94. Bölüm

94. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Yasemin’in başını sıraya gömmüş, omuzlarının sarsılarak titrediğini görünce içimdeki öfke Poyraz’a karşı bir anlığına yerini derin bir acıma hissine bıraktı. Sıranın altında elini buldum, parmakları buz gibiydi.

 

Yasemin, diye fısıldadım, sesimi olabildiğince yumuşak tutarak.

 

Poyraz’ın ne dediğine bakma sen. O sadece... sadece kalbi kırık olduğu için herkese saldırıyor. Ama sen de biliyorsun ki, sen artık o eski Yasemin değilsin.

 

Yasemin başını yavaşça kaldırdı. Gözleri kan çanağına dönmüştü, o her zaman bakımlı ve kusursuz makyajlı yüzünde şimdi sadece hüzünlü bir yorgunluk vardı. Etrafına, özellikle de ön sıralarda birbirlerine fısıldayarak gülen Akın ve Simay’a baktı.

 

Değişsem ne olur Fatma? dedi sesi titreyerek. Kimse inanmıyor. Sanki alnıma silinmez bir mürekkeple kötü kız damgası vurmuşlar. Poyraz haklı... Geçmişim, peşimi bir gölge gibi bırakmıyor...

 

Tam o sırada, ön sıradan bir kahkaha yükseldi. Akın, Simay’ın kulağına eğilmiş bir şeyler söylüyor, Simay ise Akın’ın omzuna hafifçe vurarak gülüyordu. Bu görüntü, Poyraz’ın yüzündeki o donuk ifadeyi daha da belirginleştiriyordu.

 

Poyraz arka sırada adeta bir barut fıçısı gibi oturuyordu, gözleri Akın’ın üzerinde değil, doğrudan Simay’ın ellerindeydi.

Poyraz, dedim, arkama dönüp gözlerimi ona dikerek. Simay’ı gerçekten seviyorsan, onun şu an neyi seçtiğine saygı duymayı öğrenmelisin. Onu bir eşya gibi geri alamazsın.

 

Poyraz’ın çenesi kasıldı, bakışlarını benden kaçırıp pencereye çevirdi. Ben sadece... onun kör olduğunu görüyorum Fatma. Akın’ın o sahte nezaketine nasıl kanıyor, aklım almıyor.

 

Ders zili çaldı, hoca sınıfa girdi ama kimsenin umurunda değildi. Akın aniden ayağa kalktı. Sınıfın ortasına doğru yürüdü ve herkesin duyabileceği bir sesle konuştu. Arkadaşlar, bugün yaşanan yanlış anlaşılma için küçük bir kutlama yapmak istiyorum. Simay’ın bana olan desteği sayesinde artık çok daha güçlü bir projem var. Yarın akşam, kulüpte küçük bir davet veriyorum, hepiniz davetlisiniz.

 

Akın’ın gözleri bir an Poyraz’ın üzerinde gezindi, o malum alaycı gülümsemesiyle ekledi, Özellikle de, araştırmacı gazetecilik yapan arkadaşları bekliyorum.

 

Poyraz ayağa kalktı, sandalyeyi hışımla geriye itti. Yasemin, korkuyla benim koluma yapıştı.

 

Otursana Poyraz, yapma şunu! dedim panikle.

 

İntikam planını iptal ettik belki ama, dedi Poyraz, gözleri Akın'ınkilerle çarpışırken, bu adamın maskesini düşürmek için hala başka yollarım var.

Simay yavaşça ayağa kalktı. Akın’ın yanından ayrılıp sınıfın ortasına, Poyraz ile Akın’ın arasına geçti. Bakışları o kadar netti ki, sınıftaki herkes nefesini tuttu.

 

Poyraz, dedi Simay, sesi hiç olmadığı kadar güçlüydü. Akın’ı korudum evet. Ama onu bir kahraman olduğu için değil-

 

Ne için?

 

Sana ne ya korurum korumam sevgilim değil mi sonuçta istediğimi yaparım!

 

Vay be... Mutluluklar dilerim umarım hayatın boyunca yüzün güler mutlu olursun.

 

Poyraz yapma böyle...

 

Simay’ın bu tavrı karşısında ne yapacağını bilemedi. Yasemin ise yanımda derin bir nefes alıp başını tekrar sıraya gömdü, ama bu sefer ağlamıyordu.

 

Fatma, diye fısıldadı Yasemin, sanırım artık sadece kendi hayatıma odaklanmam gerekiyor. Başkalarının savaşı, benim savaşımdan daha büyük değil.

 

Poyraz hırsla sınıftan dışarı çıktı, kapıyı çarptı. İsmail ise kolunu omzuma attı, başını hafifçe eğip kulağıma fısıldadı,

 

Görüyor musun? Taşlar yerinden oynuyor. Ama bu sefer, bizim planladığımız gibi değil.

 

Sınıfın havası ağırlaşmıştı. Bir yandan Simay’ın beklenmedik çıkışı, diğer yandan Yasemin’in kırılan gururu... Akın ise sanki hiçbir şey olmamış gibi yerine oturup Simay’a bakmaya devam ediyordu. Ama bir şey değişmişti, artık ne Akın o eski sahte kraldı, ne de biz o eski masum öğrencilerdik...

 

Yasemin yanımda kıpırtısız duruyordu. Elini hafifçe sıktım, bu sefer çekmedi.

Yasemin, diye fısıldadım, bu akşamki davete gitmeliyiz. Sen, ben, İsmail, Alya ve Mehmet. Belki de durumu düzeltmenin, Poyraz’ın ona karşı olan önyargısını kırmanın tek yolu bu.

Yasemin başını sıradan kaldırdı, gözlerindeki o buğulu perde biraz olsun dağılmıştı ama yüzünde hala bir tedirginlik vardı.

 

Poyraz beni orada görürse yine bağırır, Fatma. İstemiyorum artık.

 

Yanımda olacaksın, dedim kararlılıkla. İsmail de orada olacak. Kimse sana dokunamaz, kimse seni kıramaz. Ayrıca, Simay’ın gerçekten ne yaptığını kendi gözlerimizle görmeliyiz. Akın’ın yanında neden bu kadar korumacı bir tavır takındığını anlamam gerekiyor."

Ders bittiğinde, sınıf hızla boşaldı. Akın ve Simay, adeta bir çift gibi el ele dışarı çıktılar.

 

Poyraz ise ortalıkta yoktu, muhtemelen kampüsün tenha bir köşesinde, o içinde büyüttüğü fırtınayla boğuşuyordu.

İsmail yanıma gelip elimi tuttu. Parmak uçlarıyla avucumun içini okşarken gözlerindeki o sakin ifadeye tutundum.

 

Duydun mu? dedi. Akın, yarınki davet için herkesi çağırıyor. Ama asıl ilginç olanı, Poyraz'ın ortalıkta olmaması. Onu bir süreliğine kendi haline bırakmak en iyisi, Fatma.

 

İsmail, ya Poyraz bir hata yaparsa? diye sordum endişeyle. Akın'ın o davette Poyraz'ı kışkırtacağını biliyoruz. Simay ise... Simay sanki bir oyun oynuyor gibi geliyor bana.

 

İsmail içini çekti. Belki de bir oyun değil, sadece kendi hayatının dizginlerini eline alıyordur. Akın, bugüne kadar hepimizin zaaflarını kullandı. Şimdi sıra bizde, biz de onları uzaktan izleyeceğiz. Davete gideceğiz ama gözlemci olarak.

 

O akşam, eve döndüğümde tek düşünebildiğim Yasemin’in o hüzünlü bakışları ve Simay’ın sınıfta kurduğu o otoriter cümlelerdi. Gece boyunca uyuyamadım. Sürekli Poyraz’ın öfkeli halini, Yasemin’in o çaresiz itirafını düşünüyordum.

 

Ertesi gün, davetin yapılacağı kulübe doğru yürürken kampüsün havası bile farklıydı. Sanki büyük bir yüzleşmenin arefesindeydik. Kulübün kapısına geldiğimizde içeriden gelen müzik sesi, dışarıdaki o gergin sessizlikle tezat oluşturuyordu.

 

İsmail kapıyı ittiğinde içerisi oldukça kalabalıktı. Akın, en köşedeki locada bir kral edasıyla oturuyordu, yanında Simay vardı, yüzünde ise o anlamsız, huzursuz bir tebessüm. Tam o sırada, kalabalığın arasında bir hareketlenme oldu. Poyraz, kulübün girişinden içeri daldı.

 

Üzerinde eski, yıpranmış deri ceketi vardı ve gözleri doğrudan Akın’ın üzerindeydi. Yasemin, yanımda aniden duraksadı. Elimi o kadar sıkı tuttu ki, tırnakları tenime geçti.

 

Poyraz geldi, dedi fısıltıyla.

Poyraz, kalabalığı yara yara Akın’ın locasına doğru yürümeye başladı. İsmail hemen önüme geçti, Mehmet ise bir şeylerin ters gideceğini sezmiş gibi etrafı kolaçan etmeye başladı. Poyraz, Akın’ın masasının önüne geldiğinde durdu ve elindeki kadehi masaya sertçe bıraktı.

 

Kutlama mı yapıyorsun Akın? dedi Poyraz, sesi kütüphanedekinden çok daha soğuk ve tehlikeliydi. Çalıntı bir projeyle, insanların emeğini hiçe sayarak?

 

Akın ayağa kalktı, yüzündeki o sahte gülümseme biraz daha genişledi. Poyraz, davetli listesinde adını göremedim ama madem geldin, misafirperverliğimi bozmayacağım.

 

Simay o an yerinden fırladı. Poyraz, yeter!" dedi, gözleri dolu doluydu. Lütfen, bu gece değil.

 

Poyraz, Simay’a baktı. O an, o sert çocuğun gözlerinde ilk defa kırgınlıktan başka bir şey gördüm: Saf bir hayal kırıklığı. Senin için gelmedim Simay, dedi Poyraz kısık bir sesle. Akın'ın sana ne yaptığını, seni nasıl kullandığını anlaman için geldim.

 

Tam o sırada Akın, elindeki telefonu masanın üzerine bıraktı. Ekranda bir mesaj açıktı. Seni kullandığımı mı düşünüyorsun? dedi Akın, sesinde o meşhur, aşağılayıcı tınıyla. Simay’ın benim için ne kadar değerli olduğunu bilmeden, böyle iddialı konuşman... çok komik.

 

Poyraz’ın gözleri mesaja kaydı. O an, sınıftaki o sert duruşu, o korkusuz tavrı bir anda çöktü. Ne yazdığını göremiyordum ama Poyraz’ın o anki dehşet dolu bakışı, bu gecenin planladığımız hiçbir şeye benzemeyeceğini anlamama yetti.

 

Bu... bu doğru olamaz, dedi Poyraz, sesi ilk defa titreyerek.Simay, Akın’ın elini tuttu ve Poyraz’a doğru bir adım attı.

 

Poyraz, düşündüğünden çok daha farklı bir durumun içindeyiz.

İsmail elini omzuma koydu, Fatma, dedi, artık geri çekilme şansımız yok gibi görünüyor...

 

Sahneye giden yolda, ipler tamamen elimizden kayıyordu. Yasemin titreyerek yanıma sokuldu. Akın’ın o karanlık krallığına, bu kez kendi ellerimizle yürüyorduk.

 

Ne var o telefonda? diye bağırdım, sesim kalabalığın uğultusu arasında yankılandı. İsmail beni kolumdan tutup biraz arkasına çekti, gözleri her zamanki gibi stratejik bir analiz yapıyordu.

 

Simay, Poyraz’ın dehşetle açılan gözlerine bakarken, yüzünde daha önce hiç görmediğim kadar kararlı, neredeyse buz gibi bir ifade belirdi. Onun bilmesi gereken bir şey yok, Akın, dedi Simay, sesi titremeksizin. Poyraz sadece yanlış zamanda, yanlış yerde.

 

Poyraz yavaşça başını kaldırdı. O an, o meşhur sokak çocuğu öfkesinin yerini derin, sessiz bir uçurum almıştı. Telefonu Akın’ın masasına doğru savurdu, cihaz masanın kenarına çarpıp yere düştü.

 

Beni kullandın, dedi Poyraz, sesi artık fısıltıdan halliceydi ama sınıftaki herkesin duymasına yetecek kadar keskindi.

 

Akın kahkaha attı. Aferin Poyraz. Mimarlık fakültesindeki o zeka pırıltılarını nihayet göstermeye başladın.

 

Yasemin, yanımda aniden öne atıldı.

 

Sen tam bir canavarsın, dedi Akın’a doğru. Sesi titriyordu ama geri adım atmıyordu. İnsanların hayatlarını bir oyuncak gibi yönetebileceğini mi sanıyorsun?

 

Akın, Yasemin’e dönüp küçümseyici bir bakış attı. Sen mi konuşuyorsun Yasemin? Hatırlatayım mı, bu okulda kimin sayesinde var olduğunu?

 

Yasemin’in yüzü kireç gibi oldu, gözleri doldu ama İsmail, sanki bir komutan gibi Yasemin’in önüne bir kalkan gibi dikildi. Ona dokunamazsın, dedi İsmail. Sesi o kadar soğuk ve kesin bir tondaydı ki, Akın’ın sırıtan ifadesi bir anlığına duraksadı.

 

Yasemin artık senin o karanlık oyunlarının bir parçası değil.

Mehmet, kalabalığın arasından sessizce sıyrılıp masanın arkasına, Akın’ın bilgisayarının başına geçti. Akın, dedi Mehmet, sesi oldukça sakindi. Her şey bir şifreye bakıyor. O şifreyi girdiğinde, sadece projelerin değil, bu 'krallığın' da başına yıkılacak. Her şeyi, tüm o sahte belgeleri kendi ellerinle yüklemişsin. Aptallık, bazen çok büyük bir özgüvenle gelir.

 

Akın bir anda ciddileşti, yerinden kalkmaya çalıştı ama İsmail’in sert bakışları ve çevremizde toplanan bizim ekibin kararlı duruşu onu yerine sabitledi.

 

Poyraz, dedim ona doğru bir adım atarak. Hadi. Simay’ı o adamın elinden al.

 

Poyraz, Simay’ın gözlerine baktı. Simay’ın gözlerinde o boşluk gitmiş, yerine bir umut ışığı gelmişti. Simay, yavaşça Akın’ın yanından uzaklaştı ve Poyraz’ın yanında durdu.

 

Akın, etrafının sarıldığını anladığında o kibirli maskesi tamamen düştü.

 

Siz... siz okuldan atılacaksınız! Herkesi mahvedeceğim! diye bağırdı.

Mehmet, elindeki flaş belleği havaya kaldırdı. Rektör yardımcısıyla az önce mesajlaştım Akın. Bu belgeler, onun mail kutusuna çoktan ulaştı.

 

Kulüpte derin bir sessizlik oldu. Akın, çevresindekilere yardım ister gibi baktı ama herkes yavaş yavaş geri çekiliyordu. Onun o sahte ışıltılı dünyası, birkaç saniye içinde bir enkaz yığınına dönüşmüştü.

 

İsmail elimi tuttu.

 

Bitti, Fatma. Artık özgürüz.

 

Poyraz, Simay’ın elini tuttu ve arkalarına bakmadan kulüpten çıktılar. Biz de onları takip ettik. Dışarıda gece serindi ama içimdeki yangın, o kurşuni bulutların dağılmasıyla birlikte yerini ferah bir huzura bırakmıştı. Yasemin yanıma yaklaştı, sessizce koluma girdi. Hepimiz artık bambaşka bir sayfa açmak üzereydik. Ama biliyordum ki, bu daha sadece başlangıçtı.

 

Gece serinliği yüzümüze çarptığında, kulübün o ağır, yapay havasından kurtulmanın rahatlığını yaşıyorduk. Ancak dışarıdaki sessizlik, içimizdeki fırtınadan daha tehlikeliydi. Poyraz ve Simay kampüsün ana kapısına doğru hızlı adımlarla ilerliyorlardı, sanki arkalarındaki bir krallığın yıkılışını değil de, bir yangından kaçar gibi yürüyorlardı.

 

Poyraz aniden durdu ve arkasına döndü. Yüzünde, daha önce hiç görmediğim kadar tuhaf, karışık bir ifade vardı. Simay’ın elini hala bırakmamıştı ama parmakları titriyordu.

 

Bittiğini mi sanıyorsunuz? dedi Poyraz, sesi karanlıkta bir kamçı gibi patladı.

İsmail yanına yaklaştı, omzuna elini koydu.

 

Bitti Poyraz. Mehmet belgeleri gönderdi, dekanlık şu an muhtemelen Akın’ın odasını mühürlüyordur.

 

Hayır, dedi Poyraz, gözlerini kısıp kampüsün karanlık kütüphane binasına doğru bakarak. Akın bir piyondu. Ben onun o telefondaki mesajını gördüm... O mesaj Akın’dan gelmiyordu. Akın sadece bir paravan.

 

Donup kaldım. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Ne demek paravan? Kimden geliyordu mesaj?

 

Poyraz telefonunu çıkardı, titreyen elleriyle ekranı bize döndürdü. Ekran kararmıştı ama Poyraz’ın yüzündeki o dehşet, mesajın içeriğinden çok daha ürkütücüydü.

 

Bize bu tuzağı kuran, sadece Akın değil. Fakültenin en tepesindeki isimler... Akın’ı bir yetenek abidesi olarak pazarlayıp o devasa bütçeleri cebe indiren o hocalar. Biz Akın’ı yıkarak aslında onların en sağlam kalkanını yok ettik. Şimdi bizi susturmak için her şeyi yapacaklar.

 

Tam o anda, kütüphanenin o devasa cam pencerelerinden bir ışık yansıdı. Siyah, camları filmli bir araba kampüsün ana girişinden içeri daldı ve farlarını doğrudan üzerimize tuttu. Işık gözlerimi kamaştırırken, arabanın içinden inen silüetleri görebiliyordum.

 

Fatma, koş! diye bağırdı İsmail, beni hızla arkasına alarak.Yasemin çığlık attı, Mehmet ise donup kalmıştı. Poyraz, Simay’ı korumak için önüne siper oldu. O lüks arabadan inen kişi, mimarlık fakültesinin o katı' profesörüydü.

 

Yanında ise kampüsün güvenliğinden sorumlu olan, okulun karanlık işlerini yürüten o adam vardı.

 

Profesör bize doğru, yavaş ve kendinden emin adımlarla yürüdü. Yüzünde o meşhur, sahte gülümsemesi vardı ama gözlerinde hiçbir hayat belirtisi yoktu.

 

Gençler, dedi sesi kütüphanenin sessizliğinde yankılanarak. Büyük bir hata yaptınız. Akın’ın sahte başarılarını ortaya dökmek belki bir kahramanlık sanılabilir ama bazı gerçekler, fakülte duvarları arasında, o kilitli kapıların ardında kalmalıydı.

 

İsmail bir adım öne çıktı, sesi titremiyordu bile. Siz de o sahte belgelerin bir parçasısınız. Hepinizi ifşa edeceğiz.

 

Profesör kahkaha attı. Hangi belgelerle? Mehmet’in gönderdiğini sandığı o dosyalar... Sanıyor musunuz ki rektörlüğün sunucusuna ulaşabildi? O dosyalar şu an bizim elimizde.

 

Mehmet dehşetle laptopunu açtı, elleri klavyede hızla geziniyordu. Yüzü bembeyaz oldu. Fatma... silinmiş. Her şey... sistemden tamamen silinmiş. Bizim cihazlarımızda bile kayıt yok.

 

Profesör zafer kazanmış bir komutan edasıyla başını salladı. Artık elimizde hiçbir kanıt yok, yarın sabah, hepinizin disiplin dosyasında okulun gizli bilgilerini çalmak ve iftira atmak suçlarından atılma kararınızı göreceksiniz. Ama bir şansınız var.

Simay titreyerek Poyraz’ın koluna yapıştı. Ne şansı?

 

Sessizlik, dedi profesör, gözlerini bir bir üzerimizde gezdirdi. Sessizliğiniz karşılığında, akademik kariyerinizi kurtarabilirim. Ama unutmayın, bu okuldan dışarı adım attığınız anda, artık sadece birer hayaletsiniz.

 

Poyraz, elini ceketinin içine attı. Gözlerinde o eski, sokaklardan gelen, hiçbir şeyi kaybetmekten korkmayan o tehlikeli parıltı yeniden yanmaya başladı.

 

Sessizlik mi? dedi Poyraz, alaycı bir gülüşle. Siz bizi susturmaya çalışırken, bizim çoktan büyük bir canlı yayın başlattığımızdan haberiniz yok mu?

 

Profesörün yüzündeki o sarsılmaz gülümseme ilk defa soldu. Poyraz’ın elindeki telefon, kampüsün ana meydanındaki dev ekrana bağlanıyordu.

Mehmet, dedi Poyraz, o dosyayı rektörlüğe değil, okulun sosyal medya hesabına ve yerel basına yüklediğini söylemiştin, değil mi?

 

Mehmet’in yüzüne bir gülümseme yayıldı. Evet... Ve yükleme bitti.

Kampüsün tam merkezindeki o devasa ekran, profesörün şaşkın bakışları altında aydınlandı. Akın’ın ve hocaların o kirli belgeleri, konuşmaları, sahte imzaları... Her şey, tüm kampüsün izleyebileceği bir şekilde ekranlara yansıyordu.

 

İsmail kolunu omzuma attı, kulağıma fısıldadı... Oyun bitti, birtanem. Şimdi gerçek savaş başlıyor.

 

Profesörün etrafını saran güvenlikler bile geri adım attı. Bu artık bir okul operasyonu değildi, bu, bir imparatorluğun yerle bir olduğu andı...

 

İsmail kulağıma yaklaşıp fısıldadı

 

Evimize gidelim mi... Bence yeterince uzak durduk birbirimizden

 

Gidelim...

Bölüm : 23.05.2026 02:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...