
Mermerin soğukluğu dizlerimden başlayıp tüm vücuduma yayılırken, etrafımdaki sesler uğuldayan bir fırtınaya dönüştü. Fakültenin koridorlarında yankılanan o son haykırışım, gitgide uzaklaşan polis sirenlerinin sesine karışıp yok oldu. Gözlerimin önünden gitmeyen tek bir şey vardı,İsmail’in o kelepçeli bilekleri ve kapıdan çıkmadan önce bana attığı, içi yangın yeri olan o son bakış.
Daha önce de bu merdivenlerde, bu okulun köşelerinde çok ağlamıştım. Ama o zamanlar canımı yakan şey İsmail’in öfkesiydi, beni kıran sert sözleri ya da çözemediğim karmaşık davranışlarıydı. Şimdi ise ilk defa beni kırmadığı, aksine beni canı pahasına korumak istediği için gidişine ağlıyordum. Gitmek zorunda kalmasına, ellerini benden koparmalarına hıçkırıyordum.
Yenge! Kalk hadi, kurban olayım böyle yapma...
Poyraz’ın sesindeki o alışılmadık çaresizlik, sert mermere vuran gözyaşlarımın arasından sıyrılıp bana ulaştı. Yanıma çökmüş, titreyen omuzlarımdan tutuyordu. Hemen arkasında ise Simay, gözlerinde hem büyük bir suçluluk hem de korkunç bir öfkeyle bize bakıyordu.
Gitti Poyraz... diye fısıldayabildim, sesim boğazımdaki o devasa düğümü aşamıyordu. Onu o pisliğin içine attılar. Akın bilerek yaptı, o dayısının güvencesiyle bizi buraya çekti!
Poyraz dişlerini sıktı, yüzündeki kasların gerildiğini görebiliyordum.
Biliyorum yenge, her şeyi biliyorum. Ama İsmail seni bana emanet etti. Burada böyle yığılıp kalamazsın. O heriflerin ne yapacağı belli olmaz, burası artık güvenli değil.
Simay hırsla araya girdi, elleri titriyordu ama sesindeki kararlılık buz gibiydi
O Akın hastanede falan değil, eminim rol yapıyor! Sırf İsmail’i oyundan çıkarmak için dayısıyla birlikte tezgah kurdular. Ama o Hakan’a da söyledim, yanlarına kalmayacak. Eğer İsmail’e bir şey olursa, o dayısının sakladığı tüm yolsuzluk dosyalarını bu okulun duvarlarına tek tek çivilemeyen Simay değilim!
Poyraz kafasını kaldırıp Simay’a baktı. Gözlerinde, bu felaketin ortasında bile saklayamadığı o derin, korumacı hayranlığı gördüm. İkisinin arasındaki o gizli çekim, etrafımızı saran bu karanlıkta adeta küçük bir kıvılcım gibi parlıyordu. Poyraz, Simay’ın elini hafifçe sıktı,
Sen sakin ol, o dosyalar bizim en büyük kozumuz. Ama şimdi Fatma’yı buradan çıkarmamız lazım, dedi.
Zorlukla da olsa Poyraz’ın yardımıyla ayağa kalktım. Bacaklarım titriyordu, kasıklarımdaki o hırslı yanma hissi yerini buz gibi bir boşluğa bırakmıştı. Koridordaki diğer öğrencilerin fısıltıları, üzerimize dikilen o acıyan veya meraklı gözler ruhumu daha da daraltıyordu. Herkes bir şeyler fısıldıyordu:
İsmail Fırtına adamı hastanelik etmiş...
Polisler nasıl da götürdü...
Kulaklarımı tıkamak, hepsine avazım çıktığı kadar
O beni koruyordu!, diye bağırmak istedim. Fakültenin büyük kapısından çıkıp bahçenin keskin, soğuk havasıyla yüzleştiğimde gökyüzünün de bizimle birlikte karardığını fark ettim. Akşam oluyordu.
Aniden duraksadım. Göğsüme batan o keskin sızı, bu sabah loş sınıfta İsmail’in kazağımı üzerime giydirirken kurduğu cümleyle katlandı.
Bu gece... dedim, sesim rüzgarda dağılırken. Bu akşam teyzesinin evine yemeğe davetliydik. Büyükannesi de oradaymış. İsmail bu yüzden çok gergindi. Sırf benim için, beni tanıştırmak için gitmeyi kabul etmişti.
Poyraz derin bir nefes alıp saçlarını geriye doğru taradı, gözlerini benden kaçırdı. Biliyorum yenge. İsmail bizim eve adım atmak istemezdi normalde... Anne ve babasının ölüm yıldönümünde büyükannemi gördüler gördüler birbirlerini önceden beride büyükannemle konuşmuyor...
Aralarında ne geçtiğini biz bile tam bilmiyoruz. Ama senin için o kapıyı çalacaktı.
Gözlerimden yeni bir yaş seli boşaldı. Benim için kendini hiç ait hissetmediği, canını yakan o geçmişe siper etmeye hazırdı ben şimdi... Tek başımaydım.
Gözlerimi elimin tersiyle sertçe sildim. Hayır, ağlama sırası değildi artık. İsmail bana ne demişti?
Bana hiçbir şey olmayacak.Eğer o, bileğinde kelepçeyle giderken bile dik durduysa, karısı olarak benim de yıkılmaya hakkım yoktu.
Onun yokluğunda evimi olmayan yuvamı ben korumak zorundaydım.
Karakola gidiyoruz, dedim arkama bakmadan arabaya doğru yürürken. Sesim ilk defa bu kadar net ve sert çıkmıştı.
Poyraz ve Simay şaşkınlıkla arkamdan baktılar. Yanlarına ulaştığımda ikisinin de gözlerinin içine baktım.
Önce karakola, İsmail’in yanına gidiyoruz. Avukatları ara Poyraz, gerekirse tüm şehri ayağa kaldıracağız. Ama o teyzenin evine de gidilecek. Büyükannesi mi, dayısı mı, arkasından iş çeviren kim varsa... İsmail’in arkasında kimsesiz olmadığını, onun bir karısı olduğunu görecekler.
Poyraz’ın yüzünde, tam da kuzenine yaraşır bir kadını görmenin verdiği o gururlu, hafif tebessüm belirdi. Arabanın kapısını benim için açarken başını salladı.
İşte şimdi Fırtına’nın karısı gibi konuştun yenge. Bin hadi, gidip evimizi geri alalım.
Arabaya binip karakola gitmeyi beklerken, Poyraz’ın telefonuna gelen bir aramayla her şey altüst oldu. Akın’ın avukatları şikayeti resmileştirmek için hastaneden ek rapor bekliyormuş ve Akın, ifadesini vermeden önce acil servisin özel odasında ziyaretçi kabul ediyormuş.
Poyraz ve Simay ne kadar engel olmak istese de dikiz aynasından süzülen gözyaşlarımı sildim ve o hastaneye gitmeye karar verdim. İsmail’i o delikten çıkarmanın yolu o pisliğin şikayetini geri çekmesinden geçiyordu.
Hastanenin beyaz, steril koridorlarında yürürken attığım her adım, kasıklarımdaki sızlayan hırslı yanmayı yeniden tetikliyordu. Ama şu an fiziksel acıların sırası değildi. Özel odanın kapısını hızla itip içeri girdiğimde, Akın’ı yatakta, kafasında beyaz bir sargıyla, dudak kenarındaki patlağa rağmen o iğrenç, kibirli sırıtışıyla yatarken buldum. Beni gördüğü an sağlam gözü parıldadı.
Ooo, kimleri görüyorum....diye mırıldandı sesi pürüzlü ve alaycı bir tonla. İsmail Fırtına’nın biricik karısı ayağıma kadar gelmiş. Kocanın nerede olduğunu biliyorsun değil mi? Şimdi o soğuk nezathanede gecenin geçmesini bekliyordur.
Odada çıt çıkmıyordu, sadece köşedeki nabız cihazının düzenli, sinir bozucu bip sesleri ve pencerelerin ardındaki loş akşam karanlığı vardı. Ona doğru iki adım attım, ellerimi göğsümde kenetleyip dik durmaya çalıştım.
Şikayetini geri çekeceksin Akın!, dedim buz gibi bir sesle.
O oyunlarının, dayının usulsüzlüklerinin farkındayız. Simay’ın elindeki dosyaları okula yaymasını istemiyorsan, o ifadeni değiştireceksin.
Akın acıyla karışık bir kahkaha attı, yatakta hafifçe doğrulmaya çalışırken yüzünü ekşitti. Bakışları baştan aşağı beni süzdü ve aniden gözleri, siyah kazağımın hırpalanmaktan hafifçe yana kaymış yakanın altındaki noktaya kilitlendi. İsmail’in o sınıfta kapı çalmadan hemen önce boynuma bıraktığı, tenimi pervasızca mühürleyen o kıpkırmızı, taze aşk izleri gün gibi ortadaydı.
Akın’ın yüzü öfkeden kasıldı, yatağın kenarını sıkıca kavrayarak üzerime doğru tısladı.
Sen gerçekten delisin Fatma... İsmail sana zarar veriyor, görmüyor musun?! eliyle boynumu, o morarmış izleri işaret etti.
Şu haline bak! Adam resmen seni harcıyor, canını yakıyor, seni bir eşya gibi hırpalıyor ama sen hala onun arkasını toplamak için bana tehditler savuruyorsun. Görmüyor musun sana nasıl zarar verdiğini?
Gözlerinin içine baktım. O iğrenç acıma duygusunun arkasındaki kıskançlığı, İsmail’e olan nefretini gördüm. Başımı hafifçe yana eğdim, dudaklarımda mağrur, meydan okuyan bir tebessüm belirdi. Elim istemsizce boynumdaki o sıcak izlerin üzerine gitti.
Ben onun karısıyım Akın!, dedim, sesim her bir kelimeye asılarak yankılandı odada. Ve şunu o kirli beynine sok... Onun bana bu hayatta verebileceği, yaşatabileceği tek acı bu ve ben bu acıyı ondan geldiği sürece, çekmeyi seviyorum. Senin o pis dünyan bunu asla anlamayacak.
Arkama dönüp kapıya doğru yürümeye başladım. Bu iğrenç odada daha fazla kalıp kirli havayı solumak istemiyordum. Elimi kapının soğuk kulbuna attığım tam o anda, Akın yatakta deliler gibi sarsılarak arkamdan nefretle bağırdı. Sesi tüm odada, kulaklarımda çınladı.
Kendini kandırıyorsun! Senin o biricik, kocan seni sadece vücudun için seviyor, Fatma! Sadece tenin için, o sarhoş edici vücudun için yanında tutuyor seni! Başka hiçbir şey değilsin onun için!
Söylediği o iğrenç kelimeler beynimde şimşek gibi çaktı. İsmail’in üst sınıfta bana ,Umrumda olan şey sen ve senin o beni sarhoş eden vücudun... derken hissettirdiği o saf aşkı, bu serserinin ağzında kirli bir malzemeye dönüştürmesi içimdeki tüm sigortaları attırdı.
Öfkeyle arkama döndüm. Gözüm dönmüştü. Bacaklarımdaki, kasıklarımdaki tüm ağrıyı unutup yatağın başına nasıl uçtuğumu hatırlamıyorum. Akın daha ne olduğunu anlayamadan, sağ elimi havaya kaldırıp bütün gücümle, içimdeki tüm nefretle ve İsmail’in intikamıyla yüzünün tam ortasına sert bir tokat patlattım.
Tokadın sesi odanın steril duvarlarında patlarken, Akın’ın kafası sertçe yana savruldu. Yüzündeki o alaycı sırıtış, yanağına oturan beş parmağımın kızıllığı altında tamamen yok oldu. Şok içinde, eli yanağında bana bakakaldı.
Ona doğru eğildim, parmağımı yüzüne doğru sallarken sesim adeta kükredi.
Bir daha....dedim, nefes nefese kalmıştım, gözlerimden adeta alev fışkırıyordu. Bir daha benim ve kocamın adını o pis ağzına alırsan, seni bu hastane odasından sağ çıkartmam cenaze arabası ile çıkarsın Akın! Şimdi o şikayetini seve seve geri çekeceksin!
Bir şartla çekerim!
Kapıyı arkamdan sertçe vurup çıkacakken duraksadım.
Neymiş o şartın?
Eğer benim karım olsaydın boynunda böyle saklamak zorunda kaldığın izler olmazdı-
Haklısın çünkü yanağımda alkol şişesinin kırıklarıyla çizdiğin çizikler olurdu-
Fatma bak ben seni seviyorum görüyorsun bunu... Seni kulanan birini nasıl seviyorsun baksana acılarını önemsemiyor, ya yürüyemiyorsun ama sırf onun için ağrılarını hiçe sayıp buraya geliyorsun eğer gerçekten seni sevseydi-
Bizim aşkımızı sorgulamaya hakkın yok!
Damarlarına takılı olan ince boruyu tutup konuştum.
Ya şikayetini geri çekersin yada ben senin fişini çekerim!
Vay be... Senin o kocan nasıl da değiştirmiş seni! İlk geldiğim gün ne kadar saf ve masum bir kızdın.
Siz beni böyle yaptınız! Ama teşekkür ederim hepinize-
O serseri adama nasıl aşık oldun Fatma? Benim neyim eksik ondan bendemi sana acı çektireyim bana aşık olman için!
Sen ne saçmalıyorsun?
Yalan mı? O şerefsiz seni her zaman üzdü her zaman canını yaktı sende mal gibi onu her seferinde affetin yanında tuttun! Aç gözünü birgün seni bırakıp gidince hiç bişey yapamicaksın!
O beni asla bırakmaz bende onu asla bırakmam!
Asla ama asla demiceksin Fatma! Birgün gelicek yalvaracaksın bana-
Bunu bana Ayhan'da dedi ama bana yalvaran kendisi oldu!
Akın'ın yüzüne yaklaştım.
İyi bak yüzüme eğer şikayetini geri çekmezsen son gördüğün yüz bu olucak!
Akın gözlerini kaçırdı... Tamam dedi ve bende geri çekildim
Derhal çek! Ara o dayını ve artık bize yaklaşma.
Pişman olucaksın Fatma! Sen bu adamla evli olduğun sürece daha çok ağlarsın.
Kapıyı açıp dışarı çıktım ve sertçe kapattım.Koridorda beni bekleyen Poyraz ve Simay şaşkınlıktan donakalmıştı. Ama benim içim soğumamıştı, şimdi o teyzenin ve büyükannenin evine gidip, İsmail’in karısı olarak masaya yumruğumu vurma zamanıydı.
Hastanenin kapısından dışarı çıktığımda, yüzüme çarpan keskin gece havası yanağımdaki ve içimdeki o hırslı yangını bir nebze olsun yatıştırmıştı. Poyraz ve Simay acele adımlarla arkamdan geliyorlardı. Poyraz arabaya doğru yürürken şaşkınlığını gizleyemeyen bir ıslık çaldı.
Yenge... dedi, kapıyı açarken yüzünde neredeyse saygı dolu bir ifade vardı.
Sen az önce içeride Akın'a haddini mi bildirdin... İsmail görse herhalde alnından öperdi. Ama şimdi ne yapıyoruz? Karakola mı?
Hayır, dedim, arka koltuğa oturup dikiz aynasından darmadağın olmuş saçlarıma ve boynumdaki o kıpkırmızı izlere bakarak. Gözlerimi sildim, sesimdeki titremeyi tamamen yok etmiştim.
Karakola gidersek bizi İsmail’le görüştürmeyecekler, biliyorsun. Akın o tokatla akıllanır mı yoksa daha mı delirir bilmiyorum ama şu an bizim daha büyük bir sorunumuz var.
Simay yanıma oturup elimi sıktı.
Teyzesinin evi, değil mi?
Başımı salladım. İsmail o eve benim için, sırf beni ailesiyle tanıştırmak için gelecekti. Şimdi o orada değilse bile, ben karısı olarak o kapıdan içeri gireceğim. İsmail’in arkasında kimsesiz olmadığını, onun haklarını savunan bir kadını olduğunu o büyükannesine de, teyzesine de göstereceğim.
Poyraz dikiz aynasından bana baktı, gözlerinde derin bir endişe vardı. Yenge, o ev... O ev benim evim ve İsmail de zamanında bizimle yaşıyordu orada sana anlattı mı?
Hayır! Siz orada kapıyı çaldığınız için anlatmadı!
İsmail küçükken resim çizerdi benim boyalarımla büyükannemde benim boyalarımı kullandığı için döverdi onu annem yani teyzesi hiç bişey demezdi...
Bunun yüzünden mi bu sinir-
Hayır...
Araba, şehrin biraz dışındaki, yüksek duvarlarla çevrili, kasvetli bir villanın önünde durduğunda saat neredeyse sekize geliyordu. Bahçe fenerlerinin loş ışığı, devasa demir kapıyı aydınlatıyordu. Poyraz arabayı durdurdu ve bize döndü
Ben bahçede bekliyorum. Bir şey olursa hemen arayın.
Simay'la birlikte arabadan indik. Simay'a tutundum bacaklarımdaki sızı, kasıklarımdaki o ince, sızlayan hırslı yanma her adımımda bana İsmail’i, sınıftaki kokusunu ve dudaklarını hatırlatıyordu. Sırf bu acı bile bana güç veriyordu.
Kapının önüne gelip zile bastım.
Birkaç saniye sonra kapıyı orta yaşlı, oldukça şık ve soğuk bakışlı bir kadın açtı. Bu, İsmail’in teyzesiydi.
Fatma sen İsmail'in karısısın dimi?" dedi, sesi adeta buz kesmişti.
İsmail nerede? Saatlerdir onu bekliyoruz. Annem zaten zar zor ikna oldu bu yemeğe.
İsmail gelemez, dedim, kadının gözlerinin içine dik dik bakarak. Bir adım atıp, o davet bile etmeden antreye girdim. İçerisi ağır bir antika ve rutubet kokusuyla kaplıydı.
Kocam şu an nezathanede.
Teyze duyduklarıyla sarsılırken, salonun girişinden baston sesleri yükseldi.
Kafamı çevirdiğimde, salondan çıkan yaşlı kadını gördüm. Beyaz saçları arkaya doğru sıkıca taranmış, gözlerinde ise insanı diri diri yakacak cinsten bir nefret barındıran o kadın... İsmail’in büyükannesiydi. Anne ve babasının ölüm yıldönümünde İsmail’in yüzüne bile bakmayan o acımasız kadın karşımdaydı.
Bastonuna dayanarak bana doğru ilerledi.
Demek bizim İsmail'in peşine takıldığı sokak kızı sensin, dedi yaşlı kadın, sesi adeta bir yılan gibi tıslıyordu.
Tıpkı annesi gibi... O da oğlumun başını döndürmüş, onu bizden koparmıştı. İsmail de babasının genlerini taşıyor işte. Kendini mahvedecek kadınları bulmakta üstüne yok. Şimdi de bir hiç uğruna hapse mi girdi?
Duyduğum kelimeler kulaklarımdan beynime birer kurşun gibi saplandı. İsmail’in loş sınıfta başını eğerek,
Yüzüme bakmadı... deyişindeki o çocuksu çaresizliği şimdi anlıyordum. Bu kadın, İsmail’i anne ve babasının ölümünden sorumlu tutmuş, onu yıllarca sevgisizlikle cezalandırmıştı.
İçimdeki canavar bir kez daha uyandı. Akın’a attığım tokadın hırsı henüz geçmemişken, bu kadının karşısında sinmeye hiç niyetim yoktu.
Sözlerinize dikkat edin! diye bağırdım, yaşlı kadına doğru bir adım atarak. Bastonunu tutan elleri titredi.
Ben onun sokaktan bulduğu bir kız değilim, ben onun karısıyım! Peki siz... Parmağımla göğsünü işaret ettim.
Siz nasıl bir annesiniz, nasıl bir büyükannesiniz? İsmail anne ve babasını kaybettiğinde bir çocuktu! Sizin sevginize, şefkatinize ihtiyacı vardı. Ama siz onu suçladınız, ona sırtınızı döndünüz!
Haddini bil! diye bağırdı teyzesi araya girerek.
Siz haddinizi bilin! diye arkama bakmadan bağırdım. Gözlerimi tekrar büyükanneye diktim.
İsmail, beni kabul edin diye bu eve gelecekti. Ama siz onun o tertemiz, o yaralı kalbini hak etmiyorsunuz. Şunu o taşlaşmış kalbinize sokun, İsmail yalnız değil. Sizin vermediğiniz o sevgiyi de, o yuvayı da ben ona kurucam. Benim evim o, onun evi de benim!
Yaşlı kadının gözlerindeki o kibirli ifade ilk defa sarsıldı. Dudakları titredi ama tek bir kelime bile edemedi. Arkamı döndüm, kapıya doğru yürüdüm.
Simay, gidiyoruz, dedim.
Kapıyı arkamdan büyük bir gürültüyle çarparak çıktığımda, bahçede bekleyen Poyraz’ın yanına ulaştım. Gözyaşlarım bu sefer öfkeden değil, İsmail’in geçmişte çektiği o yalnızlığın acısıyla boşalıyordu.
Poyraz," dedim arabaya binerken, ellerim direksiyonu sıkarcasına titriyordu. Şimdi karakola gidiyoruz. Ne yapıp edip kocamı o delikten çıkaracağız. Bu gece o evde, kendi evimizde uyuyacağız!
Poyraz’ın babasının devreye soktuğu avukatlar, koridorda evrak çantalarıyla koşturup duruyordu. Zaman geçmek bilmiyor, her saniye göğsümü daha da daraltıyordu. Akın’ın o odadaki çirkin ithamları, büyükannesinin evindeki o buz gibi nefret zihnimde dönüp dururken, nihayet demir kapının arkasından bir hareketlilik yükseldi.
Kapı açıldı ve orada belirdi…
İsmail, gözlerinin altı uykusuzluktan kızarmıştı ama omuzları hala teslim olmayacak kadar dikti. Beni gördüğü an adımları hızlandı. Hiç kimseyi, koridordaki polisleri, avukatları umursamadan beni göğsüne öyle bir çekti ki, kaburgalarımın birbirine geçtiğini hissettim.
Birtanem... diye fısıldadı saçlarımın arasına, sesi yorgun ama bir o kadar da sahipleniciydi. Geçti, buradayım sana söyledim bana bişey olmaz dedim. İyisin değil mi?
İyiyim, seninleyim....diyebildim hıçkırıklarımın arasından. Kokusunu içime çektim. Evim yeniden bana dönmüştü, duvarlarım tamamlanmıştı. Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
Nasıl oldu? Akın şikayetini mi çekti?
İsmail’in kaşları aniden çatıldı.
Avukatlar halletti ama bir terslik var Fatma... Beni çıkarttılar da Akın şikayetini değiştirmiş başka birini tutuklamaya karar vermişler...
Tam o sırada koridorun sonundaki odadan çıkan iki sivil polis, sert adımlarla bizim olduğumuz tarafa doğru yürümeye başladı. İçimi aniden tarifsiz, kötü bir his kapladı. Polisler tam önümüzde durduğunda, İsmail'in önüne atladım ama polisin bakışları doğrudan Poyraz’a kilitlendi.
Poyraz Fırtına sen misin? dedi arkadaki polis, cebinden kelepçeyi çıkarırken.
Poyraz şaşkınlıkla bir adım öne çıktı.
Evet, benim. Bir sorun mu var memur bey?
Akın Şivan'ın ek ifadesi doğrultusunda, hastane bahçesinde kasten yaralama, tehdit ve şantaj suçlamasıyla hakkında yakalama kararı var. Seni teslim alıyoruz.
Ne? diye bir çığlık koptu yanımdan. Bu ses Simay’a aitti. Simay öne fırlayıp polisin kolunu tutmaya çalıştı, gözleri saniyeler içinde dehşetle açılmıştı.
Hayır! Yanlış biliyorsunuz! Poyraz hiçbir şey yapmadı! Her şeyi başlatan Akın’dı, bahçede Simay’ı... yani beni korumaya çalışıyordu!
Biz anlamayız küçük hanım, şikayet ve hastane raporu doğrudan bu ismi işaret ediyor. Akın Şivan, asıl darbeyi ve tehdidi Poyraz Fırtına’dan aldığını, İsmail Fırtına’nın ise sadece araya girmeye çalıştığını beyan etti.
Kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Akın’ın o hastane odasındaki intikam dolu, yenilmiş bakışları gözümün önüne geldi. Pislik herif… Ona attığım o tokat, içindeki tüm canavarı uyandırmıştı.
İsmail’i içeride tutamayacağını, arkasındaki dosyaların patlayacağını anlayınca hedef değiştirmişti. İsmail’in en hassas noktasını, canı gibi sevdiği kuzenini vurmuştu. Böylece hem benden intikam alıyor hem de Fırtına ailesini darmadağın ediyordu.
Lan! diye bağırdı İsmail, polislerin üzerine yürüyerek. Gözlerindeki fırtına bu kez Akın’ı diri diri yakacak kadar büyüktü.
Kuzenimi bırakın! Suç benim, o herifi ben dövdüm, yalan söylüyor o şerefsiz!
İsmail, dur! Poyraz araya girdi. Sesi şaşırtıcı bir şekilde sakindi ama elleri titriyordu. İsmail’in göğsüne elini koyup onu durdurdu. "Sakin ol kuzen. Eğer şimdi polislere mukavemet edersen ikimizi de yakarlar. Yengeme söz verdin, onu eve götüreceksin.
Polisler Poyraz’ın kollarını arkaya doğru katlayıp o soğuk metal kelepçeyi bileklerine geçirdiği an, koridorda bir feryat koptu. Simay, okulda o her şeye meydan okuyan, dikbaşlı, güçlü kız gitmiş, yerine gözü dönmüş, kalbi paramparça bir kadın gelmiş gibi Poyraz’ın arkasından atıldı.
Poyraz! Hayır, bırakın onu! diyerek ağlamaya başladı. Gözyaşları yanaklarından sicim gibi akıyor, hıçkırıkları karakolun taş duvarlarına çarpıp yankılanıyordu. Poyraz’ın ceketinin kollarına yapıştı.
Benim yüzümden… O pislik dosya yüzünden sana sardı! Benim yüzümden tutuklanıyorsun!
Poyraz polisin elinde sürüklenirken kafasını geriye doğru çevirdi. Gözleri, ağlamaktan helak olmuş Simay’ın yüzünde gezindi. Sınıftaki o neşeli, fırlama çocuktan eser yoktu, bakışlarında ilk defa bu kadar açık, bu kadar savunmasız bir aşk vardı.
Ağlama... diye seslendi Poyraz, sesi koridordaki uğultunun arasında zorlukla duyuluyordu. Sakın ağlama Simay. Ben iyiyim.
Poyraz İsmail'e bakıp konuştu
İsmail... Simay sana emanet.
İsmail garipsedi ve sonra başını salladı
Merak etme sende çıkacaksın...
Simay ağlarken Poyraz konuştu
O dosyalara dikkat et. Çıkacağım ben, sakın korkma...
Polisler Poyraz’ı demir kapının arkasındaki karanlık koridora doğru götürürken, Simay dizlerinin üzerine çöktü. Elleriyle yüzünü kapatıp hıçkırıklara boğuldu. Onun bu çaresiz hali, bana saatler önce merdivenlerde yığılıp kaldığım o anı hatırlattı. Koşup yanına çöktüm, kollarımı ona doladım. Simay başını omzuma gömüp deliler gibi ağlarken,
Onu orada bırakamam Fatma... O benim için öne atıldı, diye fısıldıyordu.
İsmail yanımızda duruyordu. Yumruklarını o kadar sıkmıştı ki parmak eklemleri bembeyaz olmuştu. Başını gökyüzüne doğru kaldırıp derin bir nefes aldı...
Merak etme Simay ben kuzenimi kurtarıcam...
Evet kurtulacak Simay bak İsmail kurtuldu sizde kavuşacaksınız...
Umarım Fatma umarım...
Biz konuşurken arkamızda Mehmet elinde kelepçeyle içeri alındı İsmail sinirle bağırdı
Lan Mehmet! Mehmet'i nereye götürüyorsunuz!
Akın Şivan'ı darp etmeye yardım ettiği için ve Akın Şivan'ın belirttiği Poyraz Fırtına ile Mehmet Yıldız bana saldırdı demesi üzerine Mehmet Yıldız'da tutuklandı.
Alya ağlayarak yanıma geldi.
Fatma bişey yapın gitmesin lütfen...
Polisler Mehmet'i götürürken Alya konuştu
Bu gece ona hamile olduğumu söylicektim...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.21k Okunma |
1.25k Oy |
0 Takip |
100 Bölümlü Kitap |