
Yemek boyunca İsmail’in gözleri bir an olsun üzerimden ayrılmadı.
Gecenin finali için lunaparka vardığımızda, Mehmet’in gözleri parlıyordu.
İşte burası! İnsanların korkularıyla yüzleştiği, estetiğin yerini adrenalinin aldığı yer! diye bağırdı.
Korku evine girdiğimizde, Mehmet’in katili rehabilite etme planı gerçekten uygulamaya konuldu. Maskeli adam aniden önümüze fırladığında, Mehmet geri kaçmak yerine durup adamın maskesini düzeltmeye çalıştı.
Kardeşim, maskenin lastiği kaymış, görüş açın daralmış, böyle yaparsan çarpışırsın, dikkat et kendine!
Maskeli adamın duraksayıp Mehmet’e şaşkınlıkla baktığı o an, hayatımda gördüğüm en komik tabloydu. Poyraz arkadan,
Abi boşver, biz arkadaşı akıl hastanesine götüreceğiz, o biraz fazla odaklandı işe, diye durumu kurtarmaya çalışırken Alya ve Simay gülmekten birbirine tutunmuştu.
Korku evinden çıktığımızda, o adrenalin ve kahkaha seliyle pamuk şekerlerimizi yiyerek lunaparkın içinde yürüdük.
Lunaparkın ışıkları geceyi bir gökkuşağı gibi sarmıştı. Adrenalin hala damarlarımızda gezerken, pamuk şekerlerimizin o tatlı yapışkanlığı parmaklarımıza bulaşmıştı. Dönme dolaba bindiğimizde, vagonumuz yavaşça gökyüzüne doğru yükselmeye başladı, en tepeye çıktığımızda şehir ayaklarımızın altındaydı. İsmail kolunu omzuma attı, beni kendine daha sıkı çekti
Görüyor musun? dedi, uzaklardaki şehir ışıklarını işaret ederek. Artık sadece biz varız. Senin gülüşünle dünya aydınlanıyor,parlıyor birtanem...
Vagonun o hafif salınımı içinde beni kendine daha sıkı çekti. O an, İsmail’in gözlerindeki o derin huzuru gördüm. Uzaklardaki şehir ışıklarını işaret ederek gökyüzünün sadece bizim için parladığını söylediğinde, kalbim göğüs kafesime sığmıyordu.
En tepeye çıktığımızda vagon durdu. Bir anlığına o eşsiz manzaraya daldık, ardından beklenmedik bir sarsıntıyla elektriklerin kesildiğini anladık. Lunaparkın tüm ışıkları bir anda söndü, aşağıdan gelen o neşeli sesler uğultuya dönüştü.
Havada asılı kalmıştık.İsmail hafifçe gülümsedi, bu durum onun için bir engel değil, aksine bir fırsattı.
Sanırım biraz daha baş başa kalmamız gerekiyor birtanem, diye fısıldadı ve dudaklarımızı birleştirdi..
Ben, ayaklarımı vagonun zemininden kurtarıp, hafifçe sarsılan vagonda onun kucağına yerleştim. Kollarımı boynuna doladım, parmaklarım ensesindeki saçların arasına gömüldü. İsmail’in elleri belimi kavradığında, dünyadaki her şeyi unutmuştum. Dudaklarımızı tekrardan birleştirdi...
Beni kendine doğru çekti, öpüşü gitgide derinleşti, arzulu ve tutkulu bir hale büründü. Başım hafifçe geriye doğru düştü, gözlerim kapalı, İsmail’in varlığını her zerremde hissediyordum. Dünya durmuştu, zaman sadece bizim dudaklarımızın birleştiği o noktada akıyordu.
Tam o sırada, sanki kaderimiz de bizimle beraber hareket etmeye karar vermiş gibi vagon büyük bir sarsıntıyla tekrar çalışmaya başladı. Elektrikler bir anda geri geldi, lunapark ışıkları yeniden yanarken vagonumuz aşağı doğru inmeye başladı.
Biz ise o sarsıntıyla ayrılmadık, İsmail beni kucağında tutmaya, o tutkulu anın tadını çıkarmaya devam etti. Aşağıya indiğimizde hızla kucağından kalkıp kendimi düzelttim kulağıma yaklaşıp fısıldadı... ve ışıkların altında, o yaralı geçmişimizi tamamen ardımızda bırakmıştık...
Mehmet alttaki vagondan, "Hadi yenge, İsmail abi, aşağıda yer kapıyorum, bir daha binelim!" diye bağırınca hepimiz bir kez daha kahkahaya boğulduk.
O an, bu dört deliyle ve en önemlisi İsmail’le birlikte olduğum için şükrettim.
Bu muhteşem günün sonunda, eve dönerken Mehmet’in
Sıradaki date’te de dans edelim nasıl fikir
Olur...
Romantik bir date çıkalım şık giyinip
Hepimiz anlaştık ve arabalarımıza dağıldık...Evin kapısının önünde durduğumuzda, lunaparkın o neon ışıklı, neşeli yorgunluğu hala üzerimizdeydi.
Mehmet, sanki bir festivalden çıkmışız gibi elinde bir balonla, Poyraz ise kolunda kazandığı devasa peluş ayıyla kapıyı açmaya çalışıyordu.
Beyler, dedi İsmail, anahtarı Mehmet’in elinden kibarca alırken,
Bu kadar enerjiyle eve girersek komşular bir daha bize gün yüzü göstermez. Biraz sessizlik, lütfen.
Mehmet, sanki askeri bir operasyondaymışız gibi elini şakağına götürüp selam verdi.
Emredersiniz komutanım! Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim, o dönme dolabın tepesinde fısıldadıklarını duymadım sanma. Bu kızın gülüşü dünyayı aydınlatıyor' dedin, değil mi?
İsmail hafifçe boğazını temizleyip bana baktı, gözlerindeki o mahcup gülümseme geceyi daha da ısıttı. Ben ise utançla başımı eğip Simay ve Alya’ya sığındım.
Alya, o her zaman dingin ve huzurlu haliyle koluma girdi.
Boşver onları Fatma, diye fısıldadı. Bırak konuşsunlar. Biz kendi içimizdeki o sessiz huzura bakalım.
İçeri girdiğimizde, salonun o tanıdık, güvenli atmosferi bizi bir battaniye gibi sardı. Mehmet hemen koltuğa yığılıp, Sıradaki date planı hazır hemen yarın yapalım! diye bağırdı.
Poyraz gözlerini devirdi, Daha bugünkünün yorgunluğunu atmadık oğlum, ne date'i?
Hayır hayır, dedi Mehmet, ciddiyetle. "Bu seferki farklı dans edicez işte... Yenge, senin için özel bir mutluluk koridoru kuracağız, çıkışta çiçekler dökülecek...
Gülmekten artık yanaklarım sızlıyordu. İsmail, arkamdan gelip ellerini belime doladı, çenesini omzuma yasladı. O an, odadaki diğer herkes silikleşti. Sadece onun sıcaklığı, onun varlığı kaldı.
Mehmet’in bu çılgın planlarına katlanacak mısın? diye sordu kısık sesle.
Seninle olduktan sonra, dedim gözlerinin içine bakarak,
İster dans olsun, ister Mehmet’in o şapşal şakaları... Her şey kabulüm.
Poyraz, elindeki peluş ayıyı masanın üzerine fırlattı.
Bakın, ben bu geceyi asla unutmayacağım. Biz o hücrelerde, duvarların gri rengine mahkumken, dışarıda hayatın bu kadar parlak olduğunu unutmuşuz. Ama artık biliyorum, biz bu mutluluğu hak ediyoruz.
Simay, Poyraz’ın omzuna yaslanıp, Hak ediyoruz, diye onayladı. Bundan sonra hiçbir şeyin bizi bu kahkahalardan mahrum etmesine izin vermeyeceğiz.
Mehmet, sanki hepimizin duygusal anını bozmak istermiş gibi,
Tamam, çok duygusal bir an, kızlar ağlamayın, makyajınız bozulur! dedi ve aniden ayağa fırladı.
Şimdi, herkes mutfağa! O restorandaki tabakların sunumu çok kötüydü, biz burada daha iyisini yapacağız. Yenge, o pastacı yeteneğini konuştur, bu geceyi tatlıyla bitirelim!
Mutfağa geçtiğimizde, unlar, şekerler ve kahkahalar havada uçuşmaya başladı. İsmail, bir yandan Mehmet’le didişiyor, bir yandan da gizlice elimi tutuyordu. O an fark ettim ki, bu ev sadece dört duvardan ibaret değildi. Burası, her birimizin yaralarını sarıp, beraberce yeni anılar inşa ettiğimiz bir kale olmuştu.
Gece yarısına doğru, hepimiz mutfak tezgahına oturmuş, kendi ellerimizle yaptığımız o yamuk yumuk ama dünyanın en tatlı pastasını yerken, dışarıdaki dünyanın soğukluğunu tamamen unuttuk. İsmail, bardağını havaya kaldırdı.
Bize, dedi. Kendi yaralarını saranlara, birbirini bulanlara ve her ne olursa olsun gülmekten vazgeçmeyenlere."
Bize!" diye bağırdı Mehmet ve Poyraz aynı anda.
Poyraz, elindeki içeceğinden bir yudum alıp Simay'a göz kırptı.
İsmail, masanın altından elini dizime koydu. Parmaklarının sıcaklığı, üzerimdeki tüm gerginliği alıp götürüyordu.
Bugün, dedi sesi alçalarak, Sadece biz varız...
Ertesi sabah kampüsün o tanıdık, taze çim kokulu havası içimize dolduğunda, dün akşamki maceraların yorgunluğu ve neşesi hala üzerimizdeydi.
Poyraz, Simay’ın elini sımsıkı tutmuş, her zamanki korumacı ama bir o kadar da rahat tavırlarıyla ona bir şeyler anlatıyordu. Aralarındaki o taze, huzurlu bağ, kampüsteki herkesin dikkatini çekecek kadar belirgindi.
Tam o sırada Akın, koridorun köşesinden belirdi.. Bizi görmezden gelerek doğrudan Simay’ın önüne geçti. Poyraz’ın gülümsemesi bir anda dondu, elini Simay’ın omzuna koyarak onu hafifçe arkasına çekmeye çalıştı ama Akın çok hızlıydı.
Akın, elindeki o gösterişli çiçek buketini Simay’a uzattı. Poyraz’ın yanında olması, onun için bir engel değil, aksine kazanılması gereken bir zaferdi.
Herkesin gözü önünde Simay’a olan duygularından, ona sunduğu olanaklardan ve onu ne kadar mutlu edebileceğinden bahsetmeye başladı.
İnsanlar etrafımızda toplanmaya başladığında, Akın’ın teklifi havada asılı kaldı. Simay şaşkınlıkla geri çekilmek isterken, Akın’ın tehditkar bir tonla, geçmişteki o karanlık günleri ve hepimizin üzerindeki o kurşuni bulutların henüz tam olarak dağılmadığını hatırlatan sözleri, Simay’ın yüzündeki rengi bir anda uçurdu.
Simay, Poyraz’ın gözlerine baktı, o gözlerdeki acıyı ve öfkeyi görmek onu parçaladı. Ancak hemen ardından aklına benim, yaşadıklarım geldi.
İsmail’in beni korumak için girdiği o dipsiz kuyuları, başımıza gelen onca felaketi ve biz biraz huzur bulalım derken tekrar karanlığa çekilmemizi düşündü. Eğer teklifi reddederse, Akın’ın durmayacağını, yine o tanıdık acıların, yine o tehditlerin başlayacağını hissetti.
Kendi hayatını, Poyraz’ı ve hepimizi korumak adına, yüreği kan ağlayarak Akın’ın teklifini kabul ettiğini söyledi.
Tamam... Kabul ediyorum
Ortalık bir anlığına buz kesti. Poyraz’ın elinin Simay’ın omzundan yavaşça kayıp düştüğünü gördüm. Mehmet bile o an sus pus kalmıştı. Ben ise sinirden titriyordum.
Bir köşeye çekildiğimizde Simay’a karşı olan öfkem patlama noktasına geldi. Ona bağırdım, hayatını nasıl böyle harcayabileceğini, sevdiği adamı bırakıp korkuyla bir yola girmesinin kendi sonunu hazırlayacağını yüzüne haykırdım.
Senin yerinde olsam, dünyayı karşıma alırdım, başkasının gölgesinde yaşamayı seçmezdim! dedim.
Simay, gözlerinden süzülen yaşlarla bana döndü. Sesindeki titremeye rağmen oldukça kararlıydı.
Senin neler yaşadığını biliyorum Fatma, İsmail’in o hapishane hücrelerinde neler çektiğini, bizim için neleri feda ettiğini unutmadım dedi. Şimdi sen ve İsmail tam bir huzura kavuşmuşken, Akın gibi birinin bizi tekrar o çukurun içine çekmesine izin veremem. Bunu Poyraz için, senin için, hepimizin o eski, korku dolu günlere dönmemesi için yapıyorum. Sizin iyiliğiniz, benim mutluluğumdan daha değerli.
Bu sözler üzerime bir ağırlık gibi çöktü. Simay’ın fedakarlığı, aslında kendi hayatını bir kalkan gibi önümüze sermesiydi. Ancak bu fedakarlığın bizi kurtarmayacağını, sadece daha derin bir acıya sürükleyeceğini biliyordum.
Aramızdaki gerginlik, kampüsün o güneşli bahçesinde, aslında hepimizin üzerine çöken yeni bir kışın habercisi gibiydi. İsmail, elini omzuma koyup beni sakinleştirmeye çalıştı...
Sırf bizi korumak için kendini o şerefsizin kollarına bıraktı...
İsmail yanaklarımı ellerinin arasına aldı
Merak etme birtanem o Akın denen pisliği ne yapıp ne edip okuldan arttırıcaz!
Mehmet güldü ve yaklaşıp konuştu..
Okuldan arttırma operasyonu mu!
İsmail başını salladı
Aynen öyle!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.21k Okunma |
1.25k Oy |
0 Takip |
100 Bölümlü Kitap |