
Evimize geri döndüğümüzde, kapının arkamızdan kapanmasıyla birlikte dışarıdaki tüm dünyayı, yaşadığımız tüm o karmaşayı ve yorgunluğu dışarıda bırakmış gibi hissettim.
Derin, rahatlamış bir nefes aldım. Salonda, sadece ikimizin olduğu o sessiz ve huzurlu an baş başa kaldığımızda, adımlarım kendiliğinden ona doğru gitti. Kollarımı yavaşça boynuna doladım, gözlerinin içine bakarak kalbimin en derininden gelen o sözleri fısıldadım.
Seni çok seviyorum birtanem. Karnımda senin çocuğunu taşımak, seninle bir aile olmak benim bu hayattaki en büyük şansım...
Gözlerindeki o sonsuz şefkat dalgası büyüdü, elleri belimi bulup beni kendine daha da yaklaştırırken sesindeki titremeyle konuştu.
Ben de seni çok seviyorum birtanem... Bizim bir kızımız olacak, hala inanamıyorum. Sanki... Sanki bir rüya gibi. Bizim kızımız oluyor, düşünebiliyor musun? Bizim kızımız! Bir kızım olacak... Ben onun saçlarını yapacağım, ona rengarenk elbiseler alacağım ona...
Aniden duraksadı. Yüzündeki o heyecanlı ifadenin arkasında, sanki uzun zamandır sakladığı bir sırrın tatlı telaşı belirdi. Kaşlarımı hafifçe kaldırarak sordum
Ona...
Gülümsedi, gözlerinde muzip ve bir o kadar da heyecanlı bir parıltı vardı.
Gel benimle... diyerek elimi tuttu.
İsmail önden yürüyerek beni evin o zamana kadar kapısı hep kapalı duran, boş odasına doğru götürdü. Kapıyı açıp içeri girdiğimizde ışığı yaktı. Gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi, ağzım açık bir şekilde duvardaki devasa resimlere bakakaldım. Her bir fırça darbesi, her bir renk o kadar tanıdıktı ki...
Bu resimler... Bu benim...
İsmail arkamdan gelip belime sarıldı, çenesini omzuma yaslayarak duvarları izledi.
Ben sen yokken, senden ayrı düştüğüm o zor günlerde hep senin resmini çizmiştim. Hatta bak, belki bu resmi hatırlarsın.
Odanın köşesinde, üzerinde beyaz bir örtü olan büyük bir tuvale doğru yürüdü. Elini kumaşa atıp tek bir hamlede örtüyü kaldırdığı anda gözlerim anında doldu, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı.
Galata Kulesi'nde... Anneme göstermek için çektiğin o fotoğrafım... Sesim titriyordu. Duvarlardaki portrelerime, bana bakarak çizdiği her bir detaya inanamayarak döndüm ona.
Bunları ne zaman çizdin...
Ayrılık arasında... Sana duyduğum o büyük özlem zamanlarında çizdim, dedi, sesinde geçmişin o buruk ama sevgi dolu yükü vardı.
Bu resimleri çizerken kendi kendime dedim ki... Eğer bir gün seninle evlenirsem, bu odayı çocuğumuzun odası yapacağım. Çünkü ben bu odada sana olan aşkımı, sevgimi, içimdeki tüm duyguları resme döktüm. Bu oda, bizim küçük kızımızın odası olmak için en doğru, en sevgi dolu yer...
Hıçkırıklarımı gizleyemeden arkamı döndüm ve İsmail’e sıkıca, sanki onu bir daha hiç bırakmayacakmış gibi sarıldım.
Gerçekten çok güzel düşünmüşsün... Bu resimler o kadar güzel, o kadar canlı ki. Kafamı ne tarafa çevirsem kendimi, daha doğrusu senin gözünden kendimi görüyorum. Sen ressam olmalıymışsın, bunun başka bir açıklaması olamaz.
Yüzünde hafif, buruk bir tebessüm belirdi.
Öyleydim... Yani, aslında ben üniversitede ressamlık bölümünü çok istiyordum ama kontenjan sayısı azdı. Ben de yeteneğimi kullanabileceğim mimarlığa geçiş yaptım.
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Bu ortak kader bizi bir kez daha şoke etmişti.
Ben de moda tasarımı istiyordum! Ama orada da kontenjan azdı, bu yüzden ailemin de yönlendirmesiyle mimarlığa geçtim...
İsmail hayretle bana baktı, ardından içten bir gülüş koyuverdi.
Baksana şuna... İkimiz de bilip bilmeden, daha birbirimizi tanımadan kaderimizi kabullenmişiz.
Evet, dedim başımı göğsüne yaslayarak.
İyi ki mimarlık bölümünü okuyoruz. Belki o gün o tercihleri yapmasaydık, mimarlığı düşünmeseydik yollarımız hiç kesişmeyecekti, hiç tanışamayacaktık... Bu gerçekten bizim kaderimiz.
Evet birtanem, çok haklısın...
Aramızdaki o çekim, geçmişin ve geleceğin birleştiği bu odada en yüksek noktasına ulaşmıştı. Dudaklarımızı sert ama tutku dolu bir hamleyle birleştirdi. İsmail, ellerini belime dolayıp beni hafifçe yukarı kaldırdı ve hemen arkamızda duran, üzerinde kurumuş boyaların, fırçaların olduğu ahşap masaya oturttu. O sırada kalçamızın değdiği yerdeki boya tüpleri ve fırçalar büyük bir gürültüyle yere düştü, odanın zeminine saçıldı. Ama ikimizin de umurunda değildi.
Dudakları dudaklarımdan hafifçe ayrıldı, nefesi nefesime karışırken gözlerimin içine dalarak konuştu.
Zamanında sadece resimlerini çizerek avunduğum kadın... Tam da onun resmini çizdiğim yerde, onu deliler gibi düşündüğüm o masada, şimdi kollarımın arasında. Dudaklarımın ucunda...
Karnımda adeta binlerce kelebek aynı anda kanat çırptı. Kalbimin ritmi hızlanırken ona daha da sıkı sarıldım, varlığımı hissettirmek istercesine, Buradayım, diye fısıldadım. Gerçekten buradayım.
Bakışları masanın üzerinde kalan birkaç boya tüpüne ve hemen yanımızdaki boş tuvale kaydı. Yüzünde muzip bir ifade belirdi.
Seninle beraber bir resim çizelim mi? dedi.
Gülümsedim, merakla gözlerinin içine baktım.
Olur... Ne çizeceğiz?
Sağ dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı, o kendine has, gizemli ve çekici gülüşünü yüzüne yerleştirdi. Gözlerini gözlerimden ayırmadan fısıldadı.
İzle ve gör.
İsmail’in o derin mavi gözleri, arzunun getirdiği karanlıkla büyüleyici bir şekilde doğrudan gözlerimin içine kenetlendi.
Masanın üzerindeki irili ufaklı yağlı boya tüplerini, sıvı akrilik şişelerini tek bir hamlede kavradı. Arkasını dönüp odanın ortasındaki boş, geniş zemine büyük bir profesyonel tuval bezi serdi.
Ardından tekrar bana doğru döndüğünde, gözlerindeki o sabırsız arzu dalgası üzerindeki her şeyi bir an önce söküp atma isteğiyle parlıyordu.
Aramızdaki o yakıcı çekimle, birbirimizin kıyafetlerini nefes nefese, çılgınca bir telaşla üzerimizden çıkarıp fırlattık.
Gömlekler, kumaşlar odanın bir köşesine savrulurken, ikimiz de sadece birbirimizin çıplak nefesiyle, tenimizin sıcaklığıyla ve odadaki yoğun boya kokusuyla baş başa kalmıştık.
Bu gece, dedi İsmail, sesi arzudan tamamen pürüzlü ve boğuk çıkıyordu. Sadece birbirimizi hissetmeyeceğiz. Birbirimizin bedeninde yok olacağız.
Elindeki sıcak sarı ve derin mavi boya şişelerini tamamen açtı. Önce kendi çıplak göğsünden aşağıya, kas katı kesilmiş karnına doğru bizzat kendisi döktü boyayı. Ardından bana doğru yaklaştı. Şişeyi hafifçe eğerek, yoğun likiti omuzlarımdan aşağıya, pürüzsüz köprücük kemiklerimin üzerine bocaladı.
Tenime değen o ıslak, yoğun sıvı göğüslerimin arasından süzülüp karnımın kavisine doğru akarken içim titredi.
Beni belimden yakalayıp arkamıza serdiği tuval bezinin üzerine çekti... Ellerini pürüzsüzce benim boyalı tenime sürdü avuçları göğsümdeki, karnımdaki boyaları kavrayıp kendi çıplak göğsüne bulaştırana kadar beni kendine doğru bastırdı.
İlk sürtünme, tenimizin birbirine temasıyla başladı. Göğüslerimiz birbirine değip dairesel hareketlerle ezilirken, mavi ve sarı renkler tenlerimizin arasında eziliyor, yeşilin en büyüleyici tonlarına dönüyordu. İnleyerek alnını alnıma dayadı. Göğsünü göğsüme sertçe sürterek yukarı aşağı hareket ettiriyor, aramızdaki o ıslak ve kaygan boya tabakası tenlerimizin birbirine kenetlenmesini daha da delice bir hale getiriyordu.
Bak, diye fısıldadı nefes nefese, mavi gözleri zevkle parıldarken. Renkler birbirine karışıyor... Tıpkı bizim gibi.
Dayanamayıp ellerimi masadaki kırmızı ve beyaz boyalara daldırdım. Boyayı avuçlarıma iyice buladıktan sonra ellerimi İsmail’in geniş sırtına yerleştirdim.
Bacaklarımı onun beline dolayarak kendimi yukarı doğru çektim ve kalçalarımı onun sertliğine sertçe sürttüm. Sırtını tırnaklarımla çizer gibi aşağı kayarken, avuçlarımdaki kırmızı boya onun o bembeyaz, pürüzsüz teninde uzun ve tutkulu şeritler bıraktı.
O açık teni, altın sarısı saçları ve üzerindeki bu renk cümbüşüyle kelimenin tam anlamıyla mitolojik bir figür gibi kusursuz görünüyordu.
Kalçalarımdan tutarak beni tamamen tuvalin üzerine yasladı. Üzerime abanırken, bedenlerimizin ağırlığı arakamızdaki beze binen boyaları etrafa yaydı. Göbeği göbeğime, kasıkları kasıklarıma sürtünürken aramızdaki o sıvı katman her hareketimizde tahrik edici, ıslak bir ses çıkarıyordu.
Dudaklarıyla boynumu ve omuzlarımı hırsla öperken omuzlarımdaki boya beyaz tuvali boyamaya başladı.
Kalçalarımı kavrayıp beni biraz daha yukarı çekti. Arkamı tuvale yasladı aramızdaki boyaların yarattığı o inanılmaz kayganlıkla birlikte, tek bir derin ve güçlü hamleyle içime daldı. O an ikimizin de dudaklarından odayı çınlatan bir inilti koptu.
Yanımızdaki tuvalin üzerinde kayıyor, her git-gel hareketinde kalçalarımız, bacaklarımız ve sırtımız beze yeni renk dalgaları kazıyordu.
Vücutlarımız adeta birer fırçaya dönüşmüştü, beyaz bez, kalçalarımızın ve sırtımızın sürtünmesiyle devasa bir soyut sanat eserine evriliyordu, karnımdaki boyaların onun kaslı göğsüne bütünüyle bulaştığını gördüm.
Karnımın üzerindeki o ıslak boya tabakası, onun her güçlü hamlesiyle göğsüne ve kasıklarına mühürleniyor, mavi, sarı ve kırmızının karışımı tenimizde adeta galaksiler yaratıyordu.
Sen... diye fısıldadı İsmail, sesindeki arzu o kadar yoğundu ki odadaki havayı titretiyordu. Hayatımda gördüğüm en güzel sanat eserisin...
Kalçalarımı ona doğru daha sertçe kaldırarak ritmine ayak uydurdum. Tuval, sırtımızın ve bacaklarımızın her hareketiyle sağa sola kayıyor, üzerindeki renk tonları birbirinin içine geçerek tamamen bize ait, doğaçlama bir şahesere dönüşüyordu. Aramızdaki o ıslak sıvının yarattığı kayganlık, tenimizin birbirine her temasında çıldırtıcı bir his uyandırıyordu..
Dudakları tekrar boynumu buldu, köprücük kemiklerimin üzerindeki boyaları tenime yedirerek hırsla, nefes nefese öptü beni.
Dudakları tenime sürtünürken. Benim bütün dünyam sizsiniz... dedi elini karnıma koyarak.
Gözlerimi kapattım ve kendimi tamamen onun ritmine, bizi saran bu renk cümbüşüne bıraktım. İsmail de sınırlarına geldiğini belli edercesine beni kalçalarımdan daha sıkı kavradı. Bakışları yeniden gözlerimi buldu o derin mavi gözler tamamen kararmış, tamamen bana odaklanmıştı.
Göğsü göğsümün üzerinde inip kalkarken, tenlerimizdeki boyalar artık tamamen birbirine karışmış, bizi tek bir beden haline getirmişti... İçimden çekildiği anda titreyen bacaklarımla ona tutundum.
Omuzlarımızın, sırtımızın, bacaklarımızın ve ellerimizin bıraktığı izler, kırmızının, yeşilin, mavinin ve sarının oluşturduğu o büyüleyici karmaşa, aşkımızın en somut, en soyut kanıtı olarak karşımızda duruyordu.
İsmail saçlarımı okşarken hafifçe güldü, sesi hala yorgun ama kelimenin tam anlamıyla huzurluydu.
Bak, dedi arkamızdaki şahesere bakarak. Dünyanın en güzel resmini çizdik... Bu odanın duvarında, kızımızın başucunda duracak.
Gülümsedim, karnımın üzerindeki elinin üzerine elimi koydum. Tenimizdeki boyalar kurumaya başlarken konuştum.
Bu zararsız boyalardan kurtulmak için duşa girmeye ne dersin...
Beni tek hamlede kucağına alıp burnunu burnuma sürttü.
Olur derim...
Beni o renk cümbüşünün içinden tek bir hamlede kucağına alıp banyoya doğru yöneldiğinde, tenimizde kurumaya başlayan boyaların yarattığı o gergin his, aramızdaki arzuyu henüz evcilleştiremediğimizin en büyük kanıtıydı. Sırtımı banyonun o buharlı, hafif serin mermer duvarına yasladığında dudaklarımdan derin bir nefes döküldü.
İsmail bir eliyle küvetin musluğunu sonuna kadar açıp sıcak suyun dolmasını sağlarken, diğer eliyle kalçamı kavrayarak beni kendine daha da mühürledi. Bakışları, yüzümdeki, boynumu kaplayan ve göğüslerimin üzerine yayılan o renk karışımlarında deli gibi geziniyordu.
Halâ üzerindeki en güzel renk benim kırmızım... diye fısıldadı, sesi arzudan pürüzlenmiş, tamamen boğuklaşmıştı. Dudaklarını, köprücük kemiğime bastırdı.
Islak, sıcak diliyle tenimi sertçe yalamaya başladığında kasıklarımda uyanan o tanıdık ve deli edici sızıyla başımı geriye doğru attım, mermere yasladım.
Küvet sıcacık suyla dolduğunda, İsmail beni yavaşça suyun içine bıraktı ve kendisi de hemen arkamdan sırtını küvete yaslayarak oturdu. Beni göğsüne doğru çektiğinde, suyun sıcaklığı tenimizdeki akrilik ve yağlı boyaları anında çözmeye, suyun rengini bulandırmaya başladı.
Beyaz köpükler, mavinin, sarının ve kırmızının tonlarıyla boyanırken, suyun altında birbirine değen tenlerimiz pürüzsüz bir kayganlığa kavuşmuştu.
Dayanamayarak suyun içinde dizlerimin üzerinde doğruldum ve yüzümü ona dönerek bacaklarımı onun bacağının iki yanına attım. Doğrudan kucağına oturduğumda, suyun kaldırma kuvvetiyle kasıklarım sertliğine tamamen yaslandı... Ellerini ıslak belime yerleştirip beni sabit tutmaya çalıştı ama bende duracak güç kalmamıştı.
Göğüslerimi onun geniş, ıslak göğsüne sürterek kalçalarımı yavaşça, dairesel hareketlerle onun üzerinde kaydırmaya başladım.
Başını küvetin kenarına yaslarken boynundaki tüm damarlar belirginleşmişti. Gözlerini kapatıp dişlerini sıktı daha fazla dayanamayarak ellerini kalçalarımın altına geçirdi. Beni hafifçe havaya kaldırıp, o çıldırtıcı kayganlığın da yardımıyla, tek ve derin bir hamleyle kendisini içime hapsetti. Suyun sıcaklığı, içimdeki o yakıcı hisle birleştiğinde dudaklarımdan dökülen çığlık, onun erkeksi iniltisiyle harmanlandı.
Elleri kalçalarımı sımsıkı mühürlemişken, bacaklarımı beline daha sıkı doladım. Dizlerimin üzerinde yükselip kendimi tamamen onun o sert, durdurulmaz ritmine bıraktım. Kucağında delice, hırsla zıplarken, suyun o çalkantılı, ıslak sesi banyonun duvarlarında yankılanıyordu. Her aşağı inişimde içime daha derin, daha yakıcı bir şekilde doluyordu.
Başımı geriye atıp nefes nefese inlerken, ellerimi onun ıslak saçlarına daldırdım. Bakışları yüzümdeki, gözlerimdeki o tamamen kaybolmuş ifadeye kilitlendi. Göğsüm hızla inip kalkıyor, kucağındaki her hareketim küvetteki suyu delice dalgalandırarak mermerlere taşırıyordu. Tam o an, hissettiğim o yoğun, ruhumu eriten hazla birlikte gözlerinin içine baktım. Dudaklarımdan dökülen nefes nefese bir fısıltıyla konuştum.
Sanırım bu sefer kızımız istemiyor... tamamıyla ben sana aşeriyorum... Sadece sana...
Bu sözlerim onun içindeki son kontrol kırıntısını da paramparça etti. Mavi gözleri koyulaşarak tamamen karardı, kalçalarımı tutan elleri etimi ezecekmiş gibi sıkılaştı., adımı bir yemin gibi fısıldayarak kalçalarımdan tuttu ve beni kendine doğru daha sert, daha acımasızca bastırıp hızını artırdı.
Kucağında ritmik, deli edici bir hızla yükselip alçalırken, içimde patlayan o yoğun dalgalarla çığlık çığlığa onun omuzlarına tutundum daha fazla dayanamayacağını belirten derin, gür bir iniltiyle içimde titredi, başını boynuma gömerek bizi o tatmin dolu sessizliğe bıraktı.
Suyun içinde dakikalarca, nefeslerimiz düzene girene kadar birbirimize sarılı halde kaldık. Tenimizdeki son boya kalıntıları da suyla akıp gitmişti. İsmail beni küvetten dikkatlice çıkardı, büyük yumuşak havlularla ikimizi de kuruladıktan sonra beraber dişlerimizi fırçaladık aynaya bakarken istemsizce gülümsedim... Ellerini belime dolayıp karnıma dokundu.
Sanırım sevişmeye aşeren ilk kadın sensin birtanem hehehe-
Çünkü karnım biraz şiştiğinde seninle sevişemicez...
Dur bi dakika ben bunu nasıl unuttum...
Doğum yaptıktan sonrada 40 gün berbaber olamayız kızımın babası yani bu günlerin kıymetini bil.
Beni incitmekten korkar gibi kucağına alarak yatak odamıza taşıdı.
Yatağın içine girdiğimizde odanın serinliği tenimizi ürpertti ama İsmail anında arkamdan bana sarılarak göğsünü sırtıma mühürledi. Bir elini yavaşça karnımın üzerine, kızımızın olduğu o kutsal kavisin üzerine yerleştirdi. Dudaklarını saçlarımın arasına bastırıp derin bir nefes aldı. Yaşadığımız o sanatsal, tutkulu gecenin ve küvetteki o yoğun arzu patlamasının ardından, ruhuma çöken o tarifsiz huzurla gözlerimi kapattım.
Birbirimizin sıcaklığına sarılarak derin bir uykuya daldık.
Ertesi sabah, odanın içine sızan yumuşak haziran güneşiyle birlikte gözlerimi açtım. Başımı hafifçe çevirip yanı başımda, altın sarısı saçları yastığa dağılmış, melekler gibi uyuyan kocama baktım. Yüzünde gecenin huzurlu yorgunluğu vardı.
Onu izlerken, birden karnımın derinliklerinde o tanıdık, ani ve bastırılamaz kıpırtıyı hissettim. Midem kazınmıyordu, hayır, bu bambaşka bir şeydi.. Gözlerimi kırpıştırıp tavana baktım.
Canım... yeşil erik istiyordu. Isırdığımda ağzımın içini kamaştıracak kadar ekşi, sert, kütür kütür yeşil eriklerden istiyordum.
Yatakta yavaşça doğruldum, elim kendiliğinden karnıma gitti.
Kızım... diye fısıldadım içimden gülerek, Anlaşılan babanın dün geceki fırça darbeleri seni de acıktırmış...
Daha fazla dayanamayarak yanıma döndüm. Parmaklarımı pürüzsüz, çıplak omzunda yavaşça gezdirdim. Eğilip yanağına, ardından o dudaklarına yumuşak öpücükler kondurdum.
Hayatım... diye fısıldadım, sesimi biraz cilveli, biraz da o çaresiz aşerme telaşıyla büyüterek.
Birtanem, uyan hadi...
İsmail derin bir nefes alıp gözlerini hafifçe araladı. O masmavi gözleri uykulu uykulu bana bakarken yüzüne dünyanın en güzel, en şefkatli gülümsemesi yerleşti. Elini hemen belime atıp beni kendine doğru çekmeye çalıştı.
Günaydın canım... Rüya bitmemiş, hala kollarımın arasındasın, diye mırıldandı uykulu, boğuk sesiyle.
Gülümseyerek parmaklarımı dudaklarına bastırdım, geri çekilmesini engelledim. Gözlerimi hafifçe büyüterek, içimdeki o tatlı telaşı sesime yansıttım.
Rüya bitmedi aşkım ama bizim küçük kızımız güne oldukça iştahlı başladı. İsmail, canım o kadar feci bir şey istiyor ki, duramıyorum yerimde.
İsmail anında gözlerini tamamen açtı, yatakta hafifçe doğrulup endişe ve merak karışımı bir ifadeyle yüzüme baktı. Eli hemen karnımı buldu.
Ne istiyor benim güzel kızım? Söyle hemen annesi-
Yeşil erik... dedim, yutkunarak. Ama böyle kütür kütür olacak, sert olacak. Üzerine bolca tuz ekeceğiz, ısırınca ağzımız sulanacak. Hamileliğin başından beri hiç böyle olmamıştım, yemin ederim burnuma kokusu geliyor şu an. Lütfen bana erik bul...
Bizim kızımız tatlı,ekşi çok seviyor sanırım hıh annesi?
Karnıma dokunup konuştum
Sanırım daha fazla ekşi seviyor çünkü dün çağla istedi bugün yeşil erik-
İlk önce şeker istedi ama küçük hanım unutmayalım-
Bide canım çikolata istiyor şimdi canım istedi-
Hahaha bilmeymiyim senin çikolata aşkını!
Her çeşitinden al hemen hemde bak şu fındıklı olanlar varya onlardan 10-15 paket al hadi durma git al ne duruyorsun-
Birtanem sen çikolata sevdiğin icinyben mutfakta bir dolabı tamamıyla çikolatalarla doldurdum...
Ay gerçekten mi!
Yataktan fırladım hızla merdivenlerden inil mutfağa girdim. Çekmeceleri karıştırırken fındıklı çikolataları görüp heyecanla paketi açtım ben çikolataları yerken İsmail mutfağın kapısına yaslanmış kollarını göğsünde kavuşturmuş bana bakıyordu.
Afiyet olsun hayatım.
Görmezden gelip çikolata yemeye devam ettim. İsmail dolabı açıp bana seslendi.
Birtanem...
Arkamı döndüğüm anda dolapta erik elma armut ayva karpuz bile vardı ağzım açık İsmail'e baktım.
Aşkım bu ne?
Ben bizim kızımız ne ister bilmediğim için dün gece bizimkilere kadınların en çok aşerdiği şeyleri aldırdım.
Dolabı tıka basa dolduran meyveleri izlerken içimdeki o tatlı hayranlık hissi katlanarak büyüdü.
Erik işte orada erik!
Gel sen otur ben sana tabağa koyup getiriyorum yanında tuzla birlikte.
Masaya geçip oturdum, gözlerimi bir an bile ondan ayıramıyordum. Üzerinde sadece alt eşofmanı vardı; sabah güneşinin vurduğu o geniş, güçlü sırtında, dün geceden kalma benim tırnaklarımın izi hafif bir kızarıklık olarak hala duruyordu. Ona bakarken yanağımın içinin erik düşüncesiyle sulandığını hissettim.
İsmail, derin bir kaseye doldurduğu buz gibi, yemyeşil, kütür kütür erikleri tezgahtan aldı. Yanına da küçük bir kapta tuzu ekleyip masaya, tam önüme doğru yürüdü. Kaseyi masaya bırakırken eğilip saçlarımın arasına sıcacık bir öpücük kondurdu.
Buyur dünkü çılgın ressamın, bugünkü iştahlı kraliçesi... Bol tuzlu, tam istediğin gibi.
Sen gerçekten delisin... diye mırıldandım, sesimdeki minnet ve sevgi karışımı tınıyı gizleyemeyerek.
Düşünceli deli sevgilim benim.
Hemen kaseden en sert, en parlak olan yeşil eriği seçtim. Parmağımın ucuyla tuza iyice buladıktan sonra büyük bir sabırsızlıkla ısırdım. O an odanın sessizliğinde çıkan o küt sesiyle birlikte ağzımın içine yayılan ekşilik ve tuzun muhteşem uyumu, kelimenin tam anlamıyla beynimde havai fişekler patlattı.
Gözlerimi zevkle kapatıp derin bir Oh... çektim.
İsmail karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu, kollarını masaya yaslamış, çenesini ellerinin üzerine koymuş bir halde beni izliyordu. Mavi gözlerinde öyle yoğun bir şefkat, öyle derin bir huzur vardı ki, erikten aldığım haz bile onun bu bakışının yanında sönük kalırdı.
Nasıl? Bizim küçük hanımın keyfi yerine geldi mi bari? diye sordu, dudaklarının kenarında o hayran olduğum muzip gülümsemeyle.
Ağzımdakini yutup hemen ikinci eriğe uzanırken kafamı hızla salladım.
Geldi ki ne geldi! Bak, yemin ederim içimde bir yerlerde şu an takla atıyor olabilir. Hayatımda hiç bu kadar lezzetli bir erik yediğimi hatırlamıyorum.
Bir eriği daha tuza batırıp ona doğru uzattım.
Ye bakayım, kızının iştahından sana da bulaşsın.
Dudaklarını hafifçe büzüp eriği elimden ısırdı, ekşi tadı alır almaz gözlerini kırpıştırıp yüzünü ekşitti. Onun bu haline yüksek sesle bir kahkaha attım. Dün gece banyoda o maskülen, o durdurulmaz olan adam, şimdi bir parça ekşi erikle çocuk gibi afallamıştı.
Kız babası olmak kolay değil İsmail Bey, daha şimdiden onun zevklerine ayak uyduracaksın, dedim cilveli bir tonda.
Ben onun her şeyine ayak uydurmaya hazırım, dedi ses tonu birden ciddileşip derinleşirken. Masanın üzerinden uzanıp erik tutan elimi kavradı, parmaklarımı dudaklarına götürüp uzunca öptü.
Sizin için, ikiniz için de canımı vermeye hazırım ben. Dün gece o odada, sonra banyoda... Sana her baktığımda, içimde büyüyen bu ailenin sorumluluğu beni daha da güçlü bir adam yapıyor sanki.
Gözlerim her zamanki duygusallığımla anında buğulandı. Elimi elinin içinden çekip ayağa kalktım, onun yanına gidip kucağına oturdum. Kollarımı boynuna dolarken, çıplak göğsünün sıcaklığı dünkü o yangını hafifçe tetikler gibi oldu ama bu seferki tamamen saf bir sığınma arzusuydu.
Başımı boyun girintisine yerleştirdim, teninden yükselen o tanıdık, erkeksi koku içimi tamamen huzurla doldurdu.
İyi ki benim kocamsın, iyi ki senin ressamlık, benim de moda tasarımı bölümündeki kontenjanlarımız azmış da yollarımız mimarlıkta kesişmiş... diye fısıldadım
Elleri belimi buldu, beni kendine iyice bastırırken derin bir nefes aldı.
İyi ki birtanem... Şimdi, bu güzel sabahı ve bu enerjik kahvaltıyı neyle taçlandırıyoruz biliyor musun?
Başımı kaldırıp merakla yüzüne baktım.
Neyle?
Yukarıdaki odaya geri döneceğiz. Ama bu sefer kıyafetlerimiz üzerimizde olacak, diyerek hafifçe güldü. O devasa tuval bezinin kurumasını beklerken, odayı yavaş yavaş kızımızın odası yapmak için plan çizmeye başlayacağız. Ne de olsa ikimiz de mimarız, değil mi? Kızımızın beşiği nereye gelecek, o çizdiğimiz şaheser hangi duvara asılacak... Hepsini projelendirelim.
Bu fikir içimi öyle bir heyecanla kapladı ki, kucağından adeta fırlayarak kalktım. Elinden tutup onu da peşimden sürüklemeye başladım.
Hadi o zaman, durma! Al erik kasesini de yukarı çıkıyoruz. Çizim defterimi ve kalemlerimi getirmeyi sakın unutma!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.21k Okunma |
1.25k Oy |
0 Takip |
100 Bölümlü Kitap |