun...
Boşver hayatım ben zaten bu sorunun cevabını sen her sabah benimle uyandığında alıyorum.
Anlamadım ama-
Boşver... Şimdi bununla kafanı kurcalama.
Beraber sıraya oturduk ve Poyraz yanımıza geldi
Simay'a ulaşamıyorum.
Geç kalmıştır her zaman geç kalıyor hahahahaha
Evet geç geliyor ama telefonlarımı açmıyor bakmıyor....
Yasemin yanıma geldi ve Poyraz derin nefes alıp konuştu
Hayaller, hayatlar!
Yasemin Poyraz'a bakmadan elimi tuttu
Günaydın Fatma benimle gelir misin...
Tabiki...
Poyraz konuştu
Hayır anlamadığım şey şu, bu kız neden bizimle?
Benim arkadaşım olduğu için Poyraz yeterli mi?
Hayır bu kız hala rol yapıyor çok belli neden bir anda barıştınız çok mantıksız! Simay ortada yok ama bu var neden acaba!
Bana bak!
Bakıyorum!
Yasemin dayanamadı ve Poyraz'ın yanağına sertçe tokat attı. Poyraz yanağını tutup Yasemin'e baktı oyy
Hakkımda düzgün konuşmayı öğren Poyraz Fırtına! Yoksa ben sana öğretmeyi bilirim!
Çok merak ediyorum ya nasıl yapacaksın onu!
Bulurum bir yolunu!
Onlar konuşurken Alya yanımıza geldi.
Simay yurtdışına gitmiş... Abisinin yanında kalıyormuş artık.
Bize neden bişey söylemedi peki... Geçen gittiğinde de böyle yaptı hiç bişey söylemedi
Poyraz şaşkınlıkla izledi.
Ne yani gitti mi... Beni bırakıp gitti mi.
Yasemin alaycı bir tavırla cevapladı
Vah vah... Ne oldu hıh az önce erkeklik taslıyordun!
Sana ne lan sana ne!
Düzgün konuş benimle! Kızlara bağrılmaz! Ne oldu yeni filizlenen aşkın gitti diye çok mu üzüldün kim bilir ne kadar aşıktın-
Benim aşkımı sorgulamaya hakkın yok!
İsmail'e baktım ve bir anlığına gözlerim doldu...
İsmail elimi tutup kulağıma fısıldadı
Ne oldu birtanem...
Poyraz'ın az önceki söylediğini sen bana söylemiştin...
Hayatım sen fazla duygusalsın sanki... Üstünden çok geçti adı üstünde geçmiş şimdiye bak ellerine bak ve şunu unutma ben seni asla bırakmam.
Biliyorum ama istemsizce gözlerim doldu...
Yasemin Poyraz'a bakıp devam etti.
Zaten sorgulamıyorum!
Yasemin'in elinden tutup onu kenara çektim.
İyi misin...
İyiyim... Poyraz denen dallama olmasa daha iyi olurdum-
Hahahahaah!
Hahaha ne var öyle biri!
Hahahah kuzenine çekmiş oda öyleydi!
Enişteyi bilmiyorum ama bu gerçek dallama orası kesin!
Her neyse ne dicektin bana?
Yarın tedavi günüm... Çok heyecanlıyım!
Senin adına çok sevindim canım arkadaşım...
Eee...
Ne eee...
Eee sende durumlar nasıl var mı bebek?
Yok... Yani biz düşünmüyoruz okul olduğu için.
Ama Alya ve Mehmet'in oluyor belki sizinde olur...
Olamaz Yasemin ben istiyordum ama.. Biz İsmail ile konuştuk ki zaten şimdi Alya'nın durumu ortada bazı günler okula gelemiyor bile...
Ama sonucunda çok güzel bir can dünyaya gelecek...
Evet biliyorum... Hayır bilmiyorum! Yasemin ben bir rüya gördüm.
Ne gördün...
Rüyamda elimde bir bebek vardı İsmail'in yanına gidiyordum ama o benden uzaklaşıyordu... Ya hamile olduğumda benden uzaklaşırsa çünkü bana kendisi söyledi çocuk istemiyorum diye.
Nasıl yani enişte çocuk istemiyor mu...
Evet... Ona açıkça çocuk istiyorum dedim ama kaçtı yani sanki istemiyor gibi...
İstiyordur öyle düşünme bence seni düşündüğü için-
Eğer beni düşünüyor olsaydı... Her neyse yani evlendik biz biliyorsun-
Yani benim karışmam doğru olmaz sonuçta sizin aranızda geçen birşey...
Ama sanki ben hamile kalırsam o beni bırakıp gidecek gibi hissediyorum bilmiyorum belki de gerçekten benim iyiliğim için istemiyordur...
Tamam o zaman konuş onunla bugün... Sor bakalım ne dicek en son ne zaman konuştunuz bu çocuk işini?
Bungalov evlerinde...
Üstünden uzun bir süre geçmiş bence tekrardan konuşun...
Haklısın... Ben kaç gündür bunu düşünüyordum seninle konuşmak bana iyi geldi iyiki varsın...
Yasemin'e sıkıca sarılırken İsmail ile yapacağım konuşmayı düşündüm...
Yasemin'den ayrıldıktan sonra İsmail'in yanına gittim arkadaşları ile konuşuyordu yanına geldiğimde yüzüme gülümsedi
Birtanem... Sen iyi misin?
İsmail benimle gelir misin yukarıdaki boş sınıfa seninle konuşmak istediğim bir şey var...
Gelirim tabiki...
Arkadaşlarına döndü
Beş dakikaya geliyorum.
İsmail ile yukarı çıktığımızda kapıyı kapatıp kitledim derin nefes alıp yanına yaklaştım...
Canım kocam...
Canım karım... Ne oldu sen düşünceli gibisin?
Çünkü öyleyim... Ben sana birşey sorucam ama-
Ama?
Alacağım cevaptan korkuyorum...
Ne cevabı-
Ben bir çocuğumuz olsun istiyorum...
Ağzı açık bana bakarken cevapladı.
İstiyorsun...
İstiyorum...
İstiyorsun... derken sesi öyle kuru, öyle donuk çıkmıştı ki, sanki az önce söylediğim kelime kor bir demir gibi boğazına kaçmıştı. Gözlerindeki o az önceki sevecen, korumacı parıltı yerini aniden derin bir karanlığa, hatta neredeyse panik diyebileceğim bir çaresizliğe bıraktı.
Evet, İsmail. İstiyorum, dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. Adım attım ona doğru, ellerini yakalamak istedim ama o, farkında olmadan bir adım geri çekildi. Sırtı sınıfın tahtasına değdiğinde durdu.
Birtanem... dedi, elini saçlarının arasından geçirerek derin bir nefes aldı. Gözlerini benden kaçırıp sınıfın zeminine dikti.
Biz bunu seninle konuştuk sanıyordum. Bungalovda... Okulun bitmesine daha var, dışarıdaki tehlike daha yeni duruldu. Şimdi sırası mı sence...
Ne zaman sırası? diye haykırdım, içimde günlerdir, belki de o rüyayı gördüğümden beri biriken tüm o korku bir anda patlak vermişti.
Alya ve Mehmet'in de okulu var, dışarıdaki düşmanlar onlara da düşman! Ama onlar korkmuyor. Sen... Sen benden mi kaçıyorsun, yoksa çocuğumuz olmasını istemiyor musun...
Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı ıslatırken, İsmail’in yüzündeki ifade aniden değişti.
Neden istemiyorsun... diye bağırdım, ellerimle göğsüne vurdum. Neden her çocuk dediğimde duvar örüyorsun arana? Sabah midem bulandı, Belki de... Belki de çoktan oldu! Eğer öyleyse, yüzüme bak ve söyle, ne yapacaksın?
İsmail’in gözleri irileşti, bakışları yüzümdeki gözyaşlarından aşağıya, dümdüz olan karnıma doğru kaydı. O an odadaki zaman durdu sanki...
Yavaşça ellerini omuzlarımdan çekip geri çekildi. İnanamıyormuş gibi başını iki yana salladı.
Sabah... diye mırıldandı, sesi fısıltıya dönmüştü. Stresten dedin. Okulun stresi dedin...
Bilmiyorum İsmail, bilmiyorum! dedim hıçkırarak. Ama senin bu tepkin... Beni öldürüyor. Eğer benden bir parça istemiyorsan, bizim aşkımızdan bir can istemiyorsan söyle...
Ben... Ben baba olmaktan korkuyorum anlıyor musun? Benim babamın bana ne yaptığını, nasıl bir canavar olduğunu unuttun mu? Ya ben de onun gibi olursam? Ya o pis kan benden o çocuğa geçer de benden nefret ederse? Seni koruyabiliyorum çünkü düşman karşımda, görüyorum! Ama içimdeki o karanlıkla nasıl savaşacağımı bilmiyorum. Seni kaybetmekten korkuyorum, o çocuk yüzünden sana bir şey olmasından korkuyorum!
İlk defa İsmail’in içindeki o küçük, yaralı çocuğu bu kadar net görüyordum. O sarsılmaz kalenin ardındaki o büyük korkuyu... Sandalyeye oturmuş dalgın dalgın yere bakarken diz çöküp ellerini tuttum,dudaklarımı ellerine bastırıp konuştum.
Öyle biri değilsin... Sen baban değilsin-
Benim babamda çocuğu olmadan önce iyi biriydi... Onu o hale ben getirdim-
Sen birşey yapmadın... Senin bir suçun yok onun kendi suçu lütfen böyle düşünme-
Anlamıyorsun...
Anlıyorum... Ben korkmuyorum senden gelecek herşeye hazırım senden bir parça taşımak, sana baba olma hakkını vermek istiyorum...
Gerçekten istiyor musun...
Evet istiyorum... Anne olmak istiyorum benim annem bana nasıl annelik yaptıysa bende ona öyle annelik yapmak istiyorum.
Keşke benim babamda iyi biri olsaydı da bende çocuğumuza babam gibi bir baba olmak istiyorum deseydim... Ama sonuç ortada...
İsmail ciddileşti ve ellerimi sıkıca tutup başını kaldırdı derin derin gözlerime bakarken konuştu
Eğer babam gibi olursam beni yine sevmeye devam eder misin...
Ben seni her halinle seviyorum... Ama böyle düşünme sen ve baban yan yana bile gelmez...
Sorduğum sorunun cevabı bu değil... Sende annem gibi bırakıp gider misin?
Nasıl...
Babam ben doğduktan sonra anneme bağırmaya başladı kavga etmeye başladılar sonra annem dayanamadı ve babamı bıraktı asıl ben korkuyorum Fatma... Asıl ben beni bırakıp gitmenden korkuyorum.
Ben seni bırakmam ve sen baban gibi olamazsın!
Ya olursam... Babamda çok iyi biriydi büyükannem neden beni sevmiyor çünkü babamı ben değiştirdim ben olmasaydım onlar ölmezdi onlar yaşardı babam ve annem mutlu olurdu... Çocuk evin neşesi derler ama ben tam tersi oldum. Senin gibi güzel bir kızın hayatını da mahvetmek istemiyorum bu yüzden eğer çocuğumuz olursa ve ben değişirsem beni sevmeye devam edecek misin...
Eğer çocuğumuz olursa beni bırakıp gidecek misin...
Ayağa kalktı ve bağırmaya başladı.
Sen ne saçmalıyorsun! Bırakıp gitmek ne demek? Ben senin için dünyayı yakmışım, okulu birbirine katmışım! Lan canımı ortaya koymuşum! Sen bana gelmiş beni bırakıp gideceksin diyorsun...
İsmail arkasını döndü, yumruğunu sınıfın duvarına öyle sert vurdu ki, sıva tozları yere döküldü. Dişlerini sıkarak tekrar bana döndüğünde gözleri kan çanağı gibiydi...
Ona iki adım daha yaklaştım, gözlerinin içine dik dik baktım. Sesim, sınıfın sessizliğini bölecek kadar kararlıydı.
Ben çocuğumuz olsun istiyorum...
İsmail bir an duraksadı, sanki duyduklarını tartıyordu. Sonra beni belimden kavrayıp kendine çekti. Dudakları dudaklarımın hemen üzerinde, nefesi tenimi yakarken fısıldadı...
Söyle bana, her ne olursa olsun beni asla ama asla bırakmayacağına söz ver..
Dudaklarımızı birleştirdim.
Asla... Seni son nefesime kadar seveceğim.
Beni kucağına alıp masanın üzerine oturttu, bacaklarım iki yanına dolanırken, dudakları boynumdan omuzlarıma indi...
Seni asla bırakmicam... Ellerimi saçlarında gezdirip kendime bastırdım o anda başını kaldırıp alnını alnıma yasladı...
Eğer bir gün o karanlığa düşersem, kendini değil, beni yak... Ama bizi asla bırakma...
Asla...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.21k Okunma |
1.25k Oy |
0 Takip |
100 Bölümlü Kitap |